Son Dakika

Son Dakika

Hayatı basitleştiren İskandinav dillerindeki 5 sihirli kelime

Okunan haber:

Hayatı basitleştiren İskandinav dillerindeki 5 sihirli kelime

Hayatı basitleştiren İskandinav dillerindeki 5 sihirli kelime
Metin boyutu Aa Aa

Birleşik Krallık’tan İsveç’e hayalimdeki ilk işle ilgili teklif aldıktan sonra taşındım, o zamanlar bu ülke ve kültürü hakkında çok az bir bilgiye sahiptim. Yaşamak ve çalışmak için harika bir yer olduğundan dolayı şanslıydım – fakat benim ülkemden çok daha pahalı bir yerdi. Para harcarken dışarıda yemek yeme ve özellikle de içki içme tercihlerime dikkat etmem gerekiyor, başkentte kiralar yüksek, ailemi görmek için yaptığım yolculuklar gibi göz önünde bulundurmam gereken ekstra harcamalar oluyor.

Fakat buradaki yaklaşık üç yılın ardından, tarçınlı rulolara bağımlılığın yanı sıra daha iyi bir yaşam kalitesi, para ile hedef belirlemeye dair daha sağlıklı kararlar almaya başladım. Bunlar oraya alışmamda bana yardımcı olan İskandinav dilindeki kelimeler.

1.Janteloven (Danca) – Jante’nin Yasası

Bu kavram 1930’lardan kalma Danca kaleme alınmış bir kitaptan geliyor. Hayali bir kasabanın 10 kuralından bahseden kitap özetle “Kendinin bizden daha iyi olduğunu düşünme” diyor. Bu günlerde, genellikle İskandinav toplumunun yazılmamış kodlarından bahsedilirken kullanılıyor: Egoya karşı mütevazılığa değer verme, kendini üstün görmeye karşı herkesten biri olma. Bazı insanlar, bunun kişinin benliğiyle övünmesinden ziyade benliğinden korkmasına neden olan hasmane bir görüş olduğunu söylüyor. Gel gelelim İskandinavya pop müzikten çevre dostu teknolojiye kadar birçok alanda inovasyona ev sahipliği yapıyor. Jante’yi, bireysel başarının sizi diğerlerinden üstün kılmadığı şeklinde yorumluyorum ve bu da benim için gerçekten hoş bir bakış açısı.

Üniversite yıllarım boyunca ve kariyerimin ilk günlerinde, ne kadar para kazandığımdan nasıl göründüğüme varıncaya kadar her yönden başarılı olmak için kendime baskı uyguladım. Kendinizi yaşıtlarınızla karşılaştırmak ve hayatta “kazanmak” için sayısız hedefler belirlemeye girişmek kolay ama yıkıcı bir döngü. Ben hala işimi iyi yapmayı ve kariyerimde ilerlemeyi hedefliyorum, fakat herkesin farklı ama eşit rol oynadığı bir toplumun parçası olma hissi, bir sonraki önemli hedefe koşmaktan ziyade beni frenliyor ve nerede bulunduğumu iyi hissetmeme yardımcı oluyor.

2.Döstädning (İsveççe) – Ölüm Temizliği

Ölüm ve temizlik kavramı genellikle düşünmekten kaçınmaya çalıştığım iki kelimenin birleşimi, fakat kavramın arkasındaki fikir ise şaşırtıcı derecede hoş. Kendisi öldükten sonra başa çıkmak zorunda kalmasınlar diye ailesine bir yığın ıvır zıvır şey bırakmak istemeyen ve bu nedenle de eşyalarını özenle seçen İsveçli bir büyükannenin ortaya çıkardığı bir kelime. Daha önce okuduğum minimalizmden daha az bir aşırılık bu – kesinlikle sadece bir çatal bıçak takımına sahip olmak ve yerde uyumak değil, bu daha çok sevmediğin ve kullanmadığın her şeyden kurtulmak.

Her bir nesnenin hayatınızdaki rolüne bakma fikri benim için yararlı oldu. Son beş yılda evimi dokuz kez taşıdım, bu da dağınıklıktan kurtulmayı pratik bir gereklilik haline getiriyor. Benim küçük dairem Instagram’da veya dergilerde gördüğünüz o bozulmamış İskandinav estetiğine hiçbir zaman erişemeyecek, fakat beraberimdeki şeylerin benim için yararlı olduğuna veya onları sevdiğime emin olmaya çalışıyorum. Güzel defterleri biriktirme alışkanlığım buna bir örnek, çünkü onlara yazmaya değecek bir fikri bulmayı bekliyordum. Ev değiştirdiğim her defasında boş defterlerle dolu bir ayakkabı kutusunu taşıyınca, sonunda haklarını vermek için bu defterleri kullanmaya başladım. Hayat dağınıklık içinde yaşamak için çok kısa, fakat güzel bir deftere yazmamak veya güzel tabaklarda yememek için de çok kısa.

3.Lagon (İsveççe) – Aşırıya kaçmadan

Bu kelime genellikle “tercümesi yapılamayacak” kemiler listesinde yer alır, ancak kabaca “aşırıya kaçmamak” anlamına gelir: ne çok fazla ne de çok az. Kahvenize ne kadar süt istersiniz? Lagom süt. Hava nasıl? Lagom sıcaklıkta. Hafta sonunuz nasıl geçti? Oh, lagom.

Ben içgüdüsel olarak ya hep ya hiç diyen bir insan değilim. Eğer fit olmak isteseydim, bir sürü kıyafet alır ve üç farklı egzersiz etkinliğine yazılırdım (sonra altı hafta içinde çaresiz bir şekilde bırakırdım); eğer daha fazla para biriktirmek isteseydim, içki, yeni kıyafetler alma ve dışarıda kahve içmek alışkanlığımdan vazgeçerdim (sonra altı hafta içinde çaresiz bir şekilde bırakırdım). Ve yeni bir şehre taşınmak, orada kendini kaybetmek ve zamanının “büyük bölümünü” dur durak bilmeden çalışarak geçirmek kolaydır – yurt dışında üniversitedeyken yaptığım buydu. Fakat bu da yiyecek, içecek ve programıma sığdırabildiğim her etkinliğe giriş için, kaldı ki bu etkinliklerin çoğunun keyfine varamayacak kadar yorgun oluyordum, bir sürü para ödemek anlamına geliyor.

Şimdi lagom topraklarında geçirdiğim üç yılın ardından, bu fikir aklıma yer edinmeye başladı. Heyecan duymadığım davetlere “hayır” demek kendime daha fazla zaman bıraktırıyor ve gerçekten yapmak istediğim şeylere de “evet” diyebilmek için para biriktirmemi sağlıyor. İlk düşündüğümde sıkıcı ya da sıradan bulduğum lagom aslında hayatında dengeyi sağlamakla alakalı bir şey.

4.Friluftsliv (Norveççe) – Açık hava yaşamı

Teorik olarak açık havada zaman geçirmenin ve egzersiz yapmanın faydalı olduğunu biliyordum, fakat İsveç’te üç yıl yaşadıktan sonra bunlar günlük hayatımın ayrılmaz bir parçalı haline geldi. Bunun uzun kışlarla bir ilgisi olduğunu düşünüyorum, eğer İsveçliler evden dışarı çıkmak için güzel bir günü bekleyecek olsalardı, inzivaya çekilmiş insanlar olarak yaşarlardı. Şimdi kışı düşünmeden dışarı çıkıp hava alabiliyor ve egzersiz yapabiliyorum; hafta sonları doğa yürüyüşü yapıyorum, yazları göllerde yüzüyorum ve kış günlerinde erkenden batan güneşten D vitamini almak için dışarıda zaman geçiriyorum. Ülkemde ise pahalı spor salonu etkinlikleri için para ödüyordum, hatta en çok keyif aldığım egzersizleri (koşu, yoga, pilates, dans) ücretsiz yapma imkanı varken.

Zihinsel ve fiziksel sağlığım üzerindeki olumlu etki gözle görülür halde ve arkadaşlarımla her zaman paralı etkinliklere katılmaktan ziyade yürüyüşte veya sahilde buluşarak çok fazla para biriktirdim. Bir bara veya kahve dükkanına gitmenin daha yaygın olduğu İngiltere’ye kıyasla, burada arkadaşınızla bir parkta buluşmayı teklif ettiğinizde kimse şaşırma tepkisi vermiyor.

5.Hyggeimysig (Dana/İsveççe) Rahatlık

Muhtemelen bu terimi duymuşsunuzdur. “Hygge” binlerce blog yazısına ve resimli kitaplara konu oldu. Özel bir rahatlık ve samimiyet anlamına geliyor. İsveççe’deki karşılığı ise mysig.

“Hygge” hissini elde etmek için insanların çoğu gibi uyarak pahalı mumlar, yün çoraplar veya markaların kabarık tüylü beyaz halılarını almaya gerek yok. Eğer birçok İskandinavyalıyla konuşursanız size, buradaki konseptin sadece rahatlamak için aileyle, arkadaşlarla veya bir başına zaman geçirmek olduğunu söyleyecek. İsveççe’deki “fredagsmys” terimi ailenizle birlikte bir geceyi, çoğu zaman abur cubur yiyerek önemsiz televizyon programlarını izleyerek geçirmek için kullanılır.

Listedeki bu trendlerin çoğunda şöyle bir şey var: bunları başarmak gerçekten oldukça basit. Şu anda İskandinav olan her şeye can atılıyor. Haberler sıklıkla bizi en mutlu, en başarılı, en şık, en mükemmel ülkeler olarak gösteriyor, bu soğuk kuzey ülkelerinin geri kalanımızdan sakladığı sırları açığa çıkarmak için çabalıyorlar. Benim tecrübelerime göre ise bunun büyük bir kısmı basit şeylerin kadrini bilmekte yatıyor.

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Türkiye ve Avrupa'da taşıyıcı annelik nasıl uygulanıyor?

Afganistan'dan Avrupa'ya 4 bin km yürüdü, şimdi vücudunu satarak hayatta kalabiliyor