Son Dakika

Çocuk Hakları Günü: Avrupa'da en yoğun çocuk yoksunluğu Türkiye'de

Çocuk Hakları Günü: Avrupa'da en yoğun çocuk yoksunluğu Türkiye'de
Telif hakkı
Anadolu Ajansı
Metin boyutu Aa Aa

Toplumda özellikle kent yoksulluğuna en çok maruz kalan kesim olan çocukların durumu, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları günü vesilesiyle bir kez daha mercek altında.

Son dönemde yaşanan intihar dalgaları ışığında bakıldığında çocukları muhtaç durumdaki ailelerin sayısı artarken, çalışma hayatındaki veya uyuşturucu sarmalına kapılan çocukların “iyi olma hali” göstergelerinde gözle görünür bir gerileme söz konusu. Zira yoksulluk toplumdaki farklı grupları farklı derecelerde etkilerken, yoksulluğun en fazla mağdur ettiği grup her zaman çocuklar oluyor.

Peki çocuk yoksulluğuyla mücadeleye yönelik devlet politikaları ne olmalı? Çocuk yoksulluğu hangi açılardan yetişkin yoksulluğundan ayrışıyor? En önemlisi de çocukların bugünkü yoksulluğu, yarınlarını nasıl şekillendiriyor?

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi Betam’ın TUİK rakamlarını temel aldığı Nisan ayı verilerine göre; Türkiye’de üç çocuktan biri maddi yoksunluk içerisinde büyüyor. Bir diğer ifadeyle, 7 milyon bin 6 çocuk, şiddetli maddi yoksunluk çeken hanelerde yaşıyor.

Avrupa'da en yoğun çocuk yoksunluğu Türkiye'de

Isınma ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasında sorunlar yaşanan, gün aşırı et, balık veya protein eşdeğer gıdalar tüketemeyen, evde bir çamaşır makinesi, bir renkli televizyona ve telefona sahip olmayan bu çocuklar ise, ağırlıklı olarak Güneydoğu Anadolu ve Batı Anadolu bölgesinde yaşıyorlar.

Betam verileri, Türkiye’nin Avrupa’da çocuk yoksunluğunun en yoğun olduğu bölge olduğuna işaret ediyor. Dolayısıyla eşitsizliğin yaşandığı bir toplumda çocukluk bir kat daha zor bir süreçten geçiyor, zira çocukluk döneminde yaşanan yoksulluk genellikle yetişkin döneminde yaşanacak yoksulluğun habercisi olabiliyor.

Betam Direktör Yardımcısı ve İstanbul Politikalar Merkezi / Mercator araştırmacısı Doç. Dr. Gökçe Uysal, çocuk yoksulluğunun yetişkinliğe ve ardından da sonraki nesillere aktarabilen bir sorun olması sebebiyle mikro ölçekte sorun giderici politikalar gerektirdiğine dikkat çekiyor.

Son açıklanan işsizlik rakamlarının son 15 yılın zirvesinde olduğu ve işsiz sayısının 4 milyon 650 bine yükseldiği düşünüldüğünde, bu yoksullaşmanın öncelikli mağdurları da maddi yoksunluk çeken hanelerde yaşayan ve büyüyen çocuklar oluyor.

"Devlet maddi yoksunluk çeken hanelerin tümüne bir anda yetişemez; daha küçük bir gruba odaklanabilir."
Gökçe Uysal
BETAM Direktör Yardımcısı, İPC araştırmacısı

Uysal, “Devlet maddi yoksunluk çeken hanelerin tümüne bir anda yetişemez; ama daha küçük bir gruba odaklanabilir” diyor. Uzmanlar, örneğin birkaç aydır vaktinde su veya elektrik faturalarını ödeyemeyen ailelerin çocuklarının veya yoksul hanelerin ağırlıklı yaşadığı mahallelerdeki devlet okullarında sistematik şekilde devamsızlık yapan çocukların takip edilebileceğini öneriyorlar.

Eğitimden ayrılma eğiliminde artış

Euronews Türkçe’ye konuşan Uysal’a göre; her ne kadar Türkiye’deki eğitim sistemi eğitimle çalışmayı birlikte götürmeyi zorlaştırsa da, maddi yoksunluğu çeken aileler bu sorunları kronikleştikçe çocukların eğitimden ayrılma eğilimi artıyor ve bunu istatistiklere yansıtmak her zaman kolay olmayabiliyor.

“İstatistiklerde çocuk okula kayıtlı mı değil mi diye bakılıyor. Ne kadar devamsızlık yapıldığı da ayrıca takip edilmeli. Yoksulluk göstergeleriyle birlikte takip edildiğinde hangi çocuğun sistem içerisinde daha çok zorlandığı kolay bulunup kendilerine yardım edilebilir” diyen Uysal, şunu da özellikle ekliyor:

“Maddi yoksunluk çeken çocukların durumu ileride iş gücü piyasasındaki çıktıları belirliyor, eğitimi düşük olanlar daha zor iş buluyorlar, daha düşük maaş alıyorlar, kayıtdışı piyasada çalışma ihtimalleri de artıyor.”

Öte yandan, Uysal’a göre, bu süreç kız çocukların da eğitimden ayrılıp erken evlilik ve erken doğurganlıklarına yol açıyor ve bu da özgürleşmelerini önlüyor. “Bu yoksunluk bir sonraki nesillere aktarıyor, zira kendi yoksul bir hanede büyüyen bir bireyin kendi çocuğunun da yoksul bir hanede büyüme ihtimali artıyor” diyor Uysal.

Nüfusunun yüzde 28'i çocuklardan oluşan Türkiye, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına dair Sözleşme'yi 1995 yılında onayladı ve iç hukukunun bir parçası haline getirdi.

Çocuk ihmali ile yoksulluk koşut ilerliyor

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Pediatri bilim dalından Prof. Betül Ulukol ise, sahada yaptığı çalışmalar ışığında Türkiye’de yoksulluğun çocuk ihmaliyle paralel ilerlediğini düşünüyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Prof. Ulukol, maddi yoksunluk içindeki ebeveynlerin yoksulluğu bahane ederek çocuğu ihmal ettiklerini, maddi olanaklardan mahrumiyetin yanı sıra sağlık, eğitim, psiko-sosyal destek boyutlarını da eksik bıraktıklarını belirtiyor.

“Böylelikle çocuklar yoksulluk hallerini, büyüklerin okumaları üzerinden karşılıyorlar. Akranları tarafından yaşadıkları mahalle, gittikleri okul, giydikleri kıyafet üzerinden ötekileştirilmeye başlandıklarında da çocuklar yoksulluğu farklı algılamaya başlıyorlar” diyor Ulukol.

Bir diğer deyişle, yoksunluk içindeki çocuklar sadece maddi değil manevi ve duygusal kaynaklardan da yoksun kalıp potansiyellerini gerçekleştiremiyor ve topluma tam ve eşit bireyler olarak dahil edilemiyorlar. Kimi uzmanlara göre erken çocukluk döneminde yoksulluk çocukta bilişsel yetenekleri olumsuz etkilerken, ergenlik döneminde yoksulluk ise okul başarısı üzerinde olumsuz etki doğuruyor.

İntihar vakaları titizlikle haberleştirilmeli

Öte yandan, son dönemde intihar vakalarında medyanın daha temkinli bir dil kullanması gerektiği yönünde uzmanlar çağrıda bulunuyorlar. En son olarak Bakırköy'de 6 yaşında bir çocuk ile anne-babasının intiharı, daha önce de eşinin yanı sıra yaşları 9 ila 5 olan iki çocuğuyla birlikte Antalya'da intihar eden babanın durumu haberleştirilirken, çocukların psiko-sosyal dengelerinin gözetilmesi gerekiyor.

Prof. Ulukol'a göre, "Benzer tartışmaların yaşandığı, kira, aidat, kredi borçlarının nasıl ödeneceğine dair konuşmaların geçtiği hanelerde intihar eden ailelerdeki çocukların durumu, diğer akranlarını etkileyebilir, başlarına benzer bir durum gelebileceğine dair korkuyu körükleyebilir.

Çocuk işçiliği konusunda Türkiye çapında sahada uzun yıllardır projeler yürüten Ankara merkezli Kalkınma Atölyesi kurucusu Ertan Karabıyık, özellikle 2001 yılından bu yana artan kent ve dolayısıyla çocuk yoksulluğuyla mikro ölçekte mücadele etmenin önemine değiniyor.

“Artık mevsimlik tarım işçilerinin çoğu kentlerdeki mahallelerden ve kentlerin çeperlerinden geliyor, köylerden değil. Kent yoksulluğuyla mücadelede geliri artırmaya odaklanan yöntemler bence pek işlemiyor; biz eğitim, sağlık, beslenme odaklı giderleri azaltmayı öneriyoruz” diyor.

DİSK'in verilerine göre Türkiye'de 2 milyon çocuk işçi olduğu tahmin ediliyor. Yasalara göre ise 15 yaşını doldurmamış çocukların iş yerlerinde çalıştırılması yasak. Ancak 14 yaşını doldurmuş ve ilköğretim dönemini tamamlamış olanlar, çiçek satışı, lokantalarda komilik, büro hizmetlerine yardım, meyve, sebze toplama gibi hafif işlerde çalıştırılabiliyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Karabıyık, “Yoksul çocuklara protein yedirmeye dönük projelerde yerel düzeyde üretimi artırmak, yerel hayvancılığı geliştirmek, böylece bir yandan yerelde istihdam sağlarken, kooperatifleri güçlendirirken, yoksul çocukların ailelerinin düzenli gelir kaynaklarını artırırken, bir yandan da onların yumurta, peynir, et ağırlıklı diyetlere erişimini sağlamalıyız. Böylelikle herkesin kazandığı, çarpan etkilerinin doğduğu bir çözüm olur” diyor.

"Yoksul çocukların hayata tutunması lazım. Eğer iyi beslenemezlerse, iyi eğitim alacaklarına dair bir umutları kalmazsa, umudu olmayan yoksul çocuk çareyi uyuşturucuda arar."
Ertan Karabıyık
Kalkınma Atölyesi

Beslenme hakkı

Karabıyık’ın bir diğer vurguladığı nokta ise, çocukların beslenme hakkı ve sağlıklı beslenebilmesi.

“Biz sahada okula aç karnına gelen çocuk çok gördük. Okullarda sıcak yemek olanakları geliştirilmeli” diyor Karabıyık.

Öte yandan, Karabıyık’a göre, devletin eğitimde ciddi ve yerel gerçeklerle uyumlu bir seferberliğe gitmesi gerekiyor. Bunun için örneğin her yıl 20.000 yoksul çocuğu sisteme alarak, 15 yaşından sonra çocukların yeteneklerine göre bir iş yerinde stajyer olarak sigortalı sisteme sokulması ve çok iyi meslek liseleriyle bu becerilerin geliştirilmesi ve yetiştiklerinde hızlıca iş piyasasına sokulmaları çocuk yoksulluğunun da azaltılmasında bir çözüm olarak öneriliyor.

Karabıyık, “Yoksul çocukların hayata tutunması lazım. Eğer iyi beslenemezlerse, iyi eğitim alacaklarına dair bir umutları kalmazsa, umudu olmayan yoksul çocuk çareyi uyuşturucuda arar” diyor.

Kalkınma Atölyesi, çocuk yoksulluğu üzerine tüm örgütlü paydaşların yer alacağı, devlet kurumları ve muhalefet partilerinin de taraf olacağı bağımsız bir komisyon kurulması önerisini de uzun zamandır dillendiriyor. “Bugün bu çocuklara yatırım yapmazsak maliyeti ileride hepimiz için çok büyük olacak” diyor Karabıyık.

Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.