Son Dakika

Son Dakika

Tüketici güveni anketlerine yansıyan gerçekler detaylarda saklı

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Yerel seçimler nihayet İstanbul için de bitti. Yeni Başkan Ekrem İmamoğlu mazbatasını alıp görevine başladı. Her ne kadar bugün Yüksek Seçim Kurulu AKP’nin itirazlarını görüşmeye başlıyor olsa da değerli hukukçular bu başvurudan seçimlerin iptal edilmesine yönelik bir kararın çıkmayacağını başvuruda sunulan “belgelere” göre tahmin ediyorlar. Artık yeniden ekonomiye odaklanmanın zamanıdır. Ülkenin şu an karşılaştığı en temel sorunlardan birisi ekonomidir. Bu alanda yapılması gereken çok iş var.

Açıklanan verinin manşete taşınan kısmı beklentilerin bir miktar iyileştiğini gösteriyor olsa da endeks verilerinin detayına baktığımız zaman vatandaşın ekonominin geleceğine ilişkin beklentilerinin bozulmaya devam ettiğini görüyoruz.
Prof. Dr. Yalçın Karatepe

Ancak açıklanan anketler ekonomiye ilişkin vatandaşın ve finans sektörünün beklentisinin iyimser olmadığını ortaya koyuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından Pazartesi günü açıklanan “Tüketici Güven Endeksi” verileri tüketicilerin güveninin %6,9 oranında artarak 53,5 seviyesine çıktığını gösteriyor. Açıklanan verinin manşete taşınan kısmı beklentilerin bir miktar iyileştiğini gösteriyor olsa da endeks verilerinin detayına baktığımız zaman vatandaşın ekonominin geleceğine ilişkin beklentilerinin bozulmaya devam ettiğini görüyoruz.

Ankete katılanların işsizlik oranına ilişkin beklentilerinin bozulmaya devam ettiği görülüyor. Gelecek dönemlerde işsizliğin yükseleceğine ilişkin beklenti %7,8 oranında artarak 63,5 düzeyine çıkmış. Bir iş sahibi olmak ekonomik güvenin temelini oluşturmalıdır. Çünkü gelir elde etmenin ve tüketim harcamalarını devam ettirebilmenin ön koşulu bir iş sahibi olmaktır. İşsizlik oranının artacağının beklendiği bir dönemde tüketici güveninin arttığının söylenmesi açıklanmaya muhtaç bir durumdur. Çünkü en temel ekonomik güven iş bulma ümidiyle ilişkilidir. Bunun düştüğü bir dönemde güvenin artıyor olması soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Bu nedenle verilerin detayına bakmaya devam edelim.

Ankete göre tüketicilerin farklı mal gruplarına yönelik harcama olasılıklarının düştüğü görülmektedir. Örneğin, gelecek üç aylık dönemde yarı dayanıklı tüketim mallarına yönelik harcama düşüncesi %1,8 oranında azalmış. Benzer şekilde, bu dönemin dayanıklı tüketim mallarını almak için uygun olduğu düşüncesi de %3 oranında azalmış. Bu veriler bize gösteriyor ki vatandaşlar zorunlu olmayan harcamalarında gelecek dönemlerde bir miktar daha azalmaya gideceklerdir. Anlaşılan o ki vatandaşların harcamaları temel ihtiyaçları ile sınırlı olmaya devam edecektir.

Güven endeksinin artmasına en önemli katkı yapan faktörlerin başında vatandaşın tasarruf etme olasılığının %16,3 oranında yükselmiş olması geliyor. Ancak tasarruf oranının artacak olmasının bize işaret ettiği şey tüketim harcamalarının giderek azalacağıdır. İşsizliğin artmasının beklendiği, genel ekonomik durumun bozulduğunun söylendiği, dayanıklı ve yarı dayanıklı mallara olan talebin düştüğü bir dönemde tasarruflar nasıl artabilir? Bunun tek yolu harcamaların kısılmasıdır. Ücretlerin artacağına ilişkin beklentinin de bozulduğu bir dönemde tasarruf etme olasılığının artacağının söylenmesi ancak ve ancak tüketim harcamalarının daha fazla kısılması ile mümkün olacaktır. Diğer bir ifade ile iç talepteki daralma artmaya devam edecektir. Bunu destekleyen bir diğer veri de vatandaşların tüketimin finansmanı amacıyla gelecek üç aylık dönemde borç kullanma ihtimalinin %5,1 oranında azalmış olmasıdır. Bu da bize gösteriyor ki vatandaşlar tüketim talebini artırmak için ekonomik koşulların uygun olmadığını düşünüyor.

Ankete katılanlar tüketici fiyatlarının artmaya devam edeceğini beklediklerini söylüyorlar. Enflasyon beklentisinin hala güçlü olduğunun bir göstergesi.

Tüketici güven endeksinin artışına olumlu katkı yapan bir diğer faktör otomobil alımına ilişkin olasılıktır.

TÜİK’in anketine göre otomobil alma ihtimali %49,5 oranında artmış. Ancak detaya baktığımızda bu konudaki endeks değerinin 9,7’den 14,6’ya yükseldiğini görüyoruz. Artış, oran olarak yüksek olsa bile baz değeri(9,7) düşük olduğundan yüksek oranda bir artış olarak anketlere yansımıştır. Hatırlıyorum, ben lisede öğrenci iken fizik sınavının notları açıklanmıştı. O dönemde notlar on üzerinden verilmekteydi. Sınav sonuçları açıklanınca sınavdan 10 üzerinden 2 alan bir arkadaşım 10 üzerinden 1 alan başka bir arkadaşıma “fizik dersinde ben senden %100 daha başarılıyım” demişti. Doğu söylüyordu. Evet, yüzde yüz daha başarılı idi ama sonuçta ikisi de felaket notlar almışlardı. Bu nedenle detaya bakmadan gerçek durumu anlamamız kolay olmaz.

Merkez Bankasının Finansal Hizmetler Güven Endeksine (FHGE) ilişkin açıklaması pek anlaşılır değil. En azından ben girişte yapılan açıklamayı anlamakta zorlandım. Banka “İş durumu ve hizmetlere olan talebe ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda iş durumunda iyileşme olduğu yönündeki değerlendirmelerin bir önceki aya kıyasla güçlendiği, son üç ayda hizmetlere olan talepte artış olduğu yönündeki değerlendirmeler ile gelecek üç ayda hizmetlere olan talepte artış olacağı yönündeki beklentilerin ise zayıfladığı görülmektedir” diyor. Anlaması zor bir cümle. Gelin bunu anketin detaylarından anlamlı hale getirelim.

Finansal Hizmetler Güven Endeksi finans sektöründe çalışanların ekonominin geleceğine ilişkin iyimser bir beklenti içinde olmadıklarını ortaya koyuyor. Bu ankete göre gelecek üç aydaki finansal hizmetlere olacak talep (ciro) beklentisi Mart ayında 69,1 iken Nisan ayında %38 oranında azalarak 42,8 seviyesine gerilemiştir. Bankacılık sektörünün gelecek üç aylık dönemde kar beklentisi ve sektördeki istihdam artışı beklentisi de düşmüş. Bankacılar da geleceğe karamsar bakıyor. Bu veri tüketici güven endeksinde yer alan “tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali” verisindeki düşüş ile uyumludur.

Manşet endeks verilerine bakmak gerçek durumu ortaya koymak açısından yeterli değildir. Detaylar ekonomik sorunların yakın dönemde çözüleceğine ilişkin beklentilerin pek de iyi olmadığını gösteriyor.

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'ün editoryal görüşünü yansıtmaz.