Son Dakika

Son Dakika

Eski Rum Bakan Kyriacou: Kıbrıs açıklarında sondaj çalışmaları savaş ve barış arasında bir tercih

Okunan haber:

Eski Rum Bakan Kyriacou: Kıbrıs açıklarında sondaj çalışmaları savaş ve barış arasında bir tercih

Eski Rum Bakan Kyriacou: Kıbrıs açıklarında sondaj çalışmaları savaş ve barış arasında bir tercih
Metin boyutu Aa Aa

Kırılgan bir seyir izleyen Kıbrıs barış sürecine dair diplomatik girişimlerde yıl sonuna doğru hareketli günler yaşanıyor. Neredeyse yarım asırlık Kıbrıs meselesi, son dönemde enerji hakları üzerinden yoğunlaşan gerilim ortamında yeni bir kırılma noktasından geçiyor.

Türkiye’nin adanın kuzeyinde 2019 yılında bir donanma üssü kurabileceğine dair hafta başında gündeme gelen iddialar ise, uzmanlar tarafından ciddiye alınması gereken bir olasılık olarak görülüyor.

Hükümet kanadından henüz bu konuda resmi bir teyit gelmiş değil. Ancak, son dönemde yaptığı açıklamalarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon sondajları konusunda Kıbrıs Türklerinin haklarını gasp etmesine izin vermeyeceğiz, gerekli önlemleri alacağız” açıklamaları dikkat çekici.

Donanma üssünün sembolik anlamı var

Bir donanma üssü kurulması, Akdeniz’de kızışan enerji rekabeti açısından sembolik bir anlam taşıyor. Ancak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Türkiye dışında başka hiçbir devlet tarafından resmi olarak tanınmadığı düşünüldüğünde, bu adım uluslararası hukuk bağlamında ciddi etkiler doğurabilir.

Türkiye daha önce Somali ve Katar’da da deniz-aşırı üsler kurmuştu. Uzmanlara göre ise, olası bir deniz üssünün amacı, Doğu Akdeniz’de uzun süredir gerçekleştirilen doğal gaz sondajları konusunda Kıbrıs Türk kesiminin elini güçlendirmek ve caydırıcı bir rol oynamak.

Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden Prof. Ahmet Sözen’e göre; Türkiye’nin ileride Kuzey Kıbrıs’ta kurması olası bir donanma üssü Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki etki ve hegemonyasını simgeleyecektir.

Euronews Türkçe’ye konuşan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi eski Enerji Bakanı Praxoula Kyriacou ise, Doğu Akdeniz’deki sondaj meselesinin son derece kritik olduğunu ve ele alınma biçimine bağlı olarak savaş ve barış, refah ve yıkım arasında bir tercih getireceğini vurguluyor.

“Bu sadece Kıbrıs’ı değil, tüm Doğu Akdeniz’i ve enerji güvenliğini artırmak üzere bu bölgedeki hidrokarbon rezervlerine yönelen Avrupa Birliği’ni de ilgilendiriyor,” diyor Kyriacou ve ekliyor:

“Eğer enerji Kıbrıs’ta barışın bir aracısı olacaksa, ilgili tüm taraflar da bundan fayda sağlamalıdır. Her iki topluluğun da maliyet açısından en etkin doğal gaz kaynaklarına erişimi olmalıdır.”

İlk kez 2011 yılı Aralık ayında ada açıklarında doğalgaz keşfedildiğinde Kyriacou, Kıbrıs Enerji Bakanı idi.

Aradan yedi yıl geçmesine rağmen doğalgazın halen denizin altında kaldığına işaret eden Kyriacou, “çözümsüzlüğün maliyetini şimdiden ödüyoruz,” diyor.

ABD’li Exxon Mobil şirketine ait sondaj gemisinin GKRY ile yaptığı anlaşma ile Rum kesiminin kendisine ait olduğunu iddia ettiği münhasır ekonomik bölgesi içerisinde yer alan 10. parselde sondaj çalışmalarını başlatması son günlerde gerilimi daha da tırmandırıyor.

Geçtiğimiz ay İsrail ve Yunanistan ile bir anlaşma imzalayan Kıbrıs Rumları, doğal gazın Avrupa’ya taşınması için bir boru hattı inşa edilmesini de hedefliyor.

Diplomasi trafiği hızlanıyor

BM Genel Sekreterinin Özel Görevlisi Jane Holl Lute’nin 15-20 Aralık tarihleri arasında Kıbrıs'ı ziyaret etmesi bekleniyor. Bu ziyaret öncesinde ise Rum Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis 11 Aralık tarihinde Strasbourg’da Avrupa Parlamentosu genel oturumunda konuşma yapacak.

Prof. Sözen, uluslararası hukuk açısından bakıldığında, Kıbrıs’ta bir donanma üssü kurmasının, garantör ülke konumundaki Türkiye’nin başını bir miktar ağrıtacağını düşünüyor.

“1960 yılında imzalanan Garanti Antlaşması’na göre, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasal düzeninin devamını garanti etmekle yükümlü olan garantör ülkelerin ortak hareket etmesi beklenir,” diyen Sözen ekliyor:

“Aynı yıl kabul edilen İttifak Antlaşması ise, Kıbrıs’ta Türkiye’ye 650, Yunanistan’a 950 asker bulundurma hakkı verir. Bu iki uluslararası antlaşma, Türkiye’nin Kıbrıs’ta bir donanma üssü kurması konusunda kısıtlayıcı olacaktır.”

Öte yandan, uzmanlar böyle bir adımın Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan tarafından Türkiye’ye dair adada “işgalci” olduğu argümanını güçlendireceğine işaret ediyor.

“Bu, Türkiye’nin Kıbrıs’a karşı askeri ve şiddet içeren politikalar izlediği savını da destekleyecektir. Dolayısıyla, zaten çok kırılgan olan adadaki barış sürecine katkı yapmayacaktır,” diye belirtiyor Sözen.

Sözen’e göre, müzakere sürecinin yeniden başlaması durumunda Kıbrıs Rum kesiminin süreci yeniden sekteye uğratması ve bunun da uluslararası toplum nezdinde kabul görmesi Türkiye’nin donanma üssü kurmasını tetikleyecektir.

Enerji gelirlerinin paylaşımı

Çözüm müzakerelerinde toprak, mülkiyet, güvenlik konularının yanı sıra, Doğu Akdeniz’de bulunduğu düşünülen zengin enerji kaynakları ve gelirlerinin Kıbrıslı Türklerle paylaşımı meselesi kritik önem arz ediyor.

Kyriacou ise, bu krizin fırsata çevrilmesi gerektiğini düşünenlerden.

“Enerji, Kıbrıs sorununun bir parçası değildi. Ancak, ilgili tüm tarafları adanın birleştirilmesine yönelik bir anlaşmaya varmaya teşvik edecek bir katalizör olarak kullanılabilir,” diyor.

Kyriacou’ya göre, zamanında yapıcı bir çözüm bulunmazsa Kıbrıs sorunu Orta Doğu’nun istikrarsızlaşan coğrafyasını etkileyen düşmanlıklardan etkilenebilir.

“Kıbrıs’ın birleşmesi ve bölgede kalıcı barışın sağlanması için önerilecek çözüm, adanın silahsızlanmasını ve ekonomik kalkınmaya yönelik yatırımların başlatılıp halkın refaha kavuşturulmasını sağlamalıdır,” diyor eski enerji bakanı.

2010 yılında adanın çevresinde 8 milyar varillik petrol ile 3,5 trilyon metreküplük doğal gaz tespit edilmişti.

Münhasır ekonomik alanların belirlenmesi

Altınbaş Üniversitesi'nden siyaset bilimci Prof. Ahmet Kasım Han, Kıbrıs’ta son dönemde enerji sondajları üzerinden yaşanan anlaşmazlığın özünde ekonomik değil, toprak hakimiyetiyle ve münhasır ekonomik alanların (MEA) belirlenmesiyle ilgili olduğu görüşünde.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre, devletler deniz alanlarını aralarında yapacakları anlaşmayla belirlemelidir ve bir kıyı devleti kara sularının kenarından 200 deniz miline kadar MEA ilan edebilir.

Ancak, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs ile deniz alanını 13 parsele ayıran Güney Kıbrıs’ın MEA’larının birbiriyle çakışması, meseleyi çetrefilleştiriyor. Örneğin Rumlar adına bu senenin başında sondaj çalışmaları yapan İtalyan ENI şirketinin çalıştığı 6 numaralı parselin bir kısmı Türkiye’nin MEA’sıyla üst üste gelmekteydi.

Euronews Türkçe’ye konuşan Han, “Bu sadece Kıbrıs’la ilgili değil; Kıbrıs’ın da içinde olduğu daha geniş bir bağlamı, Doğu Akdeniz’deki alan paylaşımı meselesini ilgilendiriyor,” diyor:

“Bu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de sürekli olarak çıkarları aleyhine ortaya çıkan gelişmeleri artık tolere etmeyeceğine ve bu tür oldu bittiler karşısında taviz vermeyeceğine dair bir göstergedir.”

Han’a göre, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de çıkarlarına yönelik başka ihlaller olduğunda deniz üssü planı simgesel bir koz olarak devreye girecek; enerji politiği başta olmak üzere kısa ve orta vadeli gelişmeler belirleyici olacak: “Elbette Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası kamuoyu böyle bir gelişmeyi hoş karşılamayacaktır. Ancak Türkiye için de AB’nin caydırıcılığı minimuma inmiş durumda.”