Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

İlhak ve laiklik tartışmaları: Türkiye ile KKTC arasında imzalanan protokol neden eleştiriliyor?

Access to the comments Yorumlar
 Özlem Çimendal
KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan   -   ©  Arişv/AP Photo

Ankara’da 14 Nisan 2022 tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve dönemin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Faiz Sucuoğlu tarafından imzalanan "KKTC-TC 2022 Yılı İktisadi ve Mali İş Birliği Protokolü" Türkiye, Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde tartışma konusu olmaya devam ediyor. Euronews'e konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve Başbakan Ünal Üstel protokolle ilgili eleştirilere cevap verirken, muhalefet parti liderleri ve milletvekilleri de çekincelerini dile getirdi.

Kuzey Kıbrıs’ta muhalefet partileri, söz konusu protokolü “Kıbrıslı Türklerin yaşam şekline ve Anayasal düzenine, kurumsal yapısına, temel hak ve özgürlüklerine müdahale” olarak nitelendiriyor.

İktidar kanadı ise “Protokol sayesinde kendi ayakları üzerinde durabilecek bir KKTC ekonomisinin olacağını” savunuyor.

Protokol neden eleştiriliyor?

Kuzey Kıbrıs’ta muhalefet, protokoldeki bazı maddelerin Anayasa’ya aykırı olduğunu savunuyor.

Özellikle sendikalar, toplu iş sözleşmeleri, laiklik ilkesi nedeniyle merkezi devlet teşkilatının bir parçası olmayan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın devlet kurumlarının merkez teşkilatına dahil edilmesi, KKTC vatandaşlığına kabulün şartlarının kolaylaştırılması, yabancıların mülk edinme sınırının yükseltilmesi, yabancı yatırımcıların KKTC ortaklarına ihtiyacının minimize edilmesi, yasama sürecinin hızlandırılması gibi maddeler, ekonomi ile alakası olmayan maddeler olarak değerlendiriliyor.

Muhalefet ayrıca, işbirliği eylem planı bölümünde yer alan "Din hizmetlerinin devletin bizzat asli görev ve denetim alanı içine alınarak devlet tüzel kişiliği içinde Din İşleri Başkanlığı'nın yeniden düzenlenerek din hizmetlerinin tamamında gözetim ve denetim yetkisine sahip bir şekilde din hizmetlerinin yürütülmesi sağlanacak" düzenlemesinin laiklikle bağdaşmadığı görüşünde.

Kıbrı Rum yönetimi protokol ile ilgili ne diyor?

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Anastasiadis, protokolü Birleşmiş Milletler’e şikayet etmeye hazırlanıyor.

Anastasiadis, BM'ye yazacağı şikayet mektubunda yer alan protokolü, “antidemokratik, Ankara’nın Kıbrıs’ın kuzeyinde kontrolü tamamen ele geçirmeyi hedeflemek” olarak tanımlıyor.

Anastasiadis, mektupta Türkiye’nin KKTC’deki havaalanlarını iç hatlar uçuş güzergahına dahil etme girişimini de protesto edeceğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar: Anastasiadis protokolü enstrüman olarak kullanıyor

Eleştirilerle ilgili euronews'e değerlendirmelerde bulunan KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Anastasiadis'in eleştirilerini yersiz buluyor. Anastasiadis’in protokole yönelik olarak, ‘antidemokratik, Ankara’nın Kıbrıs’ın kuzeyinde kontrolü tamamen ele geçirmek istediği’ yönündeki iddialarının gerçeklikten uzak olduğunu savunan Cumhurbaşkanı Tatar, Anastasiadis’in, Birleşmiş Milletler’e göndereceği ve Ercan başta olmak üzere ekonomik protokolü de içeren şikayet mektubunun karşılık bulmayacağını söyledi.

“Anastasiadis’in yapmaya çalıştığı şey, Rum’un klasik tezi olan, adanın tek sahibi olduğunu göstermek. Tüm adanın sahibi ve yöneticisi olarak yorum yapmaktadır.”
Ersin Tatar
KKTC Cumhurbaşkanı

“Rum tarafının amacı Türkiye Cumhuriyeti ile olan bağlarımızı koparmak sureti ile Kıbrıs Türk halkının kendi başına kalması ve Kıbrıs Rum tarafına muhtaç olmasıdır.”

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan protokolün Anastasiadis için bir enstrüman olduğunu kaydeden Tatar, eleştirilerle ilgili euronews'e şu açıklamayı yaptı:

“Anastasiadis’in yapmaya çalıştığı şey, Rum’un klasik tezi olan, adanın tek sahibi olduğunu göstermek. Burayı, Kıbrıs Cumhuriyeti kurgusu çatısı altında yaşayan iki toplumdan biri olarak görmekte ve uluslararası arenada unvanını kullanmak suretiyle suiistimal etmeye devam etmektedir. Tüm adanın sahibi ve yöneticisi olarak yorum yapmaktadır. Kıbrıs Türk tarafının baştan beri söylediği ve ortaya koyduğu şey ise Rum tarafının bizi temsil etmediği ve bizim adımıza karar veremeyeceğidir. Uluslararası tanınmışlığı olsun ya da olmasın bu gerçeklik değişmez ve bunun altını da BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de çizmiştir. Anastasiadis, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda gelinen noktada tıkanmıştır. Federal temele dayalı çözüm şekli tükenmiş olup egemen eşit iki ayrı devletin varlığına dayalı çözüm şekli, tarafımızdan gündeme getirilmiştir. Bu çözüm şekli, bölgenin en büyük ve en güçlü ülkesi olan Türkiye Cumhuriyeti tarafından da desteklenmektedir."

Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasında imzalanan protokolün Anastasiadis için bir enstrüman olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Tatar; “Rum tarafının gerçek amacı şudur: 1963’ten beri Kıbrıs Türk halkı, olabilecek en kötü kısıtlamaların altında tutulmaya çalışılıyor. Bugün ne çocuklarımız ne de gençlerimiz, hiçbir alanda kendi kimliği ile herhangi bir uluslararası etkinliğe katılamıyor. Kıbrıs Rum tarafının dışişleri bakanı neredeyse mesaisinin büyük bir kısmını da buna harcamaktadır. Gelen her davet, aklınıza gelebilecek sanat, folklor, müzik ve diğer faaliyetleri engellemeye çalışmaktadır. Bunlar küçük örnekler, siyaset düzeyindekileri de unutmamak lazım. Rum tarafının amacı da Türkiye Cumhuriyeti ile olan bağlarımızı koparmak sureti ile Kıbrıs Türk halkının kendi başına kalması ve Kıbrıs Rum tarafına muhtaç olmasıdır. Rum tarafı her dönemde bunu yapmaya çalışmıştır" dedi.

AP Photo
Cumhurbaşkanı Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin TatarAP Photo

Cumhurbaşkanı Tatar, ‘Türkiye’nin İktisadi ve Mali İş Birliği Protokolü ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki yasa dışı varlığını sağlamlaştırma, Ankara’nın Kıbrıs’ın kuzeyinde kontrolü tamamen ele geçirmek istediği’ yönündeki söylemlerle ilgili “Söylediklerinin aslında tam tersini Anastasiadis kendisi yapmaktadır." ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Tatar ayrıca, Anastasiadis’in “Türkiye’nin İktisadi ve Mali İş Birliği Protokolü ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki yasa dışı varlığını sağlamlaştırma, Ankara’nın Kıbrıs’ın kuzeyinde kontrolü tamamen ele geçirmek istediği” yönündeki söylemlerin ve iddiaların özellikle de uluslararası konularda tam tersi olduğunu söyledi. 

Cumhurbaşkanı Tatar, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:

“Söylediklerinin aslında tam tersini Anastasiadis kendisi yapmaktadır. Uluslararası konularda yaptıkları tüm açıklamalarda, Kıbrıs Türk tarafının veya halkının adını dahi duyamazsınız. Direkt muhatap, kendilerine göre Türkiye olmalıdır. Bütün kurguları bunun üzerinedir. Kıbrıs Türk halkı ekonomik zorluklardan geçiyor olabilir ama bizim ilişki kurabileceğimiz, yardım alabileceğimiz tek bir ülke var, ihtiyacımız olduğunda her zaman yanımızda duran tek bir ülke var, o da Türkiye Cumhuriyeti’dir.”

Tatar, Anastasiadis’in Türkiye ile imzalanan protokol başta olmak üzere, Ercan Havalimanı’nın iç hat kapsamına alınması konularındaki şikayetlerini, Güney Kıbrıs’ta 2023’te yapılacak olan ‘seçimlere yönelik’ bir enstrüman olarak görüyor.

Başbakan Ünal Üstel: "Protokol ne KKTC halkının iradesini hiçe sayıyor ne de Türkiye’nin buradaki hakimiyetini artırmayı amaçlıyor"

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ünal Üstel de ekonomik protokol ile ilgili eleştirirler hakkında euronews’e konuştu.

Anadolu Ajansı
KKTC Başbakanı Ünal ÜstelAnadolu Ajansı

Üstel, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında imzalanan İktisadi ve Mali İş Birliği Protokolü’nü “halk düşmanlığı, yıkım” olarak nitelendirenleri eleştirerek, “Böyle yorumlanmasını doğru bulmuyorum” dedi.

“Bizlerin tek hedefi daha güçlü bir KKTC, kendi kendine yetebilen bir KKTC yaratmaktır” şeklinde konuşan Üstel, bunu yapabilmek için de gelirleri artıracak, giderleri azaltacak tedbirleri hayata geçirmenin şart olduğunu söyledi. Üstel, “Türkiye Cumhuriyeti ile imzalanan İktisadi ve Mali İşbirliği Protokolü bu yönde atılmış bir adımdır” şeklinde konuştu. “Protokol sayesinde kendi ayakları üzerinde durabilecek bir KKTC’nin yaratılması KKTC ekonomisinin güçlendirilmesi gerçekleştirilmiş olacaktır” diyen Üstel, eleştirilere yönelik olarak şu ifadeleri kullandı:

“Dolayısıyla yapılan olumsuz yorumların gerçeği yansıtmadığını içtenlikle söyleyebilirim. Önemli olan Kıbrıs Türk halkının, KKTC’nin devamı, refahı ve mutluluğudur. Protokoldeki bazı maddelerin KKTC halkının iradesini hiçe saydığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin KKTC’deki varlığını, hakimiyetini artırmayı amaçladığı eleştirilerine katılmıyorum. Daha önce de dediğim gibi bizlerin tek hedefi kendi kendine yetebilen bir KKTC, güçlü ekonomisi olan bir KKTC yaratmaktır. İktisadi ve Mali İş Birliği Protokolünde yer alan politikaların gerçekleştiği halinde, hedeflerimize ulaşmamızda bize yardımcı olacak en önemli araçlardan biridir”

Ana muhalefetten protokole eleştiri: "İlişkileri doğru zeminden kaydırır"

Kuzey Kıbrıs'ta ana muhalefet partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ise Türkiye ile imzalanan protokolü, Kıbrıslı Türklerin yaşam şekline ve Anayasal düzenine, kurumsal yapısına, temel hak ve özgürlüklerine müdahale olarak nitelendiriyor.

TAK/AA
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan ErhürmanTAK/AA

(CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman protokolde yer alan söz konusu bazı maddelerin ekonomik kalkınmayla hiçbir ilgisinin olmadığını belirterek protokolün "Türkiye - KKTC ilişkilerini doğru zeminden kaydıracağı” uyarısında bulunuyor.

Erhürman, protokolün çok büyük bir bölümünün ‘ekonomik ve mali iş birliği anlaşması’ olmadığını söylüyor:

“Bu, KKTC’nin idari yapısının yeniden tanzim edilmesiyle, KKTC Anayasası’nda var olan temel hak ve özgürlüklerin, kimilerinin kullanılamaz hale getirilmesi, kimilerinin daraltılmasıyla ilgili olan bir protokol. Anayasal yapısı yeniden tanzim edilecekse bunu bize söyleyecek olan Türkiye Cumhuriyeti mi? Bu TC-KKTC ilişkilerini doğru zeminden kaydırır. Bu kesinlikle kabul edilebilir bir şey değil. Kıbrıs Türk halkı vesayet altında bir halk değildir"

"Laiklikle taban tabana zıt talepler var"

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekili Erkut Şahali euronews’e yaptığı açıklamada, protokolün ekonomik ve mali terimleri içerse de Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasının ötesinde çok fazla siyasi, sosyal ve kültürel unsurlar içerdiğini kaydetti.

AA
Erkut ŞahaliAA

Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasa’nın laiklik ilkesi nedeniyle merkezi devlet teşkilatının bir parçası değildir. Ancak anlaşma açıkça, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yeniden düzenlenerek devlet kurumlarının merkez teşkilatına dahil edileceğini ve devletin tüzel kişiliği altına alınacağını söylüyor

Şahali, başta Anayasa ve yürürlükteki mevzuatı dikkate almayan, Anayasa ile güvence altına alınan hakların budanması gibi pek şok unsuru içinde barındırdığını, bunların sendikalaşmadan, toplu iş sözleşmelerine ve laiklikle taban tabana zıt istemlerden oluştuğunu söyledi.

“Anayasa’ya aykırı çok unsur var”

“Protokolün mevzuata hatta Anayasa’ya aykırı çok unsuru var” diyen Şahali, “Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı (Müftülük), Anayasa’nın laiklik ilkesi nedeniyle merkezi devlet teşkilatının bir parçası değildir. Ancak anlaşma açıkça, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yeniden düzenlenerek devlet kurumlarının merkez teşkilatına dahil edileceğini ve devletin tüzel kişiliği altına alınacağını söylüyor” dedi.

Şahali, protokolde bir diğer konunun da sendikalar başlığı altında yer alan maddeler olduğunu söyleyerek, sendikaların faaliyetlerinin artık üyelerinin işyerlerine göre sınırlandırılmasının öngörüldüğünü ifade etti. Şahali, “Demek ki artık sendikalar Kıbrıs sorunu ile ilgili konuşamayacak, faaliyet gösteremeyecek, örneğin Sayın Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ı eleştiremeyecekler” ifadelerini kullandı.

“Protokol, döviz kullanımının veya dövize olan bağımlılığın azaltılması ve Türk Lirası kullanımının artırılmasını da hedefliyor” diyen Şahali, şu eleştirileri dile getirdi:

“Ancak diğer yandan da Türkiye tarafından sağlanacak finansal kredilerin dolara çevrilerek, ileride ödenmesi isteniyor” şeklinde konuşarak, KKTC’de TL kullanımından kaynaklı ortaya çıkan ekonomik kaosun daha da körüklendiğini kaydetti.

“Anlaşmaya göre, yatırılacak para miktarı veya yatırımlar için Kıbrıslı ortaklara duyulan ihtiyaç konusundaki sınırlamalar hafifletilecek. Bu, Kıbrıslı Türk iş adamlarına veya Kıbrıslı Türk yatırımcılara yönelik çok tehlikeli bir saldırıdır. Ayrıca yabancıların taşınmaz mülkiyeti miktarına ilişkin sınırlamaları da gevşetilecektir”

Şahali: "Türkiye’nin Kıbrıs’ın %37’sine el koydum demesi, ilhak kararı vermesi Avrupa Birliği’ne savaş açma ile eş anlamlıdır"

İlhak tartışmaları ile ilgili de konuşan Şahali, protokolün adı konulmamış bir ilhak sürecinin parçası olduğu yönündeki söylemlerle ilgili ise “Türkiye, Kıbrıs’ta kim ne derse desin, uluslararası anlaşmaların sağladığı haklar nedeniyle vardır. Bunun ötesinde bir durum yaratmak, Türkiye’yi uluslararası ilişkiler bağlamında avantaj elde edebileceği bir durum değildir. Garanti ve İttifak Anlaşması’nın kendisine sağladığı avantajlı durumla Kıbrıs’ta bulunan Türkiye’nin, bu anlaşma hilafına ve Kıbrıs’ın %37’sine el koydum demeyi tercih etmesi için çok büyük bir fırsat olması lazım, öyle de bir şey şu an yok. Türkiye’nin ilhak kararı vermesi , Avrupa Birliği’ne savaş açma ile eş anlamlıdır” dedi.

"Anlaşmada iki ülke arasındaki iyi ilişkilerin ilerlemesi için vatandaşlık başvurularının karşılıklı olarak olumlu sonuçlanacağı belirtiliyor ama bu bir tehdittir ve endişe vericidir"
Erkut Şahali
CTP Milletvekili

"Ortaya aniden zuhur etmiş bir protokol metni çıktı” diyen Şahali, "Bizdeki yasama sürecini hızlandırmak Türkiye Cumhuriyeti’nin meselesi olmamalı. Bu bizim kaygımız olmalı” ifadelerini kullandı.

CTP Milletvekili Ongun Talat ise, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Hedef adı konulmamış ilhak' sürecini tamamlamak” dedi.