Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Avrupa’nın deniz üstü rüzgar santralleri saldırılara açık: Güvenlikten kim sorumlu?

Arşiv: Belçika kıyıları açıklarındaki Kuzey Denizi’nde, Modular Offshore Grid yakınlarında rüzgar türbinleri, 9 Eylül 2019
Arşiv: Belçika kıyıları açıklarındaki Kuzey Denizi’nde, Modular Offshore Grid yakınlarında rüzgar türbinleri, 9 Eylül 2019 ©  Eric Herchaft, Pool Photo via AP
© Eric Herchaft, Pool Photo via AP
By Johanna Urbancik
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

'Drone' tespitleri, belirsiz bildirim zincirleri ve parçalı sorumluluklar, Kuzey Denizi’nde büyüyen bir kör noktayı ortaya çıkarıyor.

Kuzey Denizi ve buradaki deniz üstü rüzgâr çiftlikleri, olası sabotaj, 'drone' uçuşları ve denizaltılarla yapılan haritalama faaliyetleri gibi hibrit savaş tehdidine karşı savunmasız durumda. Bu da Avrupa’nın kritik yenilenebilir enerji kaynaklarından birini tehdit ediyor. Ancak güvenlik ve savunmadan kim sorumlu?

REKLAM
REKLAM

2026 başı itibarıyla Almanya, İngiltere, Hollanda, Danimarka ve Belçika’nın münhasır ekonomik bölgelerinde Kuzey Denizi’nde 100’den fazla deniz üstü rüzgâr çiftliği faaliyet gösteriyor.

Almanya Körfezi’nde ve İngiltere'nin doğu kıyıları açıklarında yoğunlaşan büyük kümeler, bölgeyi dünyanın en büyük deniz üstü rüzgâr enerjisi merkezlerinden biri haline getiriyor.

Deniz üstü enerji altyapısında drone kör noktası

Bu deniz üstü enerji sahalarının konumunun değişmesi, yetki alanı konusunda bir soru doğuruyor: Bu sahaların güvenliğini sağlamak ulusal makamların mı, özel şirketlerin mi yoksa işletmecilerin kendilerinin mi sorumluluğunda?

Bu sorunun yanıtı, karada yaşanan bir olayla kıyaslandığında çok daha karmaşık. Örneğin Almanya’da, kritik altyapı yakınlarında bir drone tespit edilirse, bununla ilgilenmek polisin sorumluluğunda. 'Drone' bir askeri tesisin üzerinde uçuyorsa, silahlı kuvvetler savunma amaçlı müdahale etme yetkisine sahip.

Ancak bir drone deniz üstü enerji altyapısı üzerinde, potansiyel olarak görüntü veya fotoğraf çekerken tespit edildiğinde, çoğu zaman ne kayda geçiriliyor ne de bildiriliyor. Birçok vakada ise herhangi bir adım atılmıyor.

Avrupa Enerji Güvenliği Girişimi’nin (EIES) İcra Direktörü Albéric Mongrenier’e göre, bu tür saldırılar "yalnızca sıklık açısından artmakla kalmıyor, aynı zamanda genel olarak enerji altyapısında hem karada hem de denizde çeşitleniyor".

Mongrenier, özel bir dijital yuvarlak masa toplantısında, deniz üstü rüzgâr santrallerinin yalnızca işlevleri nedeniyle değil, konumları nedeniyle de hedef olduğunu söyledi. Mongrenier, bu sahaların "daha uzakta ve korunmasının daha zor" olduğunu belirtti ve santralleri karaya bağlayan kabloların özellikle savunmasız olduğuna dikkat çekti.

Londra merkezli Royal United Services Institute’ta (RUSI) enerji güvenliği alanında araştırmacı olan Dan Marks da aynı toplantıda veri paylaşımı eksikliğine vurgu yaptı.

Marks, "Olaylar genellikle polise bildiriliyor. Polis eldeki bilgilerle ilgileniyor, tanık ifadeleri alıyor ve konuyu takip etmeye çalışıyor. Ancak süreç net olmaktan uzak. Sonrasında ne olduğu, sonucun neye vardığı çoğu zaman belirsiz kalıyor," dedi.

Marks, "Şirketlerin olayları bildirmesi için çok az teşvik var ve birçok şirket yalnızca kısa süreli bir kesinti yaşıyor. Bir drone görüyorsunuz, neden orada olduğunu merak ediyorsunuz, bir süre izliyorsunuz ve sonra ortadan kayboluyor. Kimse de bunu bildirmiyor," diye konuştu.

Marks, bunların hobi amaçlı kullanılan 'drone’lar olma ihtimalini dışladı. Bu cihazların "yanlışlıkla denize doğru birkaç deniz mili gidip havada asılı kaldığına" şüpheyle yaklaştığını söyledi. 'Drone’ları kimin işlettiği ya da nereden havalandırdığı ise belirsizliğini koruyor.

Marks ayrıca, yaptırım uygulanan petrol gibi ürünleri kaçırmak için gizleme taktikleri kullanan sözde gölge filo tankerlerinden drone’ların gönderildiği vakalara da işaret etti. Marks, bunun yalnızca Kuzey Denizi’ne özgü bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini ekledi.

Soldiers stand on the deck on the tanker Boracay that allegedly belongs to Russia's so-called shadow fleet, Thursday, Oct. 2, 2025, off Saint-Nazaire, France's Atlantic coast.
Soldiers stand on the deck on the tanker Boracay that allegedly belongs to Russia's so-called shadow fleet, Thursday, Oct. 2, 2025, off Saint-Nazaire, France's Atlantic coast. AP Photo/Mathieu Pattier

Almanya deniz üstü rüzgâr santrallerini koruyabilir mi?

'Drone’lar gibi hibrit tehditlere karşı savunma hâlâ parçalı bir yapıda. Bunun temel nedeni, birçok ülkenin farklı sistemlere ve yapılara dayanması. EIES’den Mongrenier’in açıkladığı üzere, çözümlerden biri hükümetlerin özel sektör için açık ve anlaşılır bir çerçeve oluşturması olabilir.

Mongrenier, "Polis, ordu ya da idarenin farklı kolları olsun, kamu aktörleri arasında net bir sorumluluk paylaşımı olması gerekiyor. Özel sektörün saldırı öncesinde, saldırı sırasında ve toparlanma süreci boyunca her aşamada kimin neden sorumlu olduğunu bilmesi gerekiyor," dedi ve Avrupa genelinde yaklaşımların hâlâ büyük ölçüde farklılık gösterdiğini ekledi.

Mongrenier, "İskandinav ülkeleri bu alanda özellikle güçlü, bilhassa Norveç. Buna karşılık Almanya, çok sayıda farklı yetki katmanına sahip federal bir devlet olduğu için daha büyük zorluklarla karşı karşıya," diye konuştu.

EIES Almanya Direktörü Sabrina Schulz da bu görüşe katıldı. Schulz, "Federal sistemin karmaşıklığı ile polis, deniz polisi, donanma, Federal Bilgi Güvenliği Dairesi (BSI) ve diğer makamlar arasındaki çeşitli sorumlulukların karmaşıklığının birleşmesi zorlayıcı. Anayasal nedenlerle, Savunma Bakanlığı gibi federal düzeydeki kurumlar basitçe 'kontrolü devralamaz'," dedi.

Schulz’a göre, Almanya’nın Deniz Emniyeti ve Güvenliği Merkezi (MSSC) ise bu noktada halihazırda merkezi bir rol oynuyor; bir olay durumunda kilit temas noktası olarak görev yapıyor ve uygun adımların atılmasını sağlıyor.

Buna rağmen Schulz, Almanya’yı Norveç gibi ülkelerle karşılaştırmanın "pek mümkün olmadığını" söyledi. Schulz, "Yine de Almanya, diğer Kuzey Denizi ülkelerinin en iyi uygulamalarından ders çıkarmalı ve bunları ulusal bağlama uyarlamalı," dedi.

Deniz üstü rüzgâr santralleri neden bu kadar önemli?

Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya karşı topyekûn işgalini başlatması, Avrupa için yalnızca savunma alanında değil, enerji güvenliği konusunda da sert bir uyarı oldu. Almanya dahil birçok ülke, Rus petrol ve gazına bağımlılığı azaltmak amacıyla alternatif tedarik arayışına girdi; bu kapsamda kısmen Katar ve ABD’den LNG ithalatına yöneldi.

Ancak ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilimin tırmanması ve Tahran’ın küresel petrol sevkiyatı için kritik bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği aksatmasıyla bu dönüşüm de baskı altına girdi.

Almanya Federal Ekonomi ve Enerji Bakanlığı (BMWE) Sözcüsü Daniel Greve, Euronews Earth’e yaptığı açıklamada, "Deniz üstü rüzgâr enerjisi, dayanıklı bir Alman ve Avrupa enerji sistemi ile sanayi altyapısının stratejik temel taşlarından biridir. Yüksek tam yük saatleri ve istikrarlı üretim profiliyle ithalata bağımlılığımızı azaltıyor," dedi.

Bart De Wever, Luc Frieden, Mette Frederiksen, Friedrich Merz, Jonas Gahr Støre and Jean-Charles Ellermann-Kingombe at the North Sea Summit in Hamburg, Jan. 26, 2026
Bart De Wever, Luc Frieden, Mette Frederiksen, Friedrich Merz, Jonas Gahr Støre and Jean-Charles Ellermann-Kingombe at the North Sea Summit in Hamburg, Jan. 26, 2026 AP Photo/Martin Meissner

Avrupa, Kuzey Denizi rüzgârına güveniyor

ABD-İsrail’in İran’la savaşından önce bile Avrupa ülkeleri, Almanya ve İngiltere dahil dokuz Kuzey Denizi ülkesi tarafından ocak ayında imzalanan Hamburg Deklarasyonu kapsamında enerji dayanıklılığını güçlendirme taahhüdünde bulunmuştu.

Anlaşma, hükümetlerin 2031’den itibaren deniz üstü rüzgar kapasitesini yılda 15 gigavat artırmasını öngörüyor. Buna karşılık sektör, maliyetleri düşürme ve 91 bin yeni istihdam yaratma taahhüdünde bulunuyor. Anlaşmanın ayrıca yaklaşık 1 trilyon euroluk ekonomik faaliyet yaratması bekleniyor.

Greve, yıllık 15 gigavatlık hedefin Avrupa’nın tamamı için geçerli olduğunu belirterek, bu hedefe ulaşmak için Kuzey Denizi’ndeki deniz üstü projelerin daha yakın koordinasyonunun kritik önem taşıyacağını vurguladı. 15 gigavatlık kapasite, yaklaşık 10,5 milyon ortalama hanenin bir yıllık elektrik ihtiyacını karşılamaya yetecek düzeyde.

Greve’ye göre bölgedeki ülkeler, faaliyetlerde ani yoğunluklar yaşanmasını önlemek için ihale takvimlerini, inşaat süreçlerini ve devreye alma aşamalarını daha uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Amaç, tedarik zincirleri üzerindeki baskıyı hafifletmek ve gecikme riskini azaltmak.

Deniz üstü rüzgâr enerjisi büyüyen güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya

EIES Almanya Direktörü Sabrina Schulz’a göre Almanya’nın deniz üstü rüzgâr sektörü gerçekten de hızla büyüyor. Ancak sektörün ölçeği ve konumu, giderek artan güvenlik sorunları yaratıyor. Deniz üstü rüzgâr santrallerinin neredeyse tamamı, Alman kara sularının dışında, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’ndeki münhasır ekonomik bölgede yer alıyor. Bu da gözetim ve korumayı daha karmaşık hale getiriyor.

Schulz, Almanya’nın 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 9,7 gigavat deniz üstü rüzgâr kapasitesine sahip olduğunu ve Avrupa’da İngiltere'nin ardından ikinci sırada yer aldığını belirtti. Almanya, bu kapasiteyi 2045’e kadar yedi katına çıkarmayı planlıyor.

Buna rağmen Schulz, deniz üstü rüzgâr altyapısının petrol ve gaz tesislerine kıyasla yapısal olarak daha dayanıklı olduğunu savundu. Bunun nedeni, bu altyapının tek bir arıza noktasına bağlı olmaması ve sahada kolay tutuşabilir maddeler ya da çalışanlar barındırmaması.

Schulz, "Geçmişteki hibrit saldırılara baktığımızda, Baltık bölgesine odaklanıldığını görüyoruz," dedi. "Buna rağmen, bu saldırıların gelecekte Kuzey Denizi’ne sıçramasına karşı hazırlıklı olmalıyız."

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Avrupa’da güneş ve rüzgar enerjisiyle elektrik yüzde 25 ucuzladı

Ørsted yüzde 5 yükseldi: ABD'li yargıç durdurulan rüzgar çiftliğinin yeniden başlamasına onay verdi

Küresel ısınma Avrupa'nın rüzgarını kesiyor: Rüzgar enerjisine ne olacak?