Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Uluslararası Kriz Grubu'nun Suriye raporu: İdlib'de silahlar nasıl susar?

Uluslararası Kriz Grubu'nun Suriye raporu: İdlib'de silahlar nasıl susar?
©  Anadolu
Metin boyutu Aa Aa

Uluslararası Kriz Grubu (ICG), “İdlib’de Silahları Susturmak” başlıklı yeni raporuyla, Suriye’de muhaliflerin son kalesi olan İdlib vilayetinin tamamen Şam yönetimine geçmesini engellemeye dönük kalıcı bir anlaşmanın parametrelerini masaya yatırdı.

14 Mart günü yayımlanan rapordaki önerilere göre; mevcut ateşkes güçlendirilmeli, Esad yönetimi, Rusya, Türkiye ve bölgedeki radikal dinci grupların da dahil edileceği bir uzlaşı zemini yaratılmalı. Bunun alternatifi ise, çatışma ve sınırları aşan bir istikrarsızlık olabilir.

Uluslararası Kriz Grubu'nun Suriye uzmanı Dareen Khalifa tarafından kaleme alınan rapor, sürdürülebilir bir ateşkes anlaşmasının önemine değiniyor, zira bölgede bu zamana değin Türkiye ile Rusya arasında birçok kez ateşkes yapıldı, ancak hiçbiri kalıcı olmadı.

ICG, nüfusu yoğun olan İdlib’de koronavirüs salgınının yayılma riskini ve saldırıların ardından sağlık hizmetlerinin bölgede tamamen durmasını da göz önüne alarak, görece barışçıl bir ortam geliştirilmesi için tüm tarafların bir masa etrafında uzlaşması gerektiği fikrinde.

Heyet Tahrir el-Şam denklemin neresinde?

Ancak İdlib’de çözümün düğüm noktalarından biri kuşkusuz bölgenin en güçlü askeri grubu olan Heyet Tahrir el-Şam, veya HTŞ’nin durumu. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), M4 karayolu üzerinde Türk-Rus ortak devriyesini birçok kez engelleyen HTŞ ve ona bağlı grupları bir süredir havadan ve karadan sıkı bir denetim altında tutuyor.

Rusya’nın HTŞ konusundaki tavrı net: Rus hava üslerine dronlarla saldırılar düzenlediğini iddia ettiği bu grubu Türkiye’nin tamamen kontrol altına alıp tedrici şekilde tasfiye etmesini isterken, Ankara, güçlü bir silahlı muhalif grup olan HTŞ’yi salt askeri güç ile yok edemeyeceğini, zira grubun yerelde kökleşmiş bağları olduğunu savunuyor. Ayrıca, HTŞ’ye yönelik olası bir operasyonun Türkiye sınırına yeni bir mülteci akını doğurabileceğinden endişe ediliyor.

Dolayısıyla, İdlib’de istikrarın başarı şansı sadece HTŞ’nin sahada nasıl bir tavır alacağı değil, bu tavır şekillendirilirken kendisinin ne kadar dikkate alınacağına ve bir hedef haline getirilip getirilmeyeceğine bağlı.

HTŞ sınır-ötesi militanlığa mesafe koymalı

Rapora göre, ateşkes anlaşmaları sürecine HTŞ de dahil edilmeli ve “Türkiye, HTŞ’ye sınır ötesi militanlığa mesafe koymaya devam etmesi ve siyasi ve dini açıdan daha çoğulcu ve hoşgörülü olmasına yönelik baskı kurmalı.”

Böylelikle, kısa vadede Moskova’nın Hmeimim hava üssüne düzenlendiğini iddia ettiği saldırılar konusundaki endişelerin giderebileceği, Türkiye’nin ise, birkaç kilit devletle birlikte, HTŞ’nin barış anlaşmalarına dahil edilebilmesi için yerine getirmesi gereken koşulları saptayabileceği belirtiliyor.

Ankara’nın HTŞ’ye yönelik bir operasyonunun insani krizi daha da kötüleştireceğini vurgulayan Uluslararası Kriz Grubu, Ankara’nın son üç ayda bölgedeki varlığını askeri olarak güçlendirdiğini, İdlib’deki Türkiye destekli muhalif grupları bir araya getiren Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne verdiği desteği artırdığını belirterek, “rejimin İdlib’de ilerlemesini durdurmaya ve yeni bir rejim saldırısının bedelini ağırlaştırmaya hazır olduğunu gösterdiğini” savunuyor.

TSK tarafından kısa bir süre önce araç geçişine kapatılan ve muhalif gruplar ile Şam'a bağlı güçleri ayıran Mar al Nasan-Mizanez bölgesindeki kontrol noktası, mayıs ayı başında HTŞ’nin Şam ile anlaşması neticesinde karşılıklı ticarete açılmış, ancak bu durum yöre halkının yoğun ve geniş çaplı protestosuna neden olmuştu. Bunun üzerine HTŞ de ticari koridorun açılmasının askıya alındığını açıklamıştı.

Astana süreci

Kısa süre önce, Türk, Rus ve İran Dışişleri bakanları telekonferans yoluyla İdlib konusunu görüştü.

Uluslararası Kriz Grubu raporunda, 2017 yılından beri süregiden Astana süreci ise şu şekilde eleştiriliyor: “2017 yılında İran’ın katılımıyla başlatılan üçlü Astana süreciyle birlikte Rusya ile Türkiye arasında imzalanan bir dizi ateşkes anlaşmasının başarısız olmasının sebeplerinden biri; iki ülkenin, İdlib’in geleceğine dair taban tabana zıt pozisyonlarının bir yansıması olarak, anlaşmalardan doğan taahhütlerini birbirlerinden farklı yorumlamalarıdır. Yapılan en son anlaşma bu farklılıkları gidermeyen sadece askıya alan bir anlaşmaydı: Türkiye, Suriye’nin geleceği ile ilgili kapsamlı siyasi çözüm sağlanana kadar rejimi İdlib’den uzak tutmaya çalışırken, Rusya Şam’daki müttefikinin ülkenin topraklarının tamamını, mümkünse anlaşma yoluyla ancak gerekli görürse güç kullanarak, geri alma hedefini desteklemeye devam ediyor.”

Astana, bölgede ateşkese ulaşmak için atılan adımların ilk durağıydı ve Türkiye ve Rusya'nın garantörlüğünde Suriye'de sağlanan ilk ateşkes 29 Aralık 2016'da yürürlüğe girmişti.

Ardından, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad 8 Ocak 2017 tarihinde Suriye'deki iç savaşla ilgili olarak Kazakistan'ın başkenti Astana'da yapılacak görüşmelerde "Her konuyu müzakere etmeye hazır olduğunu" kaydedince, taraflar 23 Ocak'ta ateşkes ve çözüm sürecini görüşmek üzere yeniden masaya oturmuştu. Bir sonraki gün yapılan ortak açıklamada, Suriye'de ateşkesin denetimi ve uygulanması için Türkiye, Rusya ve İran tarafından üçlü bir mekanizma kurulması kararlaştırılmıştı.

HTŞ, diğer isyancı gruplara benzer ele alınmalı

Uluslararası Kriz Grubu’ndan Suriye analisti Dareen Khalifa, euronews Türkçe’ye verdiği özel demeçte, HTŞ’nin müzakere süreci yerine ateşkes anlaşmasına dahil edilmesi gerektiğini ve ateşkes kapsamındaki diğer isyancı gruplarla aynı şekilde ele alınması gerektiğini belirtiyor.

Khalifa, “Ateşkes anlaşmalarının doğası gereği isyancı gruplara meşruiyet kazandırmazlar ve onların görüşmelere dahil edilmesini istemezler” diyor.

Ancak, Uluslararası Kriz Grubu’na göre Rusya ve Türkiye arasında HTŞ konusundaki anlaşmazlık giderilmezse bundan sonraki ateşkes anlaşmaları da kısa süreli olabilir.

“HTŞ, 2017 yılında El Kaide ile bağlarını kopardı ve o zamandan bu yana kendisini Suriyeli bir 'isyancı grup' olarak tanıtıyor, bazı yabancı savaşçıları ve aşırılık yanlısı kesimleri ise lider kadrosundan ayıkladı, söylemini ılımlı bir çizgiye çekti ve uluslararası toplulukla angajmana girmek istiyor. Ancak, bu zamana değin hiçbir yöneticisi terörist sıfatından ateşkesin tarafı aktör sıfatına evrilmedi” diye açıklıyor Khalifa.

Sürece dahil edilmedikçe askeri araçlarını güçlendiriyor

Dolayısıyla, HTŞ’nin sürece dahil edilmemesi, onun askeri kapasitesini güçlendirmeyi önceliklendirmesine yol açıyor ve bu da karşılığında HTŞ sorununun çözümünde Rus-Türk anlaşmazlığını körüklüyor.

“Ancak şunu da belirtmekte yarar var” diyor Khalifa: “Eğer bu grup süreç içerisinde sorumluluk sahibi bir aktör muamelesi görecekse ilk başta o şekilde davranması gerek.”

BM Güvenlik Konseyi’nin terör örgütleri listesinde bulunan El Kaide’nin Suriye’deki uzantısı bir örgüt olarak tanımlanan HTŞ, çocukların silah altına alınması, yöre halkının eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimini engellemesi ve kadınları belli kıyafet kurallarına göre örtünmeye zorlamasıyla eleştiriliyor.

5 Mart’ta Moskova’da, Türkiye-Rusya arasında varılan mutabakatın akabinde İdlib’de muhalefete bırakılan M-5 otoyolunun batısı ve M-4 otoyolunun kuzeyindeki bölgede HTŞ büyük bir alan hakimiyeti kazanmıştı.

Halep ve Lazkiye kentlerini birbirine bağlayan M4 karayolunun İdlib gerilimi azaltma bölgesindeki bölümünde 11. Rus-Türk ortak devriyesi de 11 Mayıs günü gerçekleşti.