Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü: Kızlar okullulaşabiliyor mu?

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü: Kızlar okullulaşabiliyor mu?
Telif hakkı
AFP / OZAN KÖSE
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü kutlanırken Türkiye’de kız çocukların okullulaşma oranlarında hükümet ve sivil toplumun projeleri etkisiyle yaşanan artış, belli bölgelerle sınırlı kalmaya devam ediyor. Eğitime erişimde özellikle okul-öncesi ve ortaöğretimdeki cinsiyet eşitsizliği ise varlığını koruyor.

12 yıl eğitim konusundaki yasal zorunluluğa rağmen, halen doğu ve güneydoğu illerinde kız çocuklarını okula göndermeme eğilimi ve çocuk işçi olarak çalıştırma geleneği bir sorun olarak varlığını sürdürüyor.

Peki türlü imkansızlıklara rağmen okullaşma süreçlerindeki “cam tavanı” kıran kız çocuklarının sayısını artırmanın formülü nedir? Hangi politikalara ağırlık verilmeli? Uzmanlar euronews Türkçe için değerlendirdi.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 2018-2019 eğitim-öğretim yılına dair son istatistiklerine göre, kız çocuklarının okul öncesinde 5 yaş için net okullulaşma oranı %67,2 iken oğlan çocuklarında bu oran %69,3 oldu. 2005-2006'da ilköğretimde kız ve oğlanların okullulaşma oranları arasındaki fark yüzde 5,1 puanken, 2018-19'da kızların ilköğretimde net okullulaşma oranı oğlanlardan yüzde 0,3 puan yüksek. Fark 2010-11'de kapandı.

ERG’nin son çalışmasına göre; “Türkiye genelinde, ortaöğretimde kızlar ve oğlanlar arasındaki farkın önceki yıla göre bir parça arttığı görülüyor. Fark 0,4 yüzde puandan 0,6 yüzde puana çıktı. 2018-19 yıllarında kızların ülke genelinde ortaöğretimde net okullulaşma oranı yüzde 83,9 oğlanların ise yüzde 84,5. Güneydoğu Anadolu bölgesi ise okullulaşmada cinsiyet farkının en yüksek olduğu bölge. Güneydoğu Anadolu’da liseye giden kızların oranı 2018-19’da yüzde 68,4.”

Aynı çalışmaya göre, 14-17 yaş aralığında olup açık öğretim lisesinde öğrenim gören öğrenciler arasında oğlanların oranı yüzde 58,1, kız çocuklarının yüzde 41,9 düzeyinde.

Dokuzuncu sınıftan itibaren okullulaşmada gerileme

Uzmanlar, kız ve oğlan çocukların ortaöğretimle birlikte okullulaşma süreçlerinde özellikle dokuzuncu sınıftan itibaren kaydedilen gerileme ışığında okul terkine yönelik ön-alıcı politikalarda ortaöğretimin özellikle ilk iki yılına odaklanılması gerektiğine dikkat çekiyorlar.

Diyanet İşleri Başkanlığı, TÜİK verilerini temel alarak kız çocukların okullulaşma oranının en düşük olduğunu tespit ettiği 7 ilde - Ağrı, Bitlis, Gaziantep, Konya, Mardin, Muş ve Şanlıurfa- kısa süre önce “Kız Çocuklarının Okullaştırılması ve Çocuk İşçiliği ile Mücadele Farkındalık Eğitimi” başlattı. Eğitim kapsamında, çocuklarını “dini” gerekçelerle okula göndermeyen ailelerin kapıları teker teker çalınarak ikna kampanyaları yürütülüyor.

ERG araştırmacısı Gözde Ertekin, “diğer kademelere kıyasla ortaöğretime geçişte kız ve oğlanlar için okullulaşma oranlarının düştüğünü, ilkokul ve ortaokulda görülmeyen cinsiyet farkının ise ortaöğretimde bölgeler bazında görünür olduğunu” kaydediyor ve özel eğitimde kız öğrenci sayısının oğlanların yaklaşık yarısı olduğunu vurguluyor.

“Güneydoğu Anadolu bölgesinde kız çocuklarının ortaöğretime katılımı yüzde 68,4 iken Doğu Anadolu’da bu oran yüzde 70,8. Buralarda eğitime katılımda cinsiyet eşitsizliği var,” diyor euronews Türkçe’ye konuşan Ertekin.

Ailesi veya eşi izin vermiyor

Ertekin, kız çocuklarının eğitimden erken ayrılma sebeplerinde genellikle ailesinin veya eşinin eğitime izin vermemesi olduğunu belirtirken, erkeklerde ise eğitim maliyetinin belirleyici etken olduğunu kaydediyor.

“Ülke genelinde kız öğrencilerin eğitime katılım oranlarında çok ilerleme kaydedildi. Kızlar tüm kademelerde gerideydi birkaç yıl öncesine kadar. Ancak özellikle ortaöğretimde net okullulaşma oranında bölgeler arası halen fark var. Eğitimin dışına çıkma sebepleri daha derinlemesine araştırılmalı, önceden risk faktörlerinin fark edilip eğitimden çıkmaları önlenmeli,” diyor Ertekin ve ekliyor:

“Demek ki kız çocuklarının okullulaşma eğilimlerinde ortaöğretimde yanlış giden bir şey var.” Uzmanlar ayrıca kız çocuklarının okullulaşmasında milli bir seferberlik yürütülmesi ve yerelde de ilgili aktörlerle – dini kanaat önderlerinden okul müdürlerine, ailelere dek- işbirliğine gidilmesi, ikna kampanyası yürütülmesi ve okullulaşma konusunda kaydedilen gelişmelerin de düzenli olarak izlenmesi gerektiğini vurguluyor.

"Haydi Kızlar Okula" başarı öyküsü

Ankara merkezli Kalkınma Atölyesi kurucusu Ertan Karabıyık, Millî Eğitim Bakanlığı ve UNICEF işbirliğiyle başlatılan Haydi Kızlar Okula kampanyasının Anadolu çapındaki yerel örgütlenmesinde ve kapasite geliştirme faaliyetlerinde yer aldı. Pilot illerle başlatılan bu proje çerçevesinde yaklaşık 300 bin kız çocuğu okullara kazandırıldı.

“Dezavantajlı durumdaki kız çocuklarının tespiti, ailelerin ve yerel yetkililerin bu çocukların okula kazandırılmaları konusunda ikna edilmesi ve çocukların okullulaşma süreçlerinin izlenip ölçülmesini sağlayan bir yerel örgütlenme ile ulusal bir seferberliğe dönüştürerek büyük başarı elde etmiştik,” diye anımsıyor Karabıyık söz konusu süreci.

Karabıyık’a göre; halihazırda kız çocuklarının okullulaşma sürecindeki en önemli dinamiklerden biri, yeterli resmi izleme sistemlerinin ve kız çocuklarını okula kazandırmaya dönük spesifik projelerin olmayışı.

Öte yandan, sosyo-ekonomik yapının zayıf olduğu illerde eğitim göstergelerinin de düşük olduğuna, Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki illerde ağırlıklı olarak çocukların kardeşlerine bakıcılık ve ev işleri gibi alanlar ile başta mevsimlik gezici tarım işçiliği olmak üzere çeşitli işlerde çalışmalarından dolayı eğitim sürecinden koparıldığına dikkat çekiyor Karabıyık.

Kalkınma Atölyesi, çocukların mevsimlik gezici tarım işçiliğinde çalıştırılmalarına dair yerelde birçok proje yürütüyor. Karabıyık’a göre, yaz döneminde günde on saatten fazla güneşin altında sebze, narenciye, kayısı, fındık, pamuk gibi birçok ürünün hasadında, çapalama işlerinde çalışan çocukların okul döneminde okula uyum sağlamaları ve okula devam etmelerini beklemek de çok gerçekçi değil.

“Mevsimlik gezici tarım işçiliği, çocukların dünyalarını, psikolojilerini perişan ediyor; zihinsel gelişimlerini, akademik heveslerini olumsuz etkiliyor. Bunu önlemede toplumun siyasi karar alıcılardan, medyaya, akademiye, sivil toplum ve tüketici derneklerine, firmalara dek birçok kesiminin bunda rol ve sorumluluğu var,” diyen Karabıyık, kız çocuğu olan ailelere verilen eğitim yardımlarının da genel tablo üzerinde çok büyük bir etkisi olmayacağı kanısında:

“Bu yardımlar küçük bir merhem gibi. Ama yara o kadar büyük ki merhem o yarayı iyileştiremiyor. Yoksulluk döngüsü ancak eğitimle kırılabilir. Bunun için de devletin her sene kendisine bir hedef belirleyerek örneğin en az 10.000 yoksul kız çocuğunu meslek edindirene dek okullaştırıp, rehberlik hizmeti verip izlemek üzere yıllık bir program hazırlamalı. On yılın sonunda en az 100.000 kız çocuk daha okullaştırılmış olur böylelikle.”

Çocuk yoksulluğu çarpıcı boyutlarda

Kız çocukların okullulaşmasının kökenindeki sorunların başında gelen çocuk yoksulluğu ise birçok istatistiksel veride kendini gösteriyor.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (Betam) son verilerine göre, Türkiye’de üç çocuktan birinin, yani 7 milyon bin 6 çocuk şiddetli maddi yoksunluk içinde büyüyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) geçen seneki verileri ise Türkiye’de çocukların yüzde 38’inin şiddetli maddi yoksunluk içerisinde yetiştiğine, yani 0-15 yaş grubunda temel bazı ihtiyaçlarını yerine getiremediklerine dikkat çekmişti.