Son Dakika

Son Dakika

Gazeteci dostu olmayan Türkiye Kaşıkçı ile neden bu kadar ilgilendi? - Görüş

Okunan haber:

Gazeteci dostu olmayan Türkiye Kaşıkçı ile neden bu kadar ilgilendi? - Görüş

Gazeteci dostu olmayan Türkiye Kaşıkçı ile neden bu kadar ilgilendi? - Görüş
@ Copyright :
Reuters/Ümit Bektaş/File Photo
Metin boyutu Aa Aa

David A. Andelman, Fordham Üniversitesi Hukuk Fakültesi misafir öğretim üyesi ve Red Lines Projesi Direktörü

Türkiye uzun yıllar boyunca Avrupa Birliği'ne üye olmak için Avrupa'nın kapılarını ısrarla çaldı. Türkiye, birliğe üye olma hakkını elde ettiğine inanıyordu ki bir on yıl önce ülkedeki ekonomik büyüme ve refah seviyesi diğer bazı Avrupa ülkelerine göre çok daha sağlam görünüyordu. Türkiye ayrıca 1952'den bu yana NATO'nun sadık bir müttefiki oldu. Birliğe üye olma istediğini ne kadar yüksek sesle ve kararlılıkla dile getirse de ne yazık ki bu talebi yanıtsız kaldı.

Zamanla Türkiye'nin umutları zayıfladı. Bunun yerine, güney ve batı ülkelerle yeni yatırım ve ticaret kanalları açarak yüzünü Arap dünyasına döndü, özellikle de Suudi Arabistan ve Katar'a.

Türkiye ayrıca NATO'nun Libya'daki müdahalesine de karşı durdu. Ve bir süre, Suriyeli mültecilerin kendi toprakları üzerinden Avrupa'ya geçişine ön ayak olmasından endişe eden Avrupa devletlerinin muhalefetine rağmen, Ankara, Suriye'deki iç savaştan kaçan yüz binlerce insan için güvenli bir rota olmaya devam etti.

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesiyle ilgili yürütülen soruşturmadan da anlaşılacağı gibi Türkiye aslında Avrupa'dan tamamen vazgeçmedi.

Türkiye'nin son on yılda, Avrupalı liderlerin talep ettiği ekonomik ve siyasi reformları hayata geçirmek için attığı adımlar beklenmedik sonuçlar doğurdu. Avrupa Komisyonunun Türkiye'nin üyelik süreci ile ilgili nisan ayında yayımladığı son raporda da Türkiye'nin tam tersi istikamette yol aldığı açık ve net ifade edildi. Geniş çaplı tasfiyeyle sonuçlanan 2016'daki darbe girişiminden dolayı baskılar artarken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Batı medyasında olumsuz haber başlıklarıyla gündeme geldi. Kaşıkçı soruşturmasındaki en büyük ironi de Gazetecileri Koruma Komitesinin 2017 raporuna göre Türkiye'nin diğer tüm ülkelere göre en fazla gazetecinin hapsedildiği ülke olması. Erdoğan hükümeti ayrıca 150'den fazla basın organına kilit vurdu.

Fakat şimdi, beklenmeyen bir fırsat çıktı Türkiye'nin karşısına; Kaşıkçı'nın Suudi Konsolosluğunda cinayete kurban gitmesi ve cesedinin parçalanması. Erdoğan, soruşturmanın ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşarak bu fırsatı lehine çevirmeye çalışıyor görünüyor. Bunun sonucunda da medya baskıyı Suudi Arabistan ve aralarında Beyaz Saray'ın da olduğu, Riyad ile ticaret yapan hükümetler üzerinde sürdürüyor.

Özellikle Erdoğan'ın Riyad'ın başdüşmanı Katar'la yolları ayıramamasıyla Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin soğuması sonrasında Erdoğan'ın rotayı Avrupa'ya, hatta ABD'ye çevirmede çok az çekincesi olduğu görülüyor.

Trump günlerce Suudi Kraliyet ailesinin suçlu olabileceğinden bahsederken, Erdoğan ise olaya dört elle sarıldı. Kaşıkçı hadisesinde Suudilerin parmağının olduğuna yönelik kanıtlar gayet net fakat Türkiye'yi motive eden gerçeğin ortaya çıkmasından çok daha öte.

Erdoğan'ın aldığı karar için riski yok denilemez. (Bu kararlar) Ortadoğu'daki müttefikleriyle birlikte Suudi Arabistan'la olan ilişkileri gelecekte tehlikeye sokabilir. Çoktan bazı Ortadoğu devletleri Suudileri savunmaya meyilli.

Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki yıpranmış ilişkiler henüz kopma noktasına gelmemişti. 2015 gibi yakın zamana kadar Türkiye, IŞİD'e karşı Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun meşru üyesiydi. Osmanlı yönetiminin bu devletlerde neredeyse yarım asır süren yozlaşmış ve gaddar uygulamaları ne tam anlamıyla unutuldu ne de affedildi. Şimdi Türkiye Arap dünyasında inşa etmeyi başardığı tüm iyi niyetini bir kez daha yıkmanın eşiğinde.

Yani, Türkiye'nin şu anki jeopolitik tutumu komşularını memnun edecek gibi görünmüyor. Ayrıca, ABD'nin bölgeye olan ilgisinden dolayı da çok daha fazlası söz konusu. ABD ile birlikte Suudi Arabistan, İran'ın faaliyetlerine karşı mücadelede kilit oyuncu rolünde. Suudi Arabistan Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilmesini desteklerken, Türkiye ise İran'ın yanında yer alarak, anlaşmanın diğer imzacı devletleri İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya'dan not topladı.

Erdoğan aynı zamanda, geçen yaz üç hafta içinde üç kez görüştüğü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkiler kurmak için çaba sarfetti ki bu yeni dostluğu Trump'ın farketmemesi mümkün değil. Bu toplantıların odağında da İran ve Rusya'nın Suriye'de oynadığı rol yer aldı.

Türkiye, desteklediği muhalif grupların bazılarını silahsızlandırma yönünde Rusya'ya verdiği sözü yerine getirmeye çalışırken; Rusya ve İran ile birlikte üstlendiği arabuluculuk rolü Suriye'nin kuzeyinde çatışmaların azalmasına katkıda bulundu. Bu durum, son dönemde ve belki uzun vadede Amerika'nın bölgedeki çıkarları açısından büyük önem arzediyor.

Yılın başında son bir kan gölüne dönüşmesinden endişe edilen Suriye'deki iç savaşın en azından şimdilik önemli ölçüde dinmesi, Trump'ın, bu savaştan onurunu kaybetmeden uzaklaşma isteğini de destekler nitelikte.

Ancak şimdi Trump ve Suudi Arabistan'ın Cemal Kaşıkçı'nın öldürüldüğünü kabul etmesiyle, görünüşe göre Amerikalı başkan, Suudi müttefikleri ve Türkiye'nin kendisine hücum ettiği, adeta üç boyutlu satranca benzer oyunu bir şekilde sürdürecek.

Trump, bölgedeki şansını büyük oranda, silah satışı yaptığı ve petrol pazarındaki sağ kolu olan Suudi Arabistan'a bağlamışken, daha temmuz ayında iyi dostum dediği Erdoğan ve Türkiye'nin önemli bir rol oynamasından tamamen hoşnutsuz olamaz.

Türkiye kendini, bölgenin insan hakları savunucusu ve doğruları söyleyen ülke pozisyonuna sokarak neler elde edebileceğinin farkında. Ancak bu Trump'ın ustaca hamleleri ve müttefiklerini dikkatle seçmesi kadar bölgedeki sorunlara uygulanabilir çözüm bulmada kritik olabilir.

David A. Andelman, Fordham Üniversitesi Hukuk Fakültesi misafir öğretim üyesi ve Red Lines Projesi direktörü.

Bu yorum daha önce Euronews ve NBC News'Think de yayınlanmıştır.

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'ün editoryal görüşünü yansıtmaz

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Cemal Kaşıkçı cinayetinde son durum, Kim ne dedi?

En zor kararı verdi, en zor acıyı yaşadı. Özkırımlı kansere yakalanan oğlunun mücadelesini anlatıyor