Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Siyasetin düğümünü ordu çözmek isterse: Ermenistan'da darbe girişimi

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Ermenistan’da beklenmeyen bir gelişme yaşandı ve mevcut Başbakan Nikol Paşinyan tarafından geçtiğimiz yaz genelkurmay başkanlığına getirilmiş olan Onik Gasparyan, yanına aldığı 40 kadar üst düzey komutan ile birlikte, Paşinyan hükümetine “çekilmesi” yönünde yazılı bir çağrıda bulundu. Siyaset bilimi terminolojisi açısından değerlendirirsek, Başbakan Paşinyan tarafından “darbe girişimi” olarak duyurulan bu hamlenin Ermeni Ordusu’nun hükümete muhtıra vermesi ve böylece siyasal işleyişe direkt olarak müdahil olması olarak okunabileceğini söyleyebiliriz. Bu durumun beklenmeyen bir gelişme olarak değerlendirilebilecek olmasının temel nedeni, Ermenistan’ın da dahil olduğu Post-Sovyet coğrafyada bundan önce ordunun komuta kademesi tarafından herhangi bir darbe girişimi ya da muhtıra verme gibi bir hamlenin yaşanmamış olmasıdır. Bu hamlenin Ermenistan’da ilk kez yaşanmış olması ise, bu ülkenin kendi özel şartları ve özellikle de yakın zamanda yaşanan gelişmelerle ile yakından ilgilidir.

Ermenistan, 3 yıla yakın bir zamandır değişim sancıları çeken bir ülke görünümündedir. Hatta 1991’de ilan edilen bağımsızlık süreci esnasında ve sonrasında dahi ülkenin bu denli yoğun bir toplumsal kutuplaşma ve sarsıntı içerisinde olmadığı iddia edilebilir. Zira bağımsızlık süreci, özellikle 1994’te Moskova’nın gözetiminde ilan edilen ateşkes antlaşmasına dek, tamamıyla Karabağ’da yaşanan savaş ve bölgenin işgali ekseninde Ermenistan halkının topyekun mobilize olmasıyla anlamlanan bir toplumsal arka plana işaret etmektedir. Bundan sonraki süreç ise, Dağlık Karabağ ve çevresindeki Azerbaycan’a ait 7 rayonun işgali ekseninde “muzaffer” bir ülke pozisyonuna evrilen fakat tam da bu işgalin sonucu olarak, ekonomik/ticari anlamda bölgeden izole olarak Rusya’ya bağımlı hale gelen bir ülke profilini karşımıza çıkarmaktadır. Ermenistan toplumu, 1994 sonrasında yaşanan bu geri kalmışlık ve Moskova bağımlılığı sürecini, Dağlık Karabağ ve çevresindeki işgali sürdürmek için katlanılması gereken bir yük olarak değerlendirmiştir.

2018’de yaşanan “Kadife Devrim” sürecine dek, ülkede değişim iradesi ve eylemliliği sürekli olarak bastırılmıştır.

Zaman zaman bu durumu kabullenmek istemeyen liderler/gruplar seslerini duyurmak ve kontrolü ele almak istemişlerse de bu anlamda ciddi bir gelişme yaşanmamıştır. Örneğin, ülkenin ilk devlet başkanı Levon Ter Petrosyan, 1990’lı yılların ikinci yarısında Türkiye ile sorunları konuşabilmek ve belli bir plan ekseninde çözebilmek gerektiğini ifade ettikten hemen sonra istifa etmek zorunda bırakılmış, aynı isim 2008 başkanlık seçimlerinde benzer söylemler ve Batı yanlısı dönüşüm iradesiyle adaylığını koyup seçimlere girdiğinde ise, birçok kesim tarafından “hileli” olduğu değerlendirilen bir seçim süreci ile karşılaşarak kaybetmiştir. Hatta 2008 seçimlerinin hemen ardından Ter Petrosyan taraftarlarının bazılarının meydan gösterileri esnasında öldürüldüğü ve çok sayıda ismin de tutuklandığı bilinen bir husustur. Aslında 2018’de yaşanan “Kadife Devrim” sürecine dek, ülkede değişim iradesi ve eylemliliği sürekli olarak bastırılmıştır.

2018’de yaşanan Kadife Devrim’e dek ülkeyi bir koalisyonun yönettiği söylenebilir. Bu koalisyon ise Rusya ile eşgüdüm içerisinde hareket eden ve Karabağ kökenli isimlerce kurgulanmış “Karabağ Klanı” ve başta ABD, Fransa, Kanada, Lübnan ve pek çok AB üyesinde yaşayan isimlerin içerisinde olduğu Diaspora Ermenileri’dir. Rusya, bu koalisyona güvenlik ve diplomatik destek anlamında yardımcı olurken, diasporanın da ekonomik/mali destek sunduğu ve Ermenistan’ın tezlerini dünyaya anlatma anlamında gönüllü elçilik yaptığı bilinmektedir. Karabağ Klanı ise, Dağlık Karabağ ve çevresindeki işgalin sürmesini sağlayacak şekilde ordu, ulusal güvenlik teşkilatı, başta Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi ve Taşnak olmak üzere çeşitli siyasal partiler ve hatta iş dünyasındaki pozisyonu ile esas yürütme gücünü üstlenmiştir. Rusya’nın Güney Kafkasya’daki çıkarlarına uygun hareket edecek şekilde, Moskova’ya kendi topraklarında üs sağlayan ve Türkiye ile Azerbaycan arasındaki doğrudan iletişimi engelleme rolünü de üstlenen Erivan, aynı zamanda İran ile de yakın ekonomik, ticari ve sosyo-kültürel temaslar kurarak Türkiye ve Azerbaycan sınırlarının kapalı olmasından doğan yalnızlığını gidermek ve kendisine yeni bir müttefik elde etmek istemiştir.

Paşinyan, birçok Batılı analistin ya da aktörün beklediğinin aksine Rusya ile ilişkilerde ciddi bir değişime imza atmamış ve hatta sıklıkla Moskova’nın Erivan’ın güvenliği adına ne denli kritik olduğuna vurgu yapmıştır

Ermenistan’ın bağımsızlık sürecinden bu yana en çalkantılı yılları ise 2018’de meydan gösterileri sonrasında yaşanan ve barışçıl bir şekilde gerçekleşen “Kadife Devrim” sonrasında göreve gelen yeni hükümetin tavrı, politikaları ve dış politika hamleleri olmuştur. Her ne kadar, 2018’de yaşanan devrimin “renkli devrimler” silsilesinin bir örneği olduğu belirtilse de yaşanan gelişmeler ve özellikle devrimin siyasal lideri Paşinyan’ın duruşu ve söylemleri/hamleleri bu durumun gerçekliğini ciddi anlamda sorgulanır hale getirmiştir. Zira Paşinyan, birçok Batılı analistin ya da aktörün beklediğinin aksine Rusya ile ilişkilerde ciddi bir değişime imza atmamış ve hatta sıklıkla Moskova’nın Erivan’ın güvenliği adına ne denli kritik olduğuna vurgu yapmıştır

Ayrıca geçen 3 yıla yakın zaman zarfında, Ermenistan’ın Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (Rus NATO’su olarak da görülüyor) üyeliği ve Avrasya Ekonomik Birliği’ndeki yeri konusunda herhangi bir tartışma açmadığını da açıkça görebiliyoruz. Rusya lideri Putin ile önceki hükümetlere yakın bir sıklıkla görüşen Paşinyan, Batı ile yakın ilişkiler kurmaktan bahsetse de kurumsal reform ve bölgesel izolasyonun aşılarak Brüksel’in de destek verdiği Bakü-Tiflis-Ankara odaklı bölgesel yapılanmaya entegre olma yönünde herhangi bir olumlu adım atmamıştır. Hatta Paşinyan’ın daha göreve gelir gelmez Dağlık Karabağ ve çevresindeki işgalin sürdürülmesi yönünde hararetli açıklamalar yaptığı ve bölgeyi ziyaret ettiğini de biliyoruz. Bu bakımdan, Washington ile Brüksel’in beklediği tarz bir dış politika dönüşümüne imza attığı ya da atacağı yönünde herhangi bir emarenin görülmediği söylenebilir.

İç politika açısından ise Paşinyan’ın kendi istikbali için çok yoğun bir mesai yaptığı söylenebilir. Nitekim göreve geldikten sonra, özellikle polis teşkilatı, istihbarat ve yüksek bürokrasi olma üzere önceki dönemin uzantıları olarak gördüğü ve büyük bölümü Karabağ Klanı’na entegre olduğu bilinen isimleri görevden almış, istifasını istemiş ve hatta bazıları oldukça iddialı olduğu söylenebilecek suçlamalarla tutuklatmıştır. Yolsuzluk ve nepotizmle mücadeleyi “devrim” sürecinin esas unsuru olarak kullandığı için, tüm bu hamleleri de devletteki yolsuzluk ve nepotizmle mücadelenin parçası olarak göstermiş ve özellikle güvenlik birimlerinde kendisine yakın isimleri üst düzey pozisyonlara getirmiştir. Hatta muhtırayı veren General Gasparyan’ın dahi daha geçen yaz Paşinyan tarafından Genelkurmay Başkanlığı’na atandığını ve Paşinyan ile aynı şehirden (Iljevan) olduğunu da söylemek gerekir. Tabi, tüm bu hamleler, geçmişin muktediri olan muhalefeti etkisiz kılarken, aynı zamanda muhalefet içerisinde yer alan Karabağ Klanı’nın merkezdeki aktörlerini ve siyasal uzantılarını Rusya ile temas alanı aramaya da itmiştir.

Ne var ki, Ermenistan’daki Paşinyan karşıtı muhalefetin ciddi bir sorunu olduğu da geçen bu zaman dilimi içerisinde anlaşılmıştır. Muhalif hareketlerin önemli bir bölümünün geçmişte yaşanan yolsuzluk ve nepotizm sorunları ve ülkenin ekonomik anlamda geri kalmış olmasıyla birlikte değerlendirilmesi, bu aktörlerin toplumsal meşruiyetini büyük oranda ortadan kaldırmıştır. Ayrıca geniş halk kesimleri, başta Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi, Taşnak ve hatta parlamentoda yer alan ve eski devlet başkanı Koçaryan’a yakınlığıyla bilinen Gagik Tsarukyan (Çarukyan)’ın liderliğini yaptığı Müreffeh Ermenistan Partisi’ni Karabağ Klanı ile bağlantılı, belli isimlerin/grupların kontrolünde ve aynı zamanda bu grupların ekonomik/siyasal beklentileriyle yoğrulmuş hareketler olarak görmektedir. Zaten bu nedenle, bahsedilen parti/grupların Paşinyan’a karşı gerçekleştirmeye çalıştıkları meydan gösterileri ekseninde bekledikleri desteği bulamadıklarını görüyoruz. Nitekim bu grupların içinde bulunduğu ve eski başbakanlardan Vazgen Manukyan’ın önderliğinde, Azerbaycan’la Kasım 2020’de imzalanan ateşkes sonrasında, aylardır Paşinyan’ın istifasını talep eden “Anavatanın Kurtuluşu Hareketi” de sıklıkla gündeme gelse de ne kırsalda ne de başkent Erivan’da henüz Paşinyan’ı iktidardan indirebilecek denli geniş bir toplumsal koalisyon yaratamamıştır.

Halen ciddi bir halk desteğine yaslandığı ve ülkedeki en önemli siyasal aktör olduğu söylenebilecek olsa da Nikol Paşinyan’ın zayıf düştüğünü düşünen muhalefet, kendisine yönelik birleşik bir cephe oluşturmaya çalışmıştır

Aslında 2020 Sonbaharında yaşanan savaş ve sonunda Rusya gözetiminde imzalanan ateşkes neticesinde Dağlık Karabağ’ı çevreleyen 7 rayon ile Dağlık Karabağ topraklarındaki Şuşa’nın Azerbaycan tarafından geri alınması Ermenistan siyasetinde ciddi bir dalgalanmayı tetiklemiştir. Zira halk bağımsızlık sonrasında ülkenin ekonomik anlamda geri ve izole kalmasına yol açan ancak tarihsel, sosyo-kültürel ve siyasal sebeplerle desteklediği Karabağ işgalinin önemli oranda sonlanmasına yol açan askeri başarısızlığın sorumluluğunu Paşinyan’a yüklemiştir. Paşinyan’ın geçen süreç içerisinde Karabağ Klanı ve müttefikleriyle mücadele ekseninde giderek otoriterleşmesinin yanı sıra, ekonomik kalkınma anlamında ülkenin durumunda herhangi bir iyileşmenin olmaması, nihai anlamda Karabağ hezimetiyle birleştiği noktada Paşinyan’ın meşruiyeti önemli oranda azalmıştır. Halen ciddi bir halk desteğine yaslandığı ve ülkedeki en önemli siyasal aktör olduğu söylenebilecek olsa da Nikol Paşinyan’ın zayıf düştüğünü düşünen muhalefet, kendisine yönelik birleşik bir cephe oluşturmaya çalışmıştır. Bu noktada özellikle Karabağ hezimeti esnasında yaşanan diplomatik/siyasal manevraların yetersizliği, askerlerin silah ve mühimmat anlamnda desteklenmesi hususunda yaşanan acziyet ve görsel basına da yansıyan ve savaş alanından alınmış çeşitli görüntüler ön planda tutulmuştur. Ne var ki, muhalefetin içerisinde halkın desteğini alacak karizmatik, yıpranmamış, Batı ve Rusya arasında dengeyi sağlayabilecek bir duruşa sahip bir isim bulunamamıştır. Parlamento içi muhalefet yalnızca Koçaryan’ın müttefiki Tsarukyan’ın partisiyle halk tarafından pek de tanınmayan Batıcı ve liberal Edmon Marukyan’dan ibarettir. Parlamento dışında ise daha çok Taşnak’ın ve Rusya yanlısı çeşitli milliyetçi grupların ön planda olduğu bir hareketlenme görülmektedir. Hatta Batı yanlısı ancak Karabağ’daki hezimetten rahatsızlık duyan kesimler ile Rusya yanlısı milliyetçilerin ortak bir potada eritilemediğini, Paşinyan’a karşı olan liberal muhaliflerin sesinin ise hemen hiç duyulmadığını görüyoruz. Yani, muhalefet cephesi oldukça parçalı, dağınık ve Anavatanın Kurtuluşu Hareketi adı altında anılsa da eşgüdümsüz bir içeriğe haizdir.

Türkiye, Kasım 2020’deki ateşkes sonrası oluşan statükodan memnundur.

İşte, bu görünüm itibarıyla siyasal süreç işlemeye devam ederken, Paşinyan’ın Karabağ’daki hezimetin sorumluluğunu Ermeni Ordusu’nun komuta kademesine yükleme çabası ve hatta Rus yapımı İskender füzelerinin savaşta etkisiz kaldığına ilişkin açıklamalarının hemen ardından, ordunun Paşinyan hükümetine muhtıra verdiğini ve istifa edip çekilmesini istediğini görüyoruz. Bu talep tam olarak Paşinyan’ın, kendisini alaycı bir dille eleştiren Genelkurmay 2. Başkanı Tigran Khachtryan’ı görevden almasının hemen ardından yayımlanan bir muhtıra ile gelmiştir. Ordunun bu hamlesi, Paşinyan’ı istifaya zorlama ve siyasal alternatif sunma hususunda yetersiz kalan Anavatanın Kurtuluşu bileşenlerinin de işine gelmiştir. Son dönemde artan eleştiriler ve karşı karşıya kaldığı diplomatik/siyasal yalnızlık ile köşeye sıkışan Paşinyan ise ordunun bu hamlesini kendi lehinde kullanabilmek için, muhtırayı bir “darbe girişimi” olarak ilan ederek taraftarlarını Erivan’daki Cumhuriyet Meydanı’na dökerek gövde gösterisi yapmıştır. Böylece 2018’deki ruhu tekrar ayaklandırmaya ve aslında kim olduğunu ve neyi temsil ettiğini hem ülke toplumuna hem de dünyaya göstermeyi amaçlamıştır. Bu açıdan da belli bir başarı elde etmiş, hemen ardından da henüz Devlet Başkanı Armen Sarkisyan tarafından kabul edilmemiş olsa da Genelkurmay Başkanı’nı görevden almış ve muhalefete diyalog çağrısında bulunmuştur. Tüm bunları yaparken de Putin’i arayarak, Rusya ile irtibata geçmiş ve Moskova’nın eski iktidar mahfillerinin yer aldığı Anavatanın Kurtuluşu Hareketi ve Ermeni Ordusu üzerinden kendisini çekilmek zorunda bırakmayacağından emin olmaya çalışmıştır. Kremlin, yaptığı açıklamayla bu konuda fazla renk vermemiş olmakla birlikte, Washington ve Brüksel’in “darbe karşıtı” açıklamalarla Paşinyan’a destek olduğunu görebiliyoruz. Zira Batılı aktörler için, Paşinyan, tamamıyla Rusya güdümünde hareket eden Karabağ Klanı-Diaspora ikilisine oranla tercih edilebilecek bir isimdir. Uluslararası gündemde önemli yer eden hususlardan biri de Türkiye’nin “darbe karşıtı” bir açıklama özelinde Paşinyan’a destek vermesi olmuştur. Aslında bu açıklamanın doğal olduğunu söylemek gerekir. Zira Türkiye, Kasım 2020’deki ateşkes sonrası oluşan statükodan memnundur. Dağlık Karabağ’ın statüsüne ilişkin net bir karar alınamamış olsa da Paşinyan’ın yerine gelebilecek katıksız Rusya yanlısı Koçaryan-Sarkisyan çizgisinde bir ismin savaşı tekrar başlatması ve Moskova’nın da Ermenistan’daki eski müttefiklerine destek vermesi ihtimali Ankara için kabul edilebilecek bir durum değildir. Zira bu durum, hem 2020 ateşkesi ile açılması karara bağlanmış olan ve Türkiye ile Azerbaycan’ı karadan birbirine bağlayacak Zengezur Koridoru’nun geleceğini tehlikeye düşürebilir hem de Rusya-Türkiye İlişkileri’nde büyük çaplı bir gerginliği gündeme getirebilir.

Rusya’nın Paşinyan konusunda net bir tavır takınmamış olması, ordunun muhtıra eyleminin şimdilik kaydıyla bir sonuç doğurmamasını beraberinde getirmiştir. Paşinyan’ın muhtıranın hemen ardından Moskova ile istişarelerde bulunması, öncesinde de sıklıkla Kremlin ile temas kurması ve Kasım 2020’de imzalanan ateşkes ekseninde Rusya’nın istediği yönde hareket etmiş olması (Rus askerleri, barış gücü adı altında Dağlık Karabağ’a yerleşti), şimdilik kaydıyla Rusya’nın Paşinyan’ın yanında ya da tarafsız kalmasını sağlamıştır. Karabağ Klanı ve eski iktidar bileşenlerine oranla halk nezdinde hala daha fazla desteği olduğu görülen Paşinyan’ın yanında durmak Rusya’nın da işine gelmektedir. Zira Paşinyan, Kadife Devrim esnasında sıklıkla üzerinde durulan Batı desteği ve Batı yanlısı siyaset/dış politika hususunda hemen hiçbir etkinlik gösterememiştir. Ayrıca Paşinyan’ın son dönemde ilk kez Rusya’ya bir eleştiri yönelttiği ve İskender füzelerinin savaş esnasında yetersiz kaldığını belirttiği anda ordu muhtırasının gelmiş olması önemlidir. Zira Genelkurmay Başkanı Gasparyan başta olmak üzere Ermeni Ordusu’nun üst kademesinin büyük çoğunlukla Rusya’da askeri eğitim almış isimler oldukları da bilinmektedir. Yani, Rusya, Paşinyan’a Ermeni Ordusu üzerinden bir mesaj vermiş de olabilir. Ordunun muhtıranın devamını getirmemiş olması Paşinyan’ın derhal Moskova ile kurduğu irtibatla da yakından ilgili olabilir. Kısacası, Ermenistan’da siyasal bir değişimin yaşanabilmesi hususunda hala en önemli aktör Rusya’dır. Coğrafi konumu, askeri, enerji tabanlı ve ekonomik bağımlılığı düşünüldüğünde ve bölgesel denklemler hesaba katıldığında bunun aksi bir gelişme yaşanması pek de mümkün görünmemektedir.

*2012 yılında İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Programı’nda Doktorasını tamamlayan Doç. Dr. Göktürk TÜYSÜZOĞLU, an itibarıyla Giresun Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Geniş Karadeniz Havzası, Balkanlar ve Post-Sovyet Coğrafyası yazarın çalışmalarının ana eksenini oluşturmaktadır.