Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

Anne olmayı reddeden kadınlar: Var olmak için anne olmaya ihtiyacımız yok

Anne olmayı reddeden kadınlar: Var olmak için anne olmaya ihtiyacımız yok
Telif hakkı
Pixabay
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta Ankara’da 7. Aile Şurasında Türkiye’de aile planlamasına yönelik geçmişte atılan adımlarla ülke nüfusunun azaltıldığını ifade ederek şöyle dedi: “Bu gidişi doğru bulmadım. Her yerde 3 çocuk derken bazıları 'Geçim meselesi' diyor. Her doğan rızkıyla gelir. Anneye sadakat göstermek hiçbir şeyle değiştirilmez. Bu toplum bunu yapmalı. Onu kendisi için birilerinin yaptığı gibi yok feministler, şunlar, bunlar gibi bir zillet kabul etmemeli.”

Türkiye’de anneliğe yüklenen kutsallık, anne olmayı tercih etmeyen kadınlar için hayatı zorlaştırıyor. Aile ve mahalle baskısı yetmez gibi, devletin “Çocuk yapın” ısrarı sürüyor ve bu ısrar, toplumda anne olmamayı seçen kadınlara dair negatif algıyı besliyor.

Peki çocuk sahibi olmak istemeyen kadınların bu tercihlerinin altında ne yatıyor?

  • Gazeteci Nevşin Mengü 37 yaşında ve anne olmamayı tercih eden kadınlardan. Dünyada sürekli tüketen çok kalabalık bir nüfus olduğunu söylüyor: “Burada devletimizin bekası gibi söylemler yersiz çünkü dünyada iklim bu hızla değişirse, yakında devletin, milletin de bir önemi kalmayacak. Bunu Türkiye’de kimse umursamıyor ama asıl mesele bu. Çok fazla yiyoruz, çok fazla giyiyoruz, çok fazla tüketiyoruz. Dünyaya çılgınca çocuk getirilmemeli.”

Kaynakların azaldığı, rekabetin had safhada olduğu bir dünyada çocukların altyapılarının çok iyi hazırlanması gerektiğini ama kimilerinin bunu önemsemeden çocuk sahibi olduğunu düşünüyor: “Bir okula yılda verecek 80 bin liram yok. ‘E olsun, bakarız, ne olacak’ demek bana sorumsuzluk gibi geliyor. Türkiye’de insani yaşam pahalı. Çocuk hafta sonları arkadaşlarıyla sinemaya gitmeyecek mi? Tatile gitmeyecek mi? Avrupa’daki yaşıtları gibi seyahat edip dünyayı tanıyamayacak mı? ‘Aman, n’olacak canım, ne sosyalleşmesi ne sineması? Okula gider, evinde oturur’ dersen işte böyle bir Türkiye yaratmış olursun. Bu insanca yaşamak değil.”

  • Zeynep’in işi çizerlik; çocukları çok seviyor ve çocuk kitapları da çiziyor. “Çocuk sahibi olmayı hiç hayal etmedim. Zamanımın bana ait olması, çizebilmek, okuyabilmek benim için hayati ihtiyaçlar, eğer bunları bu yoğunlukta yapamasaydım mutsuz bir insan olurdum.” diyor.

Zeynep’in 20 yıldır bir ilişkisi var. Uzun ilişkinin beraberinde çocuk beklentisini de getirdiğini söylüyor: “Daha yeni tanıştığım insanlar bile bana çok iyi anne olacağımı söyler ve bu konuda ısrarcı olur. Arkadaşlarımız da bir müddet anne ve babamızdan daha büyük gayretle bizi çocuk sahibi olmaya ikna etmeye çalıştı, niyetimizin kesin olduğunu anlayınca vazgeçtiler. Çocuk sahibi olmanın beraberinde zenginlikler getirebileceğini tahmin ediyorum ama yaşamdan götürdükleri bana çok fazla geliyor. Günümüz toplumunda ebeveynin yükü çok ağır; çocuğa destek olacak sosyal politikalardan çok uzağız. Aileler çocuk büyütme konusunda yapayalnız kalıyor. Hâlâ bedenimiz üzerinden politika üretilen bir dünyada yaşıyoruz. İsterdim ki, kadınlar yalnızca istedikleri için çocuk sahibi olsunlar, bu bir baskı aracı haline gelmesin. O zaman kadınların ve büyüyecek çocukların daha mutlu olacağına inanıyorum.”

"Evlilik ve çocuk gelecek sigortası gibi görülüyor"

  • Meral iki kez hamile kaldığını ve hamilelikleri isteyerek sonlandırdığını söylüyor. Çocuk doğurmamakla doğru bir tercih yaptığını şimdi daha iyi anladığını belirten Meral, "Küresel köyümüzde stabil olan tek şey, kesintisiz kötüye evrilme hali. Böyle bir dünyaya çocuk getirmek çocuğa haksızlık olur. Ciddi bir nüfusun insani sayılamayacak şartlarda ‘yaşadığı’ 8 milyarlık dünyada, insanlık artık geleceğe genlerinden ziyade birikimini aktarmak konusunda ısrarcı olmalı. Biz bu bilince kolektif bazda ulaşmayı reddetsek de yaşam bizi er geç ya yok olmak ya da bu bilince sahip olmak arasında bırakacak. Umarım o gün iş işten geçmiş olmaz." diyor.

  • 20 yıldır İzmir’de resmi bir kurumda çalışan Nilgün 45 yaşında ve evli bir kadın. “Bir kadının varoluş amacının doğurmak olmadığını genç yaşlarda fark ettim.” diyen Nilgün, “Bilinçaltına sürekli ‘Doğurmalısın, ancak bu şekilde kadın olduğunu ispatlarsın, yaşlılığında çocuğun sana bakar.’ diye işleniyor. Evlilik ve çocuk, gelecek sigortası gibi görülüyor.”

Erdoğan’ın “Her doğan çocuk rızkı ile doğar” sözüne cevaben “Asgari ücret bile açlık sınırının altında kalmışken doğan çocuğun rızkı ne olabilir?” diye soruyor; “Mesele sadece doğurmakla bitmiyor ki! Çocuğun bakımı, sağlıklı gelişimini sağlamak, iyi bir eğitim vermek, iyi bir sosyal çevrede yaşatmak, sağlam bir gelecek hazırlamak… Ben bu yaşta bile kendi geleceğimden emin olamıyor iken, her güne korku ve acı dolu haberlerle uyanırken, benden anne olmam nasıl talep edilebilir?”

  • Hande 5 yıldır evli. “Varolmak için anne olmaya ihtiyaç duymadım. Hiç bir kadının da buna ihtiyacı yok” diyor.

Baskılara kulak asmıyor; çocuk olmadan evliliğinin devam etmesinin mümkün olmadığını söyleyenlere gülüp geçiyor. “Her gün, doğru tercih yaptığımı ispatlayan şeyler yaşıyorum, görüyorum ya da okuyorum.” diyor, “Neden çocuk istemediğime dair onlarca şey sayabilirim. Terazinin diğer tarafındaysa bencilce olduğunu düşündüğüm sadece tek bir neden var; anneliğin mükemmel bir duygu olarak tarif edilmesi!”

  • Selma 4 yıldır evli; “Hem çalışmak hem anne olmak orta gelirli kadınlar için çok zor.” diyor, “Çalışırken çocuğa bakacak birini bulmaya çalışmak, çocukla yeterince ilgilenememek, sabrın tükenmesi, kendine zaman ayıramamak…”

Selma, çocuk istemediğini söylediğinde, “O zaman niye evlendin?” sorusuyla karşılaştığını söylüyor, “Çocuk, kadının önünde önemli bir engel çünkü çocuk ortak kararla dünyaya gelse de tüm fedakarlığı kadın üstleniyor.” diyor.

"Çocuk getirmeye değecek bir dünya yaratalım"

  • 13 yıldır evli olan Senem 38 yaşında. “Dünyada çok fazla acı var ama adalet yok. İnsanların bu kadar bencil, açgözlü ve merhametsiz olması beni çok şaşırtıyor” diyor Sanem. Böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemediğini belirten Sanem, sözlerini şöyle sürdürüyor: "

Böyle bir dünyaya çocuk getirmektense burayı çocuk getirmeye değecek bir dünya haline getirmek için uğraşmayı yeğlerim. Bu dünyada bir kişi daha demek, bir kişi daha tüketecek ve sömürecek demek. Dünyayı yeterince tüketmedik mi?”

  • "Yaşadığımız ülkede, nasıl olmamız gerektiğine dair genel kalıplar var." diyen 43 yaşındaki Belkıs ise, toplumda herkesin aynı olması beklentisinin olduğuna dikkat çekiyor: “Şu yaşta evlenirsin, şu kadar çocuğun olur, dışarıda şöyle davranır, şöyle giyinirsin...”

Jinekoloğa gittiğinde, sormamasına rağmen doktorun ona her seferinde yumurtalarının durumundan, yumurta sayısından söz etmesinden rahatsız oluyor: “Bana ‘üremesi gereken bir makine’ gözüyle bakıldığını hissediyorum. Bu ülkede jinekologların ciddi anlamda etik sorunları var.”

  • “Çocuk sahibi olmanın bir kadını tamamladığını düşünmüyorum.” diyen Elif, 40 yaşında olmasına rağmen hâlâ yoğun baskı altında olduğunu anlatıyor: “Çocuk sahibi arkadaşlarımın ‘Harika bir duygu, mutlaka tatmalısın’ baskısı, jinekoloğumun ‘Hadi ama rezervler tükenebilir, yumurtalarını dondurmayı bir düşün en azından’ baskısı ve buna benzer daha sessiz imalar... Ben böyle bir bağ istemiyorum; kendimi bir şeye/birine o denli adamak istemiyorum. Her kadının çocuk sahibi olması gerektiğine inanmıyorum.”

  • İstanbul’da bir yayın evinde çalışan 39 yaşında olan Dilek, bu durumu “Doğan büyür mantığı ile hareket etmek yerine, doğan nasıl büyüyor bakmak lazım.” olarak açıklıyor.

Dilek, çocukken cinsel istismara uğramış bir kadın. “Çocuğum olsa onu tehlikelerden koruyabilecek miyim ve onu korumaya çalışırken özgür bir birey yetiştirebilecek miyim?” diye soruyor: “Bu az gelişmiş ülkede diyelim bir kızım oldu; kadınların eksik insan sayıldığı toplumlarda olan şeylerden onu uzak tutabilecek miyim? Bir oğlum olsa, onu erkek olmanın baskılarından uzak tutabilecek miyim? Diyelim cinsel tercihi farklı oldu, onu toplumdan koruyabilecek miyim? Bunların bendeki cevabı ‘Hayır’. Yaşıtım kadın arkadaşlarım ‘Yaşlandığında sana kim bakacak’ diyorlar. Çünkü aslında onlar da o çocukları dünyaya kendileri için getiriyorlar. Ben kendim için bunu yapmayacağım.”

  • 29 yaşında olan Merve için anne olmamayı seçmesinde ülkenin istikrarsızlığının, ahlaki yozlaşmanın ve eğitimdeki sorunların yanı sıra esasen ‘su-hayat-nefes’ olarak gördüğü değişen iklim şartları etkili. “2030’da ülkemizde su kıtlığı yaşanmaya başlanacağını öğrendiğimden beri her şeyden geçtim, sırf bu sebeple bir can için ebeveyn olmamayı altını çize çize tercih ediyorum.” diyor.

  • İlkokul öğretmeni olan Ayça ise mesleğini ve öğrencilerini çok seviyor ama “Asla çocuk getirilecek bir dünya göremiyorum” diyor, “Savaşlar, katliamlar, dinler, yok olan doğa… Yazık doğan çocuklara. 30’lu yaşlarımda çevremdeki herkes ‘İleride pişman olacaksın, geç kalmadan doğur’ diyordu. Şu an sanırım onlar yorgun ve pişman ben ise özgür ve daha mutluyum. Epey insan, ‘Herkesin çocuğu var, benim de olsun’ mantığı ile yapıyor bu işi.”