28'incisi yapılan COP iklim zirvelerinde neler konuşuluyor? Zirve gerçekten gerekli mi?

COP28 dünya liderlerini Dubai'de iklim krizini konuşmak için bir araya getirdi
COP28 dünya liderlerini Dubai'de iklim krizini konuşmak için bir araya getirdi © Peter Dejong/AP
By euronews
Haberi paylaşınYorumlar
Haberi paylaşınClose Button

Dubai'de 28'incisi başlayan zirveye dünya liderleri neden katılıyor ve zirvede neler konuşuluyor

REKLAM

BM iklim zirveleri bir çok insan için bilinmezliğini korurken yine zirvelerden haberdar olanlar için de gerekliliği hala bir soru işareti. 

Peki Dubai'de 28'incisi başlayan zirveye dünya liderleri neden katılıyor ve zirvede neler konuşuluyor?

Taraflar Konferansı adı verilen müzakereler yaklaşık iki hafta sürüyor. Delegeler, konuyla ilgisi olmayanlar için pek de anlaşılamayan "NDC'ler", "1,5 derece" ve "kayıp ve hasar" gibi terimler kullanıyor. Zirvede alınan herhangi bir nihai kararın bağlayıcılığı bulunmuyor. Yani ülkeler bir konuda hemfikir olsalar da bu kararın gereğini yerine getirmelerini zorlayacak bir mekanizma bulunmuyor.

Etkinliğe katılmak için on binlerce insan seyahat ettiğinden çok fazla sera gazı emisyonu oluşuyor ve bu da konferansın amacına aykırı olduğu eleştirilerine yol açıyor.

Ne gereği var?

Çoğu iklim gözlemcisi bile bazen bu soruyu soruyor ve mevcut sürecin büyük reformlara ihtiyacı olup olmadığı konusunda büyüyen bir tartışma var. Ancak uzun vadeli bakıldığında ilerlemenin dramatik bir değişimden yavaş bir dönüşümle gerçekleşeceği ön kabulüyle görüşmelerin değerli olduğunu kanıtlayabilecek birçok neden var.

Akran baskısı uygulanıyor

NDC'ler olarak adlandırılan "Ulusal Olarak Belirlenen Katkıların" geliştirilmesi için halka açık bir forumda uyum çabası, COP'un önemli bir parçasını oluşturuyor.

Bunlar, ülkelerin iklim değişikliğini tetikleyen sera gazı emisyonlarına neden olan petrol, gaz ve kömür kullanımını azaltma ve aşırı hava olaylarının etkilerine nasıl uyum sağlamayı planladıklarını ortaya koyma yönündeki planlarını şekillendiriyor.

Planlar, tartışmasız bugüne kadarki en önemli Taraflar Konferansı olan 2015 Paris Anlaşması'nı imzalayan tüm ülkeler tarafından talep ediliyor. Kamuya açık olarak ilan edilen planlarda ilgili ülkelerdeki endüstrilerin ve bireylerin görebileceği geniş hedefler belirlenirken aynı zamanda diğer ülkeler ve haber kuruluşlarının bunları incelemesine olanak sağlanıyor. Ülkelerin, planlarını güncellemeleri ve "iddialarını artırmaları" teşvik ediliyor ve bekleniyor, bu da uluslar üzerinde verilen sözleri tutma konusunda bir düzeyde akran baskısı yaratıyor.

Açık hedefler belirleniyor

Hedeflerin belirlenmesi ülkelerin tek başlarına yapması zor bir durum. Paris Anlaşması, o zamandan beri iklim tartışmalarına yön veren tanımlayıcı bir hedef oluşturdu: Ortalama küresel sıcaklıkların sanayi öncesi çağlardan bu yana 2 santigrat derecenin üzerine çıkmamasını, hatta ideal olarak bu 1,5 derecenin üzerine çıkmamasını sağlamak için fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan emisyonları azaltmak. Şu anda sıcaklıklar yaklaşık 1,2 santigrat derece arttı.

İklim değişikliğinin neden olduğu aşırı hava olayları artıp yoğunlaştıkça, iklim bilimcileri ısınmayı 1,5 ile sınırlamak için baskı yaptı. Bugünlerde iklim değişikliğiyle ilgili hemen hemen her tartışmanın merkezinde 1,5 var.

Örneğin 1,5 göstergesi, Biden yönetiminin iklim hedeflerinin merkezinde yer alıyor; bunlar arasında ABD tarihindeki en büyük iklim mevzuatı olan ve yeşil enerji geçişine milyarlarca dolar akıtan ABD'deki Enflasyonu Azaltma Yasası da yer alıyor.

Aynı zamanda birçok karar alınırken referans noktası olarak da kullanılıyor. Petrol şirketleri, petrol ve gaz üretimi için yeni sondaj projeleri başlatma planlarını açıkladığında, politika yapıcılar 1,5 hedefine uymadığı için bu planları eleştirebilir ve eleştiriyorlar. Bu, petrol şirketlerinin veya herhangi birinin hedefe aykırı kararlar almasını mutlaka engellemez. Yine de güçlü bir referans çerçevesi sağlıyor.

Tartışmaların çerçevesi tanımlandı

Bir şey hakkında nasıl konuşulacağına karar vermek, işleri halletmenin önemli bir parçası olabiliyor. 

Geçen yıl Mısır'da yapılan COP27 iklim zirvesinde, zengin ülkelerin gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamasına yardımcı olacak bir fona katkıda bulunmaları için dönüm noktası niteliğinde bir anlaşma imzalandı. Onlarca yıldır çevre aktivistleri bir “kayıp ve hasar” fonunun gerekli olduğunu, çünkü fosil yakıtlarla sanayileşen zengin ulusların iklim değişikliğinden büyük ölçüde sorumlu olduğunu, sellere, sıcak hava dalgalarına, uzun süreli kuraklığa ve ısınan dünyanın diğer belirtilerine dayanmak için gerekli kaynaklara sahip olmadıkları için gelişmekte olan ülkelerin en ağır darbeyi aldığını savunuyor.

Kayıp ve hasar tartışmaları önceki COP zirvelerinde hep ikinci planda kalmış, hatta resmi gündeme bile alınmamıştı. Konunun ve dolayısıyla kararın zirvenin en önemli parçası haline gelmesiyle bu durum geçen yıl değişti.

Daha geniş anlamda, bugün emisyonların azaltılmasından rüzgar ve güneş gibi yeşil enerjilere geçiş için ödeme yapılmasına kadar birçok iklim tartışması, zengin ülkelerin tarihsel olarak mevcut durumdan sorumlu olduğu ve dolayısıyla ödeme yapma konusunda ahlaki bir yükümlülüğe sahip olduğu fikri etrafında şekilleniyor. 

Yavaş ama sağlam adımlarla ilerleme

Bağlayıcı kararların ya da anlaşmaları uygulama yollarının bulunmadığı tartışmalar bazen çarpıcı kararlara alışkın bir dünyada gereksiz bir çaba gibi görünebiliyor.

Ancak 30'uncu yılına yaklaşan zirveler boyunca görülen sonuçlara, ihtiyatlı iyimser başarılar denebilir. Örneğin, 10 yıl önce sera gazı emisyonlarının seviyesi, dünyayı 2100 yılına kadar 4 santigrat dereceye kadar ısınma yoluna soktu ve bilim insanları bunun yıkıcı aşırılıklar yaratacağını söylüyor.

REKLAM

Bugünkü modellerde dünya 2 ila 2,5 santigrat derece ısınıyor. Fakat bu hala 1,5 hedefinin oldukça ötesinde ve insanlar için tehdit oluşturuyor.

Ancak genel olarak insanlık çok daha iyi bir yolda. Emisyon eğrisinin düşürülmesine teknolojik ilerlemeler, birçok ülkedeki çevre yasaları, elektrikli araçlara yönelme gib birçok faktör katkıda bulunsa da, BM iklim müzakereleri şüphesiz merkezi bir rol oynadı.

Başka seçenek yok

Yukarıdaki nedenlerin hiçbiri ikna edici olmasa bile gerçek şu ki, dünyanın iklim değişikliğini kolektif olarak ele almasının başka yolu yok. İki kişinin herhangi bir konuda anlaşmaya varmasının zor olduğu bir dünyada 200 ülke biraraya gelmek zorunda.

Taraflar Konferansı süreci, zengin ya da fakir, büyük ya da küçük, dünyadaki her ulusa, iklim değişikliğinin kendilerini nasıl etkilediğini ve dünyanın bununla nasıl yüzleşmesi gerektiğine inandıklarını tartışmak için masada bir sandalye veriyor. Ayrıca genç çevrecilerden yerli aktivistlere, bankacılara ve birçok endüstrinin liderlerine kadar hayatın her kesiminden insanlara fikir alışverişinde bulunabilecekleri bir forum sağlıyor.

Ek kaynaklar • AP

Haberi paylaşınYorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Portekizli gençlerden Türkiye de dahil 32 ülkeye AİHM'de iklim krizi davası

AB, iklim zirvesinde fosil yakıtların aşamalı sona erdirilmesi için baskı yapacak

COP28 Başkanı el Cabir: İklim bilimine saygı duymadığım doğru değil