Son Dakika

Son Dakika

Stagflasyon nedir? Türkiye stagflasyonda mı?

Okunan haber:

Stagflasyon nedir? Türkiye stagflasyonda mı?

Stagflasyon nedir? Türkiye stagflasyonda mı?
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye'de enflasyon artıyor buna karşın büyüme hızı giderek düşüyor. İşsizlik yükseliyor. Konkordato veya iflas ilan eden firmaların sayısı artıyor. Ekonomide daralma işaretleri Türkiye stagflasyona mı giriyor tartışmalarını yeniden başlattı. Peki stagflasyon nedir? Bir ülkenin ekonomisi nasıl stagflasyona girer? Stagflasyon halinde neler yaşanır, vatandaş nasıl etkilenir?

Stagflasyon nedir?

Stagflasyon, İngilizce 'Stagnation' yani durgunluk/daralma ve 'Inflation' yani enflasyon kelimelerinden türetilmiş bir ekonomik terimdir. Ekonomik hayatta hem durgunluk hem de enflasyon yaşandığı dönemlerde bu iki olgunun birbirini tetiklediğini ve büyüttüğünü anlatmakta kullanılır.

1970li yıllarda kullanılmaya başlanan bu terim gerek klasik iktisat teorisinde gerekse Keynesyen iktisat teoride paradoksal bir durum olarak değerlendirilir. Bunun nedeni genelde enflasyon ve işsizlik arasında ters orantılı bir korelasyon olmasıdır yani biri düşerken diğeri yükselir.

Örneğin durgunluk istihdamın düşmesi anlamına gelir ancak enflasyon olabilmesi için toplam arzın toplam talebi karşılayamıyor olması gerekir ki bu da arzı arttıracak iş gücü kalmadığını gösterir ve ekonominin tam istihdam ile tam kapasite çalışmasının bir yan etkisidir.

Stagflasyonda ise durgunluk artar ve istihdam düşerken talebi karşılayacak arz da yaratılamamaktadır. Her ikisinin de aynı anda yükselmesi içinden çıkılması zor bir sarmal haline dönüşür.

Türkiye stagflasyonda mı?

Türkiye'nin ekonomideki en kötü senaryolardan biri olarak kabul edilen stagflasyona girdiği henüz herkes tarafından kabul görmüş bir görüş değil ancak hızla bu noktaya doğru gidildiği konusunda bir tartışma yok.

Son olarak yüzde 25'e çıkan enflasyon oranı düşük büyüme beklentileri ile birleşmekte. Hayat pahallığı her alanda kendisini hissettirirken yeni vergiler, yeni zamlar aylık olarak geliyor. Döviz kurlarındaki yüksek artış sonucu büyük kısmı özel sektöre ait olan 457 milyar dolarlık dış borcun yıllık olarak çevrilmesini oldukça zorlaştırdı.

Sıkı mali politikalar uygulanacağının duyurulması, bazı mega projelerin askıya alınacak olması ve tasarruf tedbirlerine ilişkin açıklamaların piyasaları yeterli düzeyde rahatlatamıyor olması ekonomideki sıkıntının siyasi boyutları olduğuna işaret ediyor. Güvenilirlik konusunda yabancı yatırımcılara ve dış piyasalara verilen sözler kadar yurt içinde atılan siyasi ve ekonomik adımlar da büyük önem taşıyor.

Sorun ne?

Devlet mekanizmasının bir siyasi parti ile özdeşleşmesi, kamu kaynaklarının kullanımında şeffaflık ve hesap verebilirilik düzeyi, çeşitli fonların kullanımı ve aktarımı noktasındaki belirsizlikler ile ABD ve AB gibi küresel güçlerle olan inişli çıkışlı ilişkiler sürekli olarak ekonomi yönetimi alanında soru işaretlerine neden oluyor.

Bu soruların ve yarattığı sonuçların yer aldığı uluslararası raporlar, derecelendirmeler ve analizler siyasi yöneticiler tarafından taraflı ve amaçlı bulunarak dikkate alınmıyor. Yerel ve milli kurumların açıkladığı rakamlar ve bazı analizler de yabancılar nezdinde aynı muamele ile karşılaşıyor. Oluşan karşılıklı güven sorunu sonunda büyümek için dış yatırıma ve borca ihtiyaç duyan Türk ekonomisini etkiliyor.

'Henüz ekonomik kriz yok ama stagflasyon var'

Atilla Yeşilada

Konuya ilişkin olarak youtube kanalında görüşlerini aktaran Ekonomist-Yazar Atilla Yeşilada ciddi ekonomik krizlerde bankaların battığını, merkez bankasında döviz kalmadığını, kamuda maaşların ödenemediğini ve bunun gibi pek çok emare oluştuğunu ancak Türkiye'nin henüz büyük ekonomik krizde olmadığını söyleyerek stagflasyona ise çoktan girilmiş olduğunu ileri sürüyor.

Fiyat hareketlerinin hızlandığını ifade eden Yeşilada, hem çekirdek enflasyon hem de üç aylık hareketli ortalamaya bakarak bunun anlaşıldığını aktarıyor ve şunları söylüyor:

"TÜFE'nin hala ciddi bir ivmesi var ve önümüzdeki aylarda daha da yukarı gidecek. Yurtiçi ÜFE de yüzde 40'a çıkmış yani üreticiler fırsat bulduklarında maliyetlerindeki artışı tüketiciye yansıtacaklar. Aradaki 15 puanlık marj önemli çünkü ya hiç iç talep kalmıyacak ve şirketler batacak ya da biz tüketmeye devam edeceğiz ve fiyatlar yüzde 40 olmasa da yüzde 30'a kadar çıkacak."

Döviz fiyatlarının da 12 Ekim Brunson celsesi ile yakından alakalı olduğunu hatırlatan Yeşilada, serbest bırakılmadığı takdirde doların 7'ye kadar çıkacağını öngörüyor. Zam yapma gücü olan herkesin zam yaptığını belirten Yeşilada enflasyon trendinin devam edeceğini anlatarak üretimde ve siparişte aylık tedarik yöneticileri endeksinde son 9 yılın en düşük seviyesini görüldüğüne dikkat çekiyor. TÜİK'in ölçtüğü ekonomi güven endeksine de değinen Yeşilada düşüşün burada da devam ederek son 10 yılın en düşük seviyesine gerilediğini kaydediyor. Yeşilada "Klasik bir stagflasyona girdik" diyor.

Bu yaşanan stagflasyon değil

Gizem Öztok Altınsaç

Euronews'a konuşan Özyeğin Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Aktus Portföy Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç’a göre ise stagnasyon ayağının olabilmesi için bir arz eğrisinin kayması şart. Altınsaç ise Türkiye'de yaşananın arz değil talep kayması olduğunu belirtiyor ve şunları söylüyor:

"Şu anda karıştırılan şey aynı anda hem enflasyon yükselişi hem de talebin kısılmış olmasından kaynaklanıyor. O nedenle stagflasyon zannediliyor. Ekonomide bunlar gecikmeli olur. Türkiye henüz gerekli arz şokunu yaşanmadı böyle bir durum yok, oysa stagflasyonun teknik tanımı bu. 1970lerin ortalarında yaşanan ve stagflasyon terimini ortaya çıkaran petrol şoku gibi.

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Konkordato nedir?

Macar muhalif partileri Erdoğan-Orban görüşmesini protesto etti

Erdoğan: Suudi yetkililer 'gazeteci buradan çıktı' diyerek kendilerini kurtaramaz