Son Dakika

Son Dakika

Türkiye’den göç yüzde 42,5 arttı: Diplomalı göçmenler anlatıyor

Okunan haber:

Türkiye’den göç yüzde 42,5 arttı: Diplomalı göçmenler anlatıyor

uçak, yolcular
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye’den Avrupa’ya 1960’larda ekonomik nedenlerle başlayan göç hareketinde 2016’dan bu yana dikkat çekici bir değişim gözleniyor. Türkiye’nin beyin göçü tarihte sayısal anlamda benzeri görülmemiş bir noktaya ulaştı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı ‘Uluslararası Göç İstatistikleri’ raporuna göre 2017’de Türkiye’den göç eden kişi sayısı bir önceki yıla kıyasla yüzde 42,5 artış göstererek 253 bin 640 oldu. Bu durum, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası iki yıl yürürlükte kalan OHAL sürecinde on binlerce kişinin Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile işini kaybetmesinin doğurduğu sonuçlardan biri olarak değerlendiriliyor.

İyi eğitimli ve vasıflı vatandaşlar, tecrübeleri ve ceplerinde diplomaları ile kendilerine yeni bir düzen kuracakları ülkelere göç ediyor. Çoğu, rotayı Avrupa Birliği ülkelerine çevirmiş durumda.

Peki arkalarında neleri bırakıyor, gittikleri yerlerde nelerle karşılaşıyorlar?

“Türkiye’de bir akademik soykırım yaşanıyor”

OHAL sürecinde ihraç edilmesinin ardından Hollanda’ya sığınan 46 yaşındaki akademisyen Vefa*, Türkiye’deki tabloyu “Büyük bir akademik soykırım” olarak tanımlıyor. “İnsanlar umutsuz ve çaresizler. Mutlu bir ailem, başarılı bir kariyerim vardı. Üniversitede akademisyendim, eşim ise işine aşık bir öğretmendi” diyen Vefa, eğitim yönetiminde yüksek lisans ve İşletme Yönetimi Yüksek Lisansı (MBA) yapmış. Doktora eğitimine başlamış ancak darbe nedeniyle tamamlayamamış.

Eşinin ve kendisinin artık kariyerleri olmadığını ama ellerinde özgürlükleri olduğunu söylüyor. “Türkiye’de akademik alanda inanıyorum ki 5-10 yıllık bir durağanlık gözüküyor. Yani bunu fetret devri olarak değerlendiriyorum. Neden fetret devri? Çünkü Türkiye’de üst düzey bir akademik kadro kendisini güvensiz hissettiği için yurt dışına çıktı. Türkiye’deki iyi eğitimli bu kadroların en azından %25-30’luk oranı yurt dışına çıkmıştır. %10-15’lik oranı da cezaevine girmiştir. Bu resmen bilime neşter vurmak. Türkiye’nin böyle bir ortamda bilim üretmesini imkansız görüyorum. Beyin nereden göçüyorsa kaybedeni orasıdır, kim bu beyine kapılarını açarsa ki bu bilgidir, zaman bilgi çağıdır, kazananı ise o ülkedir.”

“Ölümü de göze alıp küçük bir çanta ile Yunanistan’a geçtik”

Türkiye’deki bir üniversitede doçent olarak görev yaparken göç etmek zorunda kalan ve isminin gizli kalmasını isteyen kadın akademisyen ve eşi ile birlikte Rotterdam’daki bir kütüphanede konuştuk. 19 ay önce Hollanda’ya gelmişler.

Güneydoğu Anadolu’da sokağa çıkma yasakları ve operasyonlar sırasında yaşanan insan hakları ihlallerine karşı ‘Barış için Akademisyenler’ inisiyatifinde imzası bulunan akademisyenlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısının ardından ‘terör örgütü propagandası’yla suçlanıp gözaltına alınmaya başlanmasını hatırlatıyorlar...

“Darbeden sonra kesinlikle ülkeyi terk etmek gibi bir düşüncemiz olmadı. Suçlamalar başladı birçok akademisyen, hukukçu tutuklanmaya başladı. İşimi kaybettim, eşim işini kaybetti. İnsanların bizlere bakışı değişti. Çalıştığım alanda iyi bir akademisyen olduğumu düşünüyordum. İş başvurusu yapıyordum, üniversitedeki rektörler bizimle çalışmayı arzu ediyorlardı ancak hakkımızdaki soruşturmalardan dolayı bizlere tüm kapılar kapandı. Kapıların kapanması ve insanların ön yargıları durumu zorlaştırdı. Normal zamanda telefonlarımın yoğunluğundan dolayı telefonlarımı açamazdım ama artık telefonlarımız çalmaz oldu. Ödemelerimizi yapamaz duruma geldik. Son olarak hem çocuklarımızın geleceğini hem de kendi geleceğimizi göremez olduk. Haklarımızı arayamaz hale geldik.

Geleceğimiz kalmadı ve yurt dışına çıkmamız gerektiğine karar verdik. Pasaportlarımız iptal edilmişti. Ölümü de göze alarak bir sabah yola çıktık. Çok ciddi meblağlar ödeyerek bu yolculuğu yaptık. Çocuklarımıza en sevdiğiniz en küçük oyuncaklarınızı yanınıza alabilirsiniz dedik. Küçük bir çanta ile Yunanistan’a geçtik ve ardından Hollanda’ya geldik.”

“15 Temmuz sonrası komşularımızın bakışı bizi dehşete düşürdü”

İki yıldır ülke dışında yaşayan Prof. Dr. Nevzat Uslu “Türkiye vicdanlı, topluma değerler katmaya çalışan insanlarını kaybetti. Bu durumda kazanan, bulunduğumuz ülkeler olacak.” diyor.

Darbeden sonra 18 Temmuz 2016’da ailesi ile birlikte Hollanda’ya gelmişler. En büyük kazanımının ve kendisini en mutlu eden olayın çocuklarını Türkiye’den çıkarmak olduğunu ifade eden Uslu, “Darbe girişimi sonrası insanların yüzündeki bakışları beni dehşete düşürdü. Komşularımızın bizlere bakışları geleceğimiz konusunda beni endişeye sevk etti. İşin nereye uzanacağını hiç kestiremedik. Yeşil Pasaportumuz vardı. Olayların sıcaklığı ile çıktığımız için sorun yaşamadık. İlk planda Türkiye’den kaçmak için çıkmadım. Ama bir hafta, on gün sonra bunu yapamaz dediklerimizin hepsini yapmaya başladılar. Lise yıllarında defterlerimizin kenarlarına sınırı aşana, sınır yoktur sözü yazardık.” şeklinde konuşuyor.

Yeni taşındıkları evde sorularımıza cevap veren Uslu, Hollanda’da 1990’lı yılların başında yaptığı stajyerlik yıllarına geri döndüğünü söylüyor: “Herkes CV’mize baktığında benim büyük hastanelerde çalışmam gerektiğini ve tecrübemin çok fazla olduğunu dile getiriyor. Hatta burada stajını yaptığım hastane bana yayınları konusunda bile yardım etmemi istiyor. Hollanda’da geçerli olan sistem denkliğiniz olmadan adım atmanızı engelliyor. Mesleki denklik gerekli ama öncesinde ise dil konusunu halletmek gerekiyor. Bu konuda da haklılar. Yeteneğiniz çok iyi olsa dahi, hasta ile muhatap olacağınız için yanlış anlamalar çok büyük felaketler getirebilir”.

Altı aylık staj sonrası denklik sınavına gireceğini ama bu sürenin uzayabileceğini çünkü burada sürecin çok yavaş ilerlediğini belirtiyor Uslu ve ekliyor: “Açıkcası bu sürecin çok daha kısa olacağını düşünmüştüm. Dili çok yoğun çalıştım ve çalışmaya da devam ediyorum. Bir yıl içerisinde halledebileceğimi düşünüyordum. Ancak iki yıl oldu, yaşın ilerlemesi dil öğrenmeyi geciktiriyor.”

Türkiye’den gelen vasıflı göçmenleri ne bekliyor?

Akademisyen Vefa, aynı zamanda kariyer uzmanı. Türkiye’den Hollanda’ya gelen vasıflı göçmenler için tavsiyeleri var: “Hollanda’daki birkaç üniversite (Utreh ve Amsterdam’daki bazı üniversiteler) Türkiye’den çıkan beyin göçünden haberdar ve harekete geçmiş. Buradaki akademisyenlerin zor durumda kalabileceklerini düşünerek tüm akademisyenlere mesaj göndererek, bize başvurun, sizlere yardımcı olacağız dediler. Bu üniversiteler akademisyenlerin başvurmaları halinde bilim öğretmenlerine yardımcı olacaklarını söylediler. Dünyaca ünlü SAR adlı akademik kuruluş doktorasını tamamlamış akademisyenlere bilim üretmeleri durumunda yine maddi ve manevi bilim üretmeleri konusunda destek vereceklerini söylediler. Bulunduğu ülkelerde dil ve ülkeye entegrasyonu konusunda maddi desteğe ihtiyaçları varsa karşılıksız olarak bütçelerinden destek ayıracaklarını söylediler. Birçok akademisyen başvuruda bulundular ve bu destekten faydalandılar. Hollanda hükümetinin iltica talebinde bulunanlar ile ilgili olarak da bir şeması var. Öncelikle dil gelişimini tamamlanmasını istiyor. Dil gelişiminden sonra diploma değerlendirilmesini istiyor. Diploma değerlendirilmesinden sonra ise o kişinin yapabileceği meslek konusunda yol haritası belirleniyor.”

UAF adlı kuruluş yüksek eğitimli göçmenlerin ülkeye entegrasyonu konusunda devletin açamadığı kapıları açıyor. UAF rehber tayin ederek ‘koçluk’ sistemi ile kişilerin kendi branşlarına geçerek bilim öğretmeleri konusunda destek veriyor. Mesela devlet dil konusunda tüm maddi desteği verirken, bu tür kuruluşlar staj yapacak olan kişiye ulaşım masrafları ya da dil eğitiminde destek oluyor. Bu şekilde herkesi Türkiye’de yaptıkları meslek konusunda Hollanda’da değerlendirmeye çalışıyorlar.

Hollanda’nın çok ciddi bir şekilde öğretmen eksiği var. Devlet üniversite mezunlarını öğretmen olmaları konusunda yönlendiriyor. Bu konuda Belediyelerin kendi inisiyatifleri var. “Hollanda’da 4-5 belediye ile çalışma yaptıklarını ifade eden Vefa, mülteci konumunda üniversite mezunlarının başvuruda bulunmalarını istiyor. “1-2 yıl içerisinde dil konusunda yeterli seviyeye getirilerek staj yapmaları sağlanıp Matematik, Fizik, Kimya, İngilizce, Fransızca gibi 12 branşta çalışmalarını sağlama konusunda çabalaları var.”

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank da katıldığı bir açılışta, "İnsan kaynağımızı kaybediyoruz" demişti

“Ülkemde çalışmak isterdim, şu anki durum benim tercihim değildi”

“Burada yeniden öğrenme sürecine başladım. Türkiye’de proje yürütücüsü olarak yaptığım işi burada yardımcı eleman pozisyonunda yapıyorum” diyor Rotterdam’daki kütüphanede sohbet ettiğimiz kadın akademisyen.

“Tabii ki ülkemde çalışmak isterdim. Yurt dışındaki kongrelerde sunum yaparken ismimin yanında ‘Türkiye’ ibaresini görmek bana mutluluk veriyordu. Ama şu anda farklı bir ülke adına çalışıyorum ve bunun karmaşasını yaşıyorum. Kısa süre önce Belçika ve Almanya’da sunumlar yaptım. Bu acı veren bir durum ama bu benim arzu ettiğim bir şey değildi.”

Hollanda’da bir üniversiteye nasıl kabul edildiğini ise şöyle anlatıyor: “Kendimi onlardan birisi gibi hissetmeye başladım. Bu konuda iş arkadaşlarımın büyük bir emeği var. Sığınmacı olarak gelen akademisyenler için projeleri var. Schollar Rescue Fund ve Scholar at Risk adlı uluslararası kuruluşlara da başvurdum. Bu kuruluşlar risk altında olan akademisyenlere yardımcı oluyorlar. Ülkelerinden çıkamayan kişilere koruma sağlıyorlar. Yani ülkeden çıkmaları halinde bu kişilere iş imkanı sağlıyorlar. Bu kuruluşlar risk altındaki akademisyenleri bir üniversiteye yerleştiriyor. 1-2 yıl bir akademisyen gibi maaş veriliyor. Ev sahibi üniversitenin rolü ise akademisyeni iki yıl sonunda kendi ayakları üzerinde çalışabilecek bir duruma getirmeleri bekleniyor. Scholar at Risk yerleştirme yapıyor. Scholar Rescue Fund ise üst düzey akademisyenlere yardım ediyor. Bu kuruluşlara önceleri başvuru daha çok İran, Yemen gibi ülkelerden gelirken şimdi Türkiye de üst sıralarda.”

Tecrübelerini paylaşan diplomalı göçmenlerin çoğunun farklı hikayeleri var, fakat ortak görüşleri “Bilgi kimdeyse güç ondadır.”

*Adının gizli tutulmasını istediği için farklı isimlendirildi

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Avustralya'da iğneli çilek krizi: Bir çocuk şaka amaçlı yaptığını itiraf etti

Fransa'da eşini boğarak öldüren Türk vatandaşına 20 yıl ceza: Ben öldürmedim İslamcılar kumpas kurdu

Rain Lab: Doğadan, şehirlerden ve duygulardan beslenen müzik