TBMM’de kabul edilen ortak rapor, çatışma sonrası yol haritasını ortaya koydu. Ancak DEM Parti’nin kapsamlı şerhi, sorunun tanımı ve çözüm yöntemi konusunda Meclis’te ortak yaklaşımda sorunlar olabileceğine dair sinyaller verdi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı ortak rapor taslağı, komisyonda çarşamba günü yapılan oylamada 47 kabul, 2 ret ve 1 çekimser oyla kabul edildi.
Kamuoyunda 'çözüm süreci' olarak bilinen ve iktidar kanadının söylemiyle ise 'Terörsüz Türkiye süreci' olarak bilinen süreç kapsamında hazırlanan raporun oylamasında, Emek Partisi (EMEP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) ret oyu verirken, CHP adına komisyonda bulunan Türkan Elçi çekimser kaldı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ise metni reddetmek yerine kapsamlı bir muhalefet şerhi yazarak kabul oyu verdi.
DEM Parti koyduğu şerh ile ortak rapor taslağında kullanılan "terör" merkezli tanımı reddederek meselenin güvenlik değil, kimlik ve hak-özgürlükler temelli siyasal bir sorun olduğunu savundu.
Parti, bu nedenle çözümün silah bırakma sonrası düzenlemelerle değil, demokratikleşme, anadil hakları ve kapsayıcı bir dil üzerinden kurulması gerektiğini belirtti.
Oylama öncesinde CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, komisyonun çalışma usullerine dikkat çekerek raporun kabulü için yönerge uyarınca nitelikli çoğunluk gerektiğini söyledi.
51 üyeli komisyonda kanun teklifi hazırlanmasına ilişkin kararların üye tam sayısının beşte üçüyle alınması öngörülüyor ve bu kapsamda en az 31 "evet" oyu aranıyordu.
Komisyonda 22 AKP, 11 CHP, 5 DEM Parti, 4 MHP ve 3 Yeni Yol Grubu üyesinin yanı sıra HÜDA-PAR, Yeniden Refah, TİP, EMEP ve DSP’den birer üye bulunuyor. Demokrat Parti kontenjanından Haydar Altıntaş ise İmralı ziyareti sonrası komisyondan ayrılmıştı.
Bu komisyon ile birlikte uzun yıllardır süren çatışmalı dönemin ardından izlenecek yol haritasına ilişkin ilk kapsamlı kurumsal metin kabul edilmiş oldu.
Ancak oylama sonucu kadar, metnin içeriği ve metne yazılan şerh de Türkiye’de çözümün nasıl tanımlanacağına dair farklı siyasal yaklaşımların devam ettiğini ortaya koydu.
Komisyon raporu, yeni dönemi yalnızca güvenlik politikalarının değişmesi olarak değil, devletin genel yöneliminde bir dönüşüm olarak tanımladı.
Metinde “Terörsüz Türkiye hedefi… dönemsel bir söylem değil, devlet politikasıdır,” denilerek bu yaklaşımın geçici bir siyasi girişim değil kalıcı bir yönelim olduğu ifade edildi.
Aynı bölümde çatışmalı yılların siyasetin doğasını değiştirdiği belirtilerek “Terör eylemleri, sosyal bağları örselemiş ve siyaseti sadece güvenlik reflekslerine sıkıştırmıştı," denildi.
Rapora göre sürecin temel eşiği örgütün silah bırakmasının doğrulanması.
Metinde bu aşama “Kritik eşik, örgütün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesidir” ifadeleriyle tanımlandı. Bu doğrulamanın ardından hukuki ve idari düzenlemelerin devreye gireceği anlatıldı.
Şehit ve gazi ailelerine de atıfta bulunan ortak rapor taslağında, şehitler için "sürecin manevi mimarları" ifadesi kullanıldı:
"Tüm bu kayıpların ötesinde en ağır bedel şüphesiz ki canla ödenmiştir. Manevi kayıplar unutulmaz acılarımızdır. Her biri ayrı bir ailenin ocağına düşen şehitlerimizin, her biri bir ömrü feda eden gazilerimizin acısı her daim tazedir. Canları pahasına bu vatanı savunan tüm kahramanlar, sürecin manevi mimarlarıdır. Bu istikamette atacağımız her adımda, onların emanetine sadakatle bağlı kalacağımızı ilan ediyoruz."
'Yasal düzenlemeler af olarak algılanmamalı'
Ancak raporda bu düzenlemelerin klasik bir af olarak görülmemesi gerektiği, "Yasal düzenlemeler, toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmamalıdır," ifadeleriyle vurgulandı.
Böylece komisyonun önerdiği model, teslimiyet sonrası cezalandırma ya da doğrudan af yerine kontrollü bir hukuki geçiş mekanizması olarak tarif edildi.
Raporda, güvenlikten çıkışın yalnızca idari bir mesele olmayacağını, hukuk alanında değişiklikler gerektireceğini de belirtildi.
Bu çerçevede "Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemelidir” denilerek ifade özgürlüğü ile terör suçları arasındaki sınırın yeniden çizilmesi gerektiği ifade edildi.
Metnin devamında yargılamalar, infaz uygulamaları, toplantı ve gösteri hakkı ile yerel yönetim uygulamalarına ilişkin düzenleme önerilerine yer verildi.
Böylece raporda, silah bırakma süreci yalnızca güvenlik alanının değil hukuk düzeninin de değişimi olarak kurgulanmış oldu.
Komisyon raporunda “Süreçte Görev Alanlara Yasal Güvence Sağlanması” başlığı altında, sürece katılan aktörlerin hukuki sorumlulukla karşılaşmaması için özel bir düzenleme önerildi.
Metinde, "Yürütülen süreçte görev alanlar,... Komisyon toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar ile Komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması önerilmektedir," denildi.
Böylelikle, sürecin yürütülmesinde rol alan siyasetçi, bürokrat ve diğer görevliler için koruyucu bir hukuki çerçeve oluşturulması gerektiği ifade edildi.
'Demokratikleşme önerileri'
Komisyon raporunun “Demokratikleşme ile ilgili öneriler” bölümünde, Türkiye’nin demokratik standartlarının yükseltilmesine yönelik adımların Komisyonun başlıca görevlerinden biri olduğu ifade edildi.
Metinde, güvenli bir toplumsal ve siyasal ortamın demokrasinin eksiksiz işlemesi ve kurumsallaşmasının ön koşulu olduğu belirtilirken, demokrasinin “fikirlerin eşit koşullarda ve özgür bir ortamda serbestçe ifade edilebildiği bir kamusal alanın varlığını gerektirdiği” vurgulandı.
Silah, şiddet ve teröre dayalı yöntemlerin siyasal tartışmayı işlevsiz hale getirdiği ve sorunların demokratik zeminde çözümünü zorlaştırdığı kaydedilerek, “hakaret, tehdit gibi suç unsuru içermeyen her türlü düşüncenin ifade edilebildiği; karşılıklı saygı ve hoşgörü çerçevesinde, zor ve hassas konuların dahi müzakere edilebildiği bir siyasal ortamın oluşturulması temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır," denildi.
Ayrıca toplumsal bütünlüğün tek tip kimlikler üzerinden değil, ortak demokratik değerler zemininde çoğulculuğun korunmasıyla güçleneceği belirtilerek farklılıkların çatışma unsuru değil toplumsal çeşitliliğin doğal parçası olarak kabul edildiği demokratik bir perspektifin esas alındığı ifade edildi.
AİHM ve AYM kararlarına 'uyumluluk' önerisi
Raporda, siyasi partilerin sundukları görüşlerde "bütünleşme" ya da "entegrasyon" kanunu önerilerine yer verildiği ve eş zamanlı demokratikleşme adımlarıyla sağlıklı bir çözümün mümkün olabileceğine işaret edildiği aktarılırken, bu doğrultuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına uyumun güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Anayasa Mahkemesi kararlarının tüm kurumları bağladığı hatırlatılarak, Türkiye’nin AİHM kararlarını icra oranının yüksek olmasına rağmen hukuk devleti niteliğinin pekişmesi için "AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli; ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır," denildi.
Yargılama ve infaz alanında ise infaz mevzuatının uluslararası sözleşmeler ve yüksek mahkeme içtihatları doğrultusunda yeniden ele alınması, hasta ve yaşlı tutuklular için infaz ertelemesi müessesesinin değerlendirilmesi ve tutuksuz yargılamanın esas alınması gerektiği ifade edildi.
Hak ve özgürlüklerin genişletilmesi başlığı altında, temel hakların kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun yeniden düzenlenmesi ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun etkinliğinin artırılması önerildi.
Metinde “şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemeli” ifadesine yer verilerek ifade özgürlüğünü güçlendirecek düzenlemeler gerektiği belirtildi.
Bu kapsamda Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nun gözden geçirilmesi, basın ve ifade özgürlüğünü sınırlayan uygulamaların hukuki belirlilik çerçevesinde yeniden düzenlenmesi, yeni Siyasi Partiler Kanunu ve seçim kanunlarının uzlaşıyla hazırlanması ve Siyasi Etik Kanunu çıkarılması önerisi yapıldı.
Ortak taslak raporundaki önerilerin yerel yönetimler bölümünde ise idari vesayet yetkisinin demokratik toplum gereklerine uygun kullanılması ve belediye başkanının görevden alınması halinde seçim yapılmasına ilişkin mevzuatın düzenlenmesi gerektiği ifade edildi.
DEM Parti'nin şerhi: Kürt meselesi 'terör' kavramı ile anılamaz
Ancak Komisyon Ortak Rapor Taslağı, DEM Parti tarafından farklı bir perspektiften değerlendirildi.
Parti, komisyon çalışmalarına katkı sunduğunu belirttiği şerhinde kullanılan dil ve kavramların çözümün doğasını belirlediğini savundu.
5 ana başlıkta yayımlanan şerh metninde, "Terörsüz Türkiye süreci, terör örgütü, terör belası gibi kavramların kullanılmasını uygun bulmuyoruz," denildi.
DEM Parti bu nedenle sürecin adlandırılmasına itiraz ederek metinde “Sürecin adının ‘Terörsüz Türkiye’ olarak ifade edilmesi doğru değildir. DEM Parti olarak mevcut süreci, Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrıya ismini veren 'Barış ve Demokratik Toplum Süreci' olarak tanımlamaktayız," ifadelerine yer verildi.
Alternatif olarak da komisyonun kendi adı olan "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi" ifadesinin kullanılmasının daha kapsayıcı olacağı belirtildi.
"Kürt meselesi ‘terör’ kavramı ile anılamaz," diyen DEM Parti açıklamasında şu ifadeler dile getirildi:
"Kürt meselesi vardır ve bu bir terör sorunu olarak görülemez. Kök nedenleri itibariyle tek boyutlu bir sorun değildir; siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, tarihsel arka planı olan bir hak ve özgürlükler meselesidir. Bugün ısrarla “terör” diye tariflenen süreç, inkara dayalı politikaların ortaya çıkardığı çatışmalı süreçtir. Bu yönüyle Kürt meselesi, bir sistem sorunu olduğu kadar, kimlik ve kültür sorunudur."
Bu şerh, komisyon ortak raporunun güvenlikten hukuka ilerleyen çözüm modeli ile DEM Parti’nin demokratikleşmeden çatışmasızlığa ilerleyen yaklaşımı arasında temel fark ortaya çıkardı.
'Tek taraflı acı' vurgusu
DEM Parti şerhinde, ortak rapor taslağında geçmişin nasıl anlatıldığına da itiraz edildi. Ortak gelecek için ortak hafıza gerektiğini vurgulayan DEM Parti, "Rapor taslağının ilgili yerlerinde acıları bile tek taraflı tarif etmek, Kürt halkının yaşadığı acıları görmezden gelmek, kabul edilebilir değildir. Ortak gelecek, acıları ortaklaştırmakla ve paylaşmakla mümkündür.” ifadesi kullanıldı.
Buna karşılık komisyon raporunda çatışma döneminin bedeli özellikle şehitler üzerinden anlatılarak toplumun ağır bir yük ödediği vurgulanıyordu.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolüne ilişkin de olarak şerh metninde "1993 yılından bugüne Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda stratejik bir çabanın sahibidir” denildi ve devamında “kurucu siyasal aktörlerden birisi” olduğu ifade edildi.
Komisyon raporunda ise süreç kurumlar ve Meclis üzerinden anlatıldı, bireysel aktörlere bu tür bir rol atfedilmedi.
DEM Parti’nin şerhinde somut talepler de yer aldı. Metinde "Anadili hakkına yönelik kısıtlayıcı düzenlemelerin ortadan kaldırılması" gerektiği ifade edildi ve “çok dillilik ile barışılması gerekmektedir" denildi.
Komisyon raporu ise haklar meselesini daha genel hukuk reformları çerçevesinde ele alıyordu.
DEM Parti, raporda kullanılan dilin tek taraflı olmaması gerektiğini vurgularken, toplumda farklı kesimlerde travmatik etkiler yaratan kavramların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Metnin toplumsal vicdana hitap eden kapsayıcı bir dile kavuşturulması çağrısı yapılan şerhte, barışın yalnızca ulaşılacak bir sonuç değil aynı zamanda yöntemin ve kullanılan dilin parçası olduğu ifade edilerek, dilin kırılgan olması halinde sürecin de kırılganlaşabileceği uyarısında bulunuldu.
Oylama sonucu ortaya çıkan tablo Meclis’te dört farklı siyasi tutum olduğunu gösterdi. Çoğunluk raporu kabul ederek kontrollü geçiş modelini benimsedi.
DEM Parti şerh yazarak sürecin içinde kalmayı tercih etti ancak yaklaşımını farklılaştırdı. EMEP ve TİP taslak modeli bütünüyle reddetti. CHP ise çekimser kalarak mesafeli bir pozisyon aldı.