Son Dakika
This content is not available in your region

Babacan’ın partisinin Kurucular Kurulu: Siyasi rekabet için neler beklenmeli?

Ali Babacan
Ali Babacan   -   ©  AA
Metin boyutu Aa Aa

Adalet ve Kalkınma Partisi’nden istifa eden eski Başbakan yardımcısı Ali Babacan, yaklaşık dokuz aydır süren partileşme çalışmalarını tamamlayarak başvuru dilekçesini pazartesi günü İçişleri Bakanlığı’na sundu. Partinin lansmanı ise bugün gerçekleşecek.

Partinin 90 kişilik Kurucular Kurulu’nun 27’si kadınlardan oluşuyor ve içlerinden 16’sı siyaset arenasının görece “yeni” isimleri. Aralarında duayen siyasetçiler ve eski bakanların da yer aldığı “A Takımı”nın ise oy potansiyeli, hedef seçmen kitlesi ve toplumdaki yaratabilecekleri etki merak konusu.

'Herkesi kucaklayan parti' iddiası

DEVA Partisi’nin kurucu isimleri incelendiğinde, eğitim düzeyi yüksek, kadın ve genç sayısının baskın olduğu, geçmişte AK Parti’de siyaset yapan kişilerin sayısının az olduğu, kimlik siyasetinden görece uzak konumlanan ve ekonomi ve güvenlik konularına odaklanan “herkesi kucaklayan (catch-all) bir parti” iddiasını düşündürüyor.

Öte yandan, Türkiye’nin ilk teknoloji odaklı eğitim kurumlarını açan iş insanı Zeynep Dereli, Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) kurucularından Sanem Oktar ve eski Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf gibi isimlerin olması kadın istihdamı ve kadın hakları konusunun parti gündeminde yer bulacağını gösteriyor. Çeşitli uluslararası şirketlerde üst düzey yöneticilik yapan ve halihazırda Dünya Gazetesi'nde de ekonomi yazarı Burak Dalgın gibi isimlerin varlığı ise iş dünyasına ulaşma çabasına işaret ediyor.

Partinin hazırlık aşamasının aylar sürmesi ve kuruluş tarihinin sürekli ötelenerek bu süre zarfında kurulan çalışma gruplarıyla toplumun farklı sorunlarına somut çözüm önerileri hazırlanması da, sosyolojik kökleri toplumun birçok düzeyine temas eden, teknokrat bir bakış açısının benimsendiği şeklinde yorumlanıyor.

Kurucular kurulunun bir diğer öne çıkan görüntüsü ise, lider partisi olmaktan ziyade, ana omurganın Ali Babacan olacağı, ancak parti idaresinin kolektif şekilde yürütüleceği bir tablo. Bu da Babacan’ın daha önce AK Parti hükümetine yaptığı eleştirilerin başında gelen “tek adam yönetimi”nin kendi partisinde benimsenmeyeceği ve gücün konsensüs ile ortaklaşa sergileneceği izlenimini veriyor.

Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Berk Esen, Babacan’ın kurucular listesinde dört ana grubun olduğuna dikkat çekiyor ve bunları “siyasetçiler”, “teknokrat/bürokratlar”, “genç/akademisyenler” ve “iş dünyası” olarak açıklıyor.

Teknokrat kadrosu güçlü

euronews Türkçe’ye konuşan Esen, dört kategorinin her birindeki profillere bakıldığında en başarılı olanın teknokrat kesim olduğuna ve içlerinde Babacan’ın bakanlığı sırasında ekonomi bürokrasisinde görev almış eski Hazine Müsteşarı İbrahim Halil Çanakçı, eski Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Başkanı Birol Aydemir ve eski Hazine Müsteşar yardımcısı Cavit Dağdaş isimlerinin varlığına dikkat çekiyor:

“Bu kişiler Özal sonrası bürokraside, merkez sağda kendini konumlandırmış, kendini iyi yetiştirmiş, önemli bürokratik pozisyonlara gelmiş, AK Parti’nin iyi ekonomik hamlelerinde imzası olan isimler,” diyen Esen, AK Parti geçmişinden gelen Mustafa Yeneroğlu, Sadullah Ergin, Selma Aliye Kavaf gibi isimlerin ise AK Parti’nin daha ılımlı kanadına mensup olduğunu kaydediyor.

Güvenlik uzmanı Metin Gürcan ile emekli Korgeneral Mehmet Şanver'in de kurucular listesinde yer alması ise, partinin devletçi, Atatürkçü ve güvenlik odaklı hassasiyetleri olan kesimlere ulaşma isteğini gösterse de, oy tercihleri kemikleşmiş olan bu seçmen kitlesinin Babacan ekibine yaklaşması için oldukça çaba sarf edilmesi gerekiyor.

Öte yandan, rekabetçi otoriter rejimler konusunda kapsamlı araştırmaları bulunan analist Esen’e göre, çok rafine bir akademik geçmişten gelen, siyaset yapma biçimi çalışma grupları kurup sorunları teknokrat bir şekilde ele almak olan Babacan’ın ve ekibinin toplum karşılığında bir “özgül ağırlık” edinmesinin zaman içerisinde, izleyecekleri siyaset yapma biçimine bağlı olduğuna dikkat çekiyor:

“Listede bulunmayan Haşim Kılıç, Beşir Atalay gibi isimlerin zaten toplumda çok büyük bir karşılığı yok. Asıl oy ağırlığı yaratan isimler, yerelde güçlü olan ve örgütleme ve yerelde ikna yeteneği bulunan Balıkesir veya Rize eski belediye başkanı gibi isimlerin kurucular kurulu listesinde yer almasıdır” diyor Esen.

“Şöhret eksikliği”

Öte yandan, Esen’e göre, listede iş insanlarının da profili, oy getirecek düzeyde çok güçlü değil. Bu açıdan, kurucular kurulunda bir nevi “şöhret eksikliği” göze çarpıyor ve uzmanlar, bu kişilerin çoğunun kamuoyunda bilinirliği yüksek isimler olmadığı eleştirisini getiriyor.

“Rekabetçi otoriter rejimlerin zayıfladığını gösteren en önemli kriterlerden biri, havayı iyi koklayan iş insanlarının muhalefete geçmesidir. Bu listede onu çok göremedim. İstanbul-merkezli iyi eğitimli ama insanların adını pek bilmediği yönetici ve iş insanları var. Demek ki iş insanları risk almayı istememişler ve partinin şansını bu aşamada çok yüksek görmüyorlar. Örneğin Rahmi Koç’un ismi görülseydi, “adamlar gümbür gümbür geliyor” denirdi. Öyle bir sinyal verilmemiş. Ekonomik açıdan AK Parti’ye muhalefet ettiklerinde kaybedeceği çok şeyi olanlar listede yer almamış.”

Esen, Babacan ve ekibinin teknokrat gündemle sınırlı kalmayarak, işin siyasi kısmını seçim öncesi süreçte iyi doldurmaları, daha cesur adımlar atmaları, sorunlara akademik cevap vermenin ötesine geçmeleri, partiye yönelik yargı veya kolluk güçleri düzeyinde bir adım atıldığında acil durum planları geliştirmeleri, ayağı yere basan ve örgütçülüğü güçlü isimleri yerelde iyi kullanmaları, sosyal medyayı çok iyi kullanarak iyi bir iletişim stratejisi geliştirmeleri gerektiğini düşünüyor.

Esen ayrıca Babacan’ın oy havuzunun Davutoğlu’na göre daha geniş olduğunu, ANAP-DYP çizgisine yakın olan İYİ Parti, CHP, AK Parti ve Kürt seçmenden oy devşirebileceği düşüncesinde.

“AK Parti bloğunun çöküşünü görüyoruz. O koalisyonlar şimdi parçalarına bölünüyor” diye açıklayan Esen, “ideolojik-doktriner İslamcıların Davutoğlu’na, ılımlı-şehirli-merkez ve merkeze yakın sağ-teknokrat kesimin Babacan’a, siyasi İslam ve devletçi kesimin de merkeze oy vereceğini” düşünüyor.

“Ekonomik kriz yaşarken ekonomiyi bilmek, şehirli bir çizgi götürmek daha büyük şans getiriyor. Ancak Babacan giydiği kıyafete uygun bir davete gidiyor mu, ona uygun bir dans yapacak mı, bunu netleştirmesi lazım, o zaman şansı da artar” diyor Esen ve ekliyor:

“1950’lerden beri seçmenin çoğu sağda konumlanıyor. Yine de yüzde 65’inin sağda olması tek partiye oy vermesi anlamına gelmiyor. Ama sağ seçmen hep devletten kaynak beklediği, su, elektrik, hastane, ihale beklediği için iktidar partisi de onlara kaynak sağladığı için, seçmen de iktidar partisini desteklemek istiyor. Babacan’ın da Davutoğlu’nun da açmazı bu. Bir yerde pozisyon almak istiyorlar, ama o durdukları yer nedir? Babacan’ın iktidara gelebilir havası yaratması gerekiyor oyunu artırması için. Örneğin, CHP’nin koalisyon ortağı olan İYİ Parti, o dönemde meclise girebileceğini gösterdi, insanlar da bunun üzerine İYİ Parti’ye daha rahat oy verdi. Babacan, bu aşamadan sonra, Kurucular Kurulu ile sınırlı kalmadan, teknokratları, iş insanlarını yanına alarak böyle bir imaj verebilir. Örgütçülüğü iyi olan insanları yanına alması o yüzden önemli. Çünkü bu kadroda hiçbirisinin kendi başına bir özgül ağırlığı yok.”

Oy potansiyeli ne kadar?

Dolayısıyla, yeni partinin sahadaki başarısı AK Parti’ye yönelik eleştirilerinin dozu ve yereldeki örgütlenme başarısıyla sınanacak.

İstanbul Ekonomi Araştırma’nın Ekim-Kasım 2019 dönemini kapsayan Türkiye Raporu araştırmasında Babacan’ın oy potansiyeli yüzde 13 düzeyindeydi. Kurum, güncellenmiş rakamları önümüzdeki dönemde açıklayacak.

Siyaset analisti ve doktora araştırmacısı Nezih Onur Kuru ise, Ali Babacan’ın demokratik, teknokrat ve yetkin imajının partinin en büyük avantajı olduğunu, Türkiye’de seçmenlerin partinin kapasitesini lider üzerinden değerlendirmeye yatkın olduğunu düşünüyor.

euronews Türkçe’ye konuşan Kuru, “AK Parti’nin ekonomik büyüme ve demokratikleşme yönünde olumlu bir performans sergilediği yıllarda ekonomi ve dış politikada söz sahibi olan Babacan’ın öz geçmişi çok kıymetli bir referans. Ayrıca Babacan’ın marka değeri yurt dışında hala yüksek. Ancak Babacan’ın AK Parti içinde mücadele vermeden partisini sessiz bir şekilde kurması partinin bir hikayeden yoksun kalması anlamına geliyor” diyor.

Kuru’ya göre, parti isminin ve kimliğinin (demokrasi ve atılım) AK Parti’nin ilk döneminde olduğu gibi ideolojik bagajdan uzak olması da merkezde yer alan veya apolitik seçmenlere hitap etmesi açısından önemli.

Kuru, Abdullah Gül ve kendisine yakın isimler arasında Haşim Kılıç, Osman Can gibi kişilerin partiyi dışarıdan desteklememeleri durumunda, parti organizasyonunun yerelde zayıf kalabileceğini düşünüyor.

Kürt sorunu da gündemde

Uzmanlar, Mazlumder’den Ahmet Faruk Ünsal ve AK Parti milletvekilliğinin ardından 2015 yılından itibaren HDP’de de siyaset yapmış biri olan Dengir Mir Mehmet Fırat’ın kızı Münevver Helün Fırat gibi isimlerin insan hakları ve Kürt sorunu açısından partinin politikasına yansıyacağını vurguluyor.

Ancak, Kuru bu noktada önemli bir eleştiri de getiriyor: “AK Parti’nin 2010’lardaki otoriterleşmesine sessiz kalan ve hükümeti destekleyen akademisyen ve yazarların kurucu ekipte yer alması partinin demokrasi iddiasına gölge düşürüyor.”

Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.