Trump, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela’ya gözünü dikmiş durumda. Washington’un nüfuzu altına girmesi halinde, küresel petrol rezervlerinin yaklaşık üçte biri ABD kontrolüne geçebilir. Ancak uzmanlar, Trump’ın planlarına şüpheyle yaklaşıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, "Venezuela petrolünü yönetmek” istediğini ve bunun ABD şirketlerine milyarlarca dolar kazandıracağını söyledi. Peki, bu pratikte ne anlama geliyor? Yanıt pek net değil ve uzmanlar ciddi lojistik engellere işaret ediyor.
Öncelikle, bir ülkeyi petrol üzerinden yönetme fikri şu temel sorulara yanıt vermiyor: Günlük işleri kim yürütecek? Çavist rejim iş birliği yapacak mı? ABD şirketleri — hatta belki ABD vergi mükellefleri — ülkenin devasa ama eskiyen çıkarma tesislerini yenilemek için gereken muazzam yatırımı üstlenecek mi?
Trump, ABD’nin bundan fayda sağlayacağını ve şirketlerin “büyük ilgi” gösterdiğini söylerken bile henüz hiçbir ayrıntı sunmuş değil.
ABD Başkanı için enerji güç demek ve Venezuela, dünyanın en büyük doğrulanmış petrol rezervlerine sahip. Trump’ın düşüncesine göre bu, Washington’a jeopolitik açıdan ek bir kaldıraç sağlayacak ve ABD’nin bölgesel ve küresel süper güç konumunu pekiştirecek.
Ve bu görüşte haksız olmayabilir: ABD’li yatırım bankası Goldman Sachs’a göre, Venezuela, komşu Guyana (ABD şirketlerinin yoğun biçimde yer aldığı) ve ABD’nin birleşik petrol rezervleri, küresel rezervlerin yaklaşık yüzde 30’unun ABD’nin eline geçmesine neden olabilir.
Goldman Sachs, ABD etkisi altında petrol üretiminin iki yıl içinde mevcut günlük 0,8 milyon varilden 1,4 milyon varile çıkabileceğini, on yıl içinde ise 2,5 milyon varile ulaşabileceğini öngörüyor.
Banka pazartesi yayımladığı notta, “Venezuela’da bir rejim değişikliğinin 2026 ve 2027 için küresel petrol arzında en büyük yukarı yönlü risklerden biri olacağı görüşümüzü koruyoruz. Bu değişim, ABD’ye petrol piyasaları üzerinde daha fazla etki kazandırabilir (…) ve uluslararası enerji piyasalarındaki güç dengesini yeniden şekillendirebilir” dedi.
Ancak bunun için önce ABD şirketlerinin ülkeye girip sektörün yeniden canlandırılmasının maliyetini üstlenmesi gerekiyor.
Ayrıca, sık sık ABD emperyalizmini kınamış olan Venezuelalı geçici yetkililerin iş birliği yapması ve uluslararası toplumun, başka bir ülkenin stratejik kaynaklarının fiilen kamulaştırılması gibi görünebilecek bir duruma onay vermesi gerekecek.
Chevron, özel bir lisansla Venezuela’da faaliyet gösteren tek büyük ABD petrol şirketi konumunda.
Buna rağmen Trump, bu engelleri aşabileceğine inanıyor gibi görünüyor. Bir basın toplantısında, ayrıntı vermeden ABD şirketlerinin şimdiden ilgi gösterdiğini öne sürdü ve milyarlarca dolar kazanacaklarında ısrar etti.
Ayrıca yatırımların geri ödeneceği bir finansal teşvikten de söz etti.
“Yaptıkları şeylerin karşılığı ödenecek,” dedi Trump. “Diğer ülkelere büyük miktarlarda petrol satacağız; bunların bir kısmı hâlihazırda bunu yapıyor ama çok daha fazlası katılacak.”
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) üyesi Venezuela, Londra merkezli Energy Institute’e göre, dünya çapında kanıtlanmış en büyük petrol rezervlerine sahip: yaklaşık yüzde 17 ya da 3,3 milyar varil; bu oran, OPEC devi Suudi Arabistan’ın bile üzerinde.
Yaklaşık bir asırdır ülkede faaliyet gösteren Chevron için Venezuela tanıdık ve kârlı bir pazar olmaya devam etti. Ancak Exxon Mobil gibi diğer ABD şirketleri için durum böyle değil. Exxon Mobil, eski Venezuelalı lider Hugo Chavez’in 2007’de varlıklarını millîleştirmesinin ardından ülkeden çekilmişti.
ConocoPhillips’in varlıkları da aynı yıl millîleştirilmişti.
Trump, bunun “bir hırsızlık” olduğunu savunuyor ve ABD’ye tazminat ödenmesi gerektiğini savunuyor.
Venezuela’nın petrol endüstrisini onarmak çok pahalı
Siyasetin ötesinde, ortada dev bir lojistik operasyon var.
Altyapının büyük bölümü (kuyular, boru hatları, rafineriler vb.) eski, bakımsız ya da çalışmaz durumda. Bu da üretimin anlamlı biçimde artırılabilmesi için kapsamlı bir yeniden inşa gerektiği anlamına geliyor.
Ayrıca, yıllarca süren yetersiz yatırım Venezuela’nın yetişmiş iş gücünün büyük kısmını kaybetmesine yol açtı; şirketlerin modern bir iş gücünü yeniden oluşturması gerekecek.
Rakamlar incelendiğinde, gerekli yatırımın boyutu dudak uçuklatıcı.
Londra merkezli özel sermaye ve yatırım araştırma şirketi Third Bridge’den Peter McNally’ye göre, yaptırımlar öncesi üretim seviyelerine dönmek onlarca, hatta yüzlerce milyar dolara mal olabilir.
Venezuela’nın ayrıca, yabancı petrol şirketlerinin daha büyük yatırımlar yapabilmesine izin verecek yasal reformlara gitmesi gerekecek. Caracas, sektörü 1970’lerde millîleştirmiş, 2000’lerde ise devlet petrol şirketi PDVSA’nın kontrolünde ortak girişimlere zorunlu geçiş emri vermişti.
McNally, Batılı petrol şirketlerinin Venezuela’ya ciddi biçimde bağlanmasının en az 10 yıl alabileceğini de ekledi.
ABD’li petrol şirketlerinin Venezuela’ya dönmeyi kabul edip etmeyeceği belirsiz. Operasyonun maliyetleri, ABD yönetimi masrafların bir kısmını geri ödemeyi kabul etse bile, hissedarlar açısından cazip bir iş modeli sunmayabilir.
Danimarkalı yatırım şirketi Saxo Bank’ta analist olan Ole Hansen, “ABD’li petrol devlerinin temel sorumluluğu hükümete değil hissedarlarına karşıdır. Bu açıdan bakıldığında, Venezuela’ya dönüş için yakın zamanda bir ilgi patlaması göreceğimizden şüpheliyim,” dedi.
Siyasi istikrarsızlık ve hukuki soru işaretleri Trump’ın planını zorlaştırıyor
Cumartesi günü düzenlenen bir ABD Delta Force operasyonuyla güçlü lider Nicolás Maduro etkileyici bir baskınla yakalandı. Şu anda New York’ta narkoterör suçlamalarıyla yargılanmayı bekliyor. İkinci ismi Delcy Rodríguez ise ülkenin fiilî yönetimini devralmış durumda.
Ancak ABD operasyonunun hukuki meşruiyeti ve Venezuela’da uzun vadeli siyasi istikrarsızlık ihtimali, potansiyel yatırımcılar için büyük soru işaretleri yaratıyor.
“Oyuncular, paralarının ödeneceğinden emin olmadan ve en azından asgari bir güvenlik sağlanmadan geri dönmez,” diyen Oklahoma City merkezli CHRIS Well Consulting’in iş geliştirme direktörü Mark Christian, ABD yaptırımları kaldırılmadan şirketlerin geri dönmeyeceğini de vurguladı. Şu ana kadar ABD yönetimi yaptırımların kaldırılacağına dair bir sinyal vermedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Rodriguez liderliğindeki yeni yönetim için bir “petrol karantinası” politikasından söz etti. Bu yönetim, ordu ve içişleri bakanı da dahil olmak üzere Maduro rejiminin sert unsurlarının çoğunu koruyor.
Buna ek olarak, Venezuela’daki sık politika değişiklikleri, çözülmemiş borçlar ve millîleştirme ihtilafları da önemli engeller arasında.
Venezuelalı yetkililerin 2007’deki kamulaştırmalar nedeniyle yaklaşık 10 milyar dolar borçlu olduğu ConocoPhillips, temkinli kalacağını belirtti.
Şirket sözcüsü, “ConocoPhillips, Venezuela’daki gelişmeleri ve bunların küresel enerji arzı ile istikrarı üzerindeki olası etkilerini izliyor. Gelecekteki herhangi bir ticari faaliyet veya yatırım hakkında spekülasyon yapmak için henüz erken,” dedi.
Houston Üniversitesi’nde enerji uzmanı olan Ed Hirs ise ABD’nin geçmiş müdahalelerinin şirketler için somut bir kazanç üretmediğini hatırlattı.
“Trump da başka ülkelerde rejim deviren ABD başkanları tarihine katıldı. Bush Irak’ta, Obama ise Libya’da bunu yaptı. Bu örneklerde ABD petrol açısından sıfır fayda sağladı,” diyen Hirs şunu da sözlerine ekledi: “Korkarım tarih Venezuela’da da tekerrür edecek.”