Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

ABD’de ırkçılık ve protestolar: Geçmişin yansımaları

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD), siyahi Amerikalı George Floyd’un polis memuru Derek Chauvin tarafından gözaltına alınırken öldürülmesi ile başlayan ve günlerdir süren protestolar, aslında ABD’nin kuruluşundan günümüze süregelen tarihsel bir sorununu tekrar gözler önüne sermiştir.

Amerika’da On Üç Koloni’nin İngiltere’den bağımsızlıklarını ilan ettikleri 4 Temmuz 1776 tarihinde onaylanan belge olan Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi (the Declaration of Independence) eşitlik ve özgürlük prensiplerini merkezine koyan ve “bütün insanların eşit yaratıldıklarını ve onları yaratan Tanrı’nın yaşamak, özgür ve mutlu olmak gibi kendilerine vazgeçilemez haklar verdiğini ve bunu koruma görevinin de hükümetlerinde olduğunu” açıkça ifade eder. Ancak Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’ni hazırlayan Thomas Jefferson’ın bile köle sahibi ve On Üç Koloni’de de köleliğin serbest olduğu göz önünde bulundurulursa bugün yaşanan ırkçılığın ve ayrımcılığın geçmişe dayandığını söyleyebiliriz.

Kölelik ancak Amerikan İç Savaşı’nı kazanan Abraham Lincoln’un 1863 yılında çıkarmış olduğu Özgürlük Bildirgesi (Emancipation Proclamation) ile kaldırıldığında 4 milyona yakın siyahi ABD vatandaşı özgürleştirilmişti. Her ne kadar Afrika kökenli Amerikan vatandaşlarının yasal olarak özgürleştirilmeleri sağlanmış olsa da bu durumun Amerikan toplumu tarafından benimsenmesi ve içselleştirilmesi konusunda yansımaları sorunlu olmuştur. Diğer bir deyişle, yasal ırksal ayrımcılık ortadan kalkmış ancak fiili ırksal ayrımcılık Amerikan toplumunda devam etmiştir. Bu fiili ırksal ayrımcılığı yani siyahi Amerikalıların ikinci sınıf vatandaş olmaktan çıkarılması adına 1964 yılında Yurttaş Hakları Yasası (the Civil Rghts Act of 1964) çıkarılmıştı. Fakat ABD’de ırksal ayrımcılığı yasaklayan bu yasa zaman zaman ortaya çıkan ırkçı şiddeti engellemeye yetmemiştir.

Martin Luther King suikastinden sonra benzer protestolar

Arşiv
Aylin Ünver NoiArşiv

ABD’de dönem dönem yaşanan ırkçı saldırılar ve buna karşı düzenlenen protestolar Amerikan tarihinde çeşitli dönemlerde yaşanmıştır. ABD’de ırkçılık karşıtı hareketin sembol isimlerinden Martin Luther King’in 1968 yılında hayatını kaybettiği suikast sonrası, tüm ABD şehirlerinde bugünküne benzer protesto gösterileri olmuştu. 2014 yılında polis tarafından gözaltına alınan Eric Garner’ın polis şiddeti ile hayatını kaybetmesi ve 2015’de 9 siyahi Amerikalının beyaz Amerikan vatandaşı Dylann Roof tarafından öldürüldüğü Charleston Kilisesi saldırısı bu tarihsel sorunun diğer yansımaları olmuştur.

2014-2015 yılları, ABD’de iki kere seçilen ve ülkenin ilk siyahi başkanı olan Barack Obama’nın döneminde de ırkçılık sorununun süregelmesi bu sorunun ne kadar derin bir sorun olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu dönemde polisler üzerinde daha fazla kontrolü ön plana çıkaran reformlar uygulamaya konmuş olsa da ABD’de Dördüncü Değişiklik (Fourth Amendment) olarak bilinen keyfi arama ve tutuklamalara karşı Amerikan vatandaşlarının korunmasını sağlayan hakkın polisler tarafından siyahi Amerikalılara karşı uygulanmadığı görüşü ağır basmaktadır. Zaten George Floyd’un ölümünde de bu argümanın ne kadar gerçeklik payı olduğunu da gördük.

"ABD’de ırkçılık karşıtı hareketin sembol isimlerinden olan Martin Luther King suikastı sonrasında ABD’deki protestolar esnasında uygulanan kanun ve düzen (Law and Order) kampanyası Richard Nixon’a başkanlığı kazandırmıştı."
Aylin Ünver Noi, Doç.Dr.

Unutmamak gerekir ki ABD’deki ırkçılığı, sadece siyahi vatandaşlarına karşı polis şiddetinde değil aynı zamanda bazı beyaz Amerikalıların siyahi Amerikalılara karşı şiddetinde de görmekteyiz. Geçtiğimiz Şubat ayında koşuya çıkmış olan siyahi Amerikalı Ahmaud Arbery’nin iki beyaz Amerikalı Gregory McMichael ve Travis McMichael tarafından takip edilerek öldürülmesi ırkçılığın halk arasında vardığı noktayı göstermesi açısından önemli. Irkçı şiddette, polislerin yasalara özellikle de Amerikan Anayasası’na yapılan Dördüncü Değişikliğe (Fourth Amendment) uymasını sağlayarak ve bununla ilgili kontrol mekanizmalarını ve gerekli cezaların verilmesini tam anlamıyla uygulayarak bir sonuca varılması mümkün değil. Halka inen ve tarihsel bir sorun olan ırkçılıkla mücadelede bundan daha fazlası gerekiyor.

ABD Kasım seçimleri

Önümüzdeki Kasım ayında ABD’de seçimler yapılacak ve bu durumun elbette bu seçim sürecine yansımaları olacak. Protestoların vandalizme dönmesinin, zaten Covid-19 sürecinde sıkıntıya giren Amerikan ekonomisine olumsuz yansımaları oldu. Covid-19 öncesi işsizlik oranlarının düşük olması ile ekonomi üzerinden bir başarı hikayesi yazarak ikinci kez ABD Başkanı olmak isteyen Donald Trump salgınla beraber artan işsizlik oranı ile yüzleşmek zorunda kaldı. Diğer taraftan mevcut sağlık sistemindeki problemleri gözler önüne seren bu süreç, Amerikan toplumunda adaletsizlik içinde yaşayan kesimi hem ekonomik hem de sağlık açısından daha da olumsuz etkiledi. Ölümlerin de daha çok bu kesimlerden geldiğini görüyoruz.

Ancak diğer taraftan Covid- 19 ile mücadelede karnesi pek de başarılı olarak yorumlanmayan Trump yönetiminin, bu mevcut protestoları gelecek seçimi kazanma adına kendi lehine çevirme hamlelerine tanıklık ediyoruz. ABD’de ırkçılık karşıtı hareketin sembol isimlerinden olan Martin Luther King suikastı sonrasında ABD’deki protestolar esnasında uygulanan kanun ve düzen (Law and Order) kampanyası Richard Nixon’a başkanlığı kazandırmıştı. Bugün Donald Trump’ın da zaman zaman vandalizme dönen protestolara izin vermeyeceği ve hukuk ve düzen söylemine vurgu yapmasını Trump’ın Nixon’a geçmişte kazandırdığı bu kampanyayı kullanarak kazanım sağlamayı çalıştığı söyleniyor.

"Covid- 19 ile mücadelede karnesi pek de başarılı olarak yorumlanmayan Trump yönetimi bu mevcut protestoları gelecek seçimi kazanma adına kendi lehine çevirme hamlelerine tanıklık ediyoruz."
Aylin Ünver Noi, Doç.Dr.

Trump, protestoların vandalizme döndüğü süreçte eyaletlerin bunu kontrol altına alamadıklarını ve ulusal muhafızların sahaya sürüleceğini ve protestoları bastıracağını söylemişti. Protestolar barışçı şekilde ABD’nin pek çok eyaletinde sürüyor.

Hem şu anki Savunma Bakanı Mark Esper hem de eski Savunma Bakanı James Mattis’in bunun yanlış bir karar olduğu ve desteklemediklerini söylemeleri ve barışçı bir şekilde süren protestolar Trump’a bu konuda geri adım attırdı ve ulusal muhafızları geri çekti. Oysa ki o dönemde sahaya askeri sürme ile beraber dile getirdiği Amerikan Anayasası’na yapılan İkinci Değişiklik (Second Amendment) denilen kişilerin kendini ve mülkünü meşru müdafaa için bireysel silah bulundurma ve kullanma hakkına atıfta bulunması, akıllara 'Trump hukuk ve düzen mi getirmek istiyor yoksa bir iç savaşa kadar götürebilecek, ülkeyi bölen bir yola mı sokmak istiyor' sorusunu getirmişti.

"ABD’de başlayan ırkçılık karşıtı protestoların ve onun arkasındaki eşitlik ve özgürlük arayışının pek çok ülkeye ilham verdiği ve protestolara neden olduğunu görmekteyiz."
Aylin Ünver Noi, Doç.Dr.

Birçok ülkeye ilham kaynağı oldu

ABD'nin eşitlik ve özgürlükler üzerine inşa edildiğini duyuran Amerikan Özgürlük Bildirgesi o dönemde 1789 Fransız Devrimi'ne nasıl ilham kaynağı olmuşsa, bugün ABD’de başlayan ırkçılık karşıtı protestoların ve onun arkasındaki eşitlik ve özgürlük arayışının pek çok ülkeye ilham verdiğini ve protestolara neden olduğunu görmekteyiz.

Amerika’nın On Üç Kolonisi’ni eşitlik ve özgürlük etrafında birleştiren Amerikan Özgürlük Bildirgesi gibi tarihinin en bölünmüş, en kutuplaşmış dönemini yaşayan ABD’nin bu sefer bütün Amerikalıları eşit olarak kabul eden bir anlayış etrafında birleşmeye ihtiyacı var. Bu sefer sadece yasal ayrımcılığı önleyen yasalarla değil, ırkçılığa karşı halkı bilinçlendiren, eğiten ve gerçekten her alanda ırksal eşitliği benimseten adımlar atması bir zorunluluk gibi gözüküyor.

Doç. Dr. Aylin Ünver Noi İstinye Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Ünver Noi ayrıca Mediterranean Citizens’ Assembly Vakfı’nda (Valencia) yönetim kurulu ve danışma kurulu üyesi ve Transatlantic Leadership Network’de (Washington DC) kıdemli uzmandır. Johns Hopkins Üniversitesi (SAIS), Center for Transatlantic Relations (CTR)’da 2014-2015 yıllarında ziyaretçi uzman, 2015-2018 yılları arasında kıdemli uzman olarak çalışmalarda bulunmuştur. 2015-2017 yılları arasında Marmara Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Enstitüsü’nde ders vermiştir. 2014-2018 yılları arasında Huffington Post’daki bloğunda yazıları yayımlanan Ünver Noi’nin transatlantik ilişkileri, AB ve ABD’nin Akdeniz ve Ortadoğu politikaları üzerine pek çok kitabı ve makalesi bulunmaktadır.