Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Pekin-Moskova ilişkileri: Çin, Rusya'nın Ukrayna işgalini nasıl değerlendiriyor?

Access to the comments Yorumlar
 Sertaç Aktan
Vladimir Putin ve Şi Jinping
Vladimir Putin ve Şi Jinping   -   ©  AFP

Çin'in, Rusya'nın Ukrayna işgaline nasıl tepki verdiği en çok konuşulan konular arasında.

Çin ve Rusya son on yıldır doğu bloğunun temelini oluşturan iki süper güç. Çok yakın ekonomik ve askeri bağları var. Çin dış politikasının temel direklerinden biri ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı duymak.

Çin Dışişleri Bakanlığı bu yönde bir dizi sert açıklama yayınladı. İstilayı onaylamadı, ama aynı zamanda kınamadı da. Somut yaptırım olarak ise şimdiye kadar sadece kamu bankalarının Rus emtialarına finansman sağlanmasını kısıtladı.

Bakanlık, durumun karmaşık olduğunu, yaptırımların yararsız olduğunu ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nü (NATO) daha önce Rus kontrolü altındaki bölgelere genişleterek Rusya'yı köşeye sıkıştırdığı için savaştan büyük ölçüde Batı'nın da sorumlu olduğunu tekrarladı.

Çin kendisini esasen tarafsız olarak konumlandırmak istiyor ve diyalogu savunuyor. Bu sebeple tutumu Rusya'yı karşısına alacak kadar sert değil.

Rusya - Çin ekonomik ilişkileri ne durumda?

Reuters'ın haberinde Çin gümrük verilerine göre, Pekin ile Rusya arasındaki toplam ticaret geçen yıl yüzde 35,9 artarak 146,9 milyar dolarlık rekor seviyeye ulaştı. Rusya da Çin ile ticaret fazlası vererek petrol, gaz, kömür ve tarım emtialarının bu ülkedeki ana kaynağı oldu.

Rusya'nın Ukrayna'nın Kırım'ını ilhak etmesinin ardından 2014 yılında yaptırımların uygulanmasından bu yana, iki ülkenin ticareti yüzde 50'den fazla arttı ve Çin, Rusya'nın en büyük ihracat noktası haline geldi.

2024 yılına kadar da toplam ticaretin 200 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bu rakamın 250 milyar doları bulmasını arzu ediyor.

Rus petrol ve gazının Çin'e ihracatı istikrarlı şekilde artıyor. Rusya, geçen yıl günlük ortalama 1,59 milyon varil veya Çin ithalatının yüzde 15,5'i ile Suudi Arabistan'dan sonra Çin'in en büyük ikinci petrol tedarikçisi haline geldi.

Bu ihracatın yaklaşık yüzde 40'ı, Çin kredileriyle finanse edilen 4.070 km'lik Doğu Sibirya Pasifik Okyanusu (ESPO) boru hattından geçiyor.

Rusya aynı zamanda Çin'in 3 numaralı gaz tedarikçisi ve 2021'de Çin'e 16,5 milyar metreküp (bcm) yakıt ihraç ederek toplam talebin yaklaşık yüzde 5'ini karşıladı.

Batıya giden Rus gaz boru hatları ağına bağlı olmayan "Sibirya'nın Gücü" boru hattı yoluyla tedarik, 2019'un sonlarında başladı ve 30 yıllık bir sürenin altında 2021'de 10.5 bcm'den 2025'e kadar yılda 38 bcm'ye yükselmesi bekleniyor. 400 milyar doları aşan sözleşme imzalandı.

Rusya, Moğolistan üzerinden Çin'e uzanacak, yılda 50 bcm kapasiteli ikinci bir gaz boru hattı olan 'Sibirya'nın Gücü 2'yi inşa etmeyi hedefliyor.

Rusya ayrıca 2021'de Çin'in 2 numaralı kömür tedarikçisi konumuna yükseldi.

Geçtiğimiz ay içerisinde de Putin, Çin ile tahminen 117,5 milyar dolar değerinde yeni Rus petrol ve gaz anlaşmaları olacağını açıklamıştı.

Çin hangi çıkarları dengelemeye çalışıyor?

Özetle Çin ve Rus ekonomileri birbirini tamamlıyor. Çin bir üretim gücü ama kaynak açısından fakir, bu yüzden Rusya'nın enerjisine ihtiyacı var. Rusya ise büyük enerji rezervlerine sahip ama üretimi kısıtlı. Yatırımları ve ekonomik tabanını genişletme konusunda yardıma ihtiyacı var.

Her iki ülkenin de ciddi insan hakları ve dış politika sorunları var ama her iki ülke de diğerinin sorunlarını görmezden geliyor. Çin ayrıca gelişmiş Rus silahlarının önemli bir alıcısı konumunda.

Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in güçlü kişisel bağları olduğu da biliniyor. Örneğin, ikili cuma günü gerçekleşen bir telefon görüşmesi sırasında Ukrayna'yı konuştu ve Şi, Putin'e müzakerelerin arzu edilir olduğunu belirtti. Şi'nin Putin'i eleştirdiğine dair herhangi bir bilgi ise gelmedi.

Aynı zamanda Çin, Rusya'nın işgalini açıktan desteklemenin ABD, Avrupa Birliği (AB) ve Japonya gibi başlıca ticaret ortakları olan zengin demokrasilerle zaten gergin olan ilişkilerine ciddi şekilde zarar vereceğini biliyor.

Bu ülkelerle ilişkiler, Çin'in 1970'lerde reform ve açılım politikasına başlamasından bu yana hiç olmadığı kadar kötü durumda. Çin, örneğin ekonomik yardım teklif ederek veya BM Güvenlik Konseyi'nde yaptırımları veto etmeyi kabul ederek Rusya'nın yanında yer alırsa, bunun bağları zedeleyeceği belirtiliyor. 

Çoğu zengin demokrasinin, Çin ve Rusya'yı 1950'ler tarzı bir komünist ittifak içinde olarak algılaması ve dünyada kutuplaşmanın artması da kaçınılmaz. Bu, birçok ülkenin Çin ile herhangi bir angajman şeklini yeniden başlatmasını çok zor hale getirebilir. Tüm dünya ile ticaret yapan ve bu ticarete ihtiyacı olan Çin böyle bir durumun ortaya çıkmasını istemiyor.

Çin'in Rusya ile ekonomik ilişkisi yaptırımları etkisiz hale getirebilir mi?

Çin'in Rusya'ya hemen yardım teklif etmesi pek olası değil, ancak Rusya'nın Batı ülkelerine satamayacağı gaz ve diğer kaynakların uzun vadeli alıcısı olabilir. Çin ayrıca Rusya'nın tahıl ithalatı üzerindeki kısıtlamaları gevşeteceğini de duyurdu, ancak bu bir süredir zaten üzerinde çalışılan ve görüşülen bir konuydu. Yani işgale somut destek olarak algılamak yanıltıcı olabilir.

Neticede tüm kaynakların akış yönünü değiştirmek bir günde mümkün olmayacak. Boru hatlarının inşası uzun yıllar alıyor, bu nedenle Çin, Kuzey Akım 2 boru hattı tarafından taşınacak doğal gaz gibi yaptırımlı malları satın almak için ani adım atmayabilir. Ancak önümüzdeki yıllarda giderek ticaretin ve enerji akışının Çin'e yönlenmesi yaptırımların önemli bir kısmını dengeleyebilir.

Putin'in işgali Şi'yi Tayvan üzerindeki baskıyı artırmaya teşvik edebilir mi?

Çin dışişleri bakanlığı şimdiye kadar yapılan açıklamalarda açıkça Ukrayna ve Tayvan'ın aynı olmadığını birkaç defa belirtti. Çin, Tayvan'ı topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görürken, Ukrayna'yı tamamen egemen bir ülke olarak görüyor. 

Hem Çin Halk Cumhuriyeti hem de Rusya Federasyonu, büyük, kıtasal, çok ırklı imparatorlukların torunları. Yirminci yüzyıl, Çin hanedanının çöküşünün ardından Çin de Moğolistan ve Tayvan'ı kaybetmişti. Çin devleti artık Moğolistan'ı talep etmiyor ama Tayvan'ı istemeye ve sahiplenmeye devam ediyor.

ABD'nin işgale yanıt vermek için Çin ile birlikte çalışması muhtemel mi?

Pragmatik açıdan ABD bu konuda Çin ile üst düzey diyaloğu başlatabilir. Pekin'e geleceğinin küresel bir lider ülke olarak, "Rusya gibi enerji devleti otokrasilerine bağımlı kalmadan", gelişmiş ülkelerle ilişki ve rekabet içinde olabileceğini hatırlatabilir.

Ancak bunun gerçekleşmesi için çok az umut var, çünkü Washington ile Pekin arasındaki ilişkiler özellikle son Başkan Donald Trump döneminde çok yıprandı ve sonrasında da düzelmesi için fazla bir çaba sarf edilmedi.