Rıza Pehlevi, Euronews'e verdiği özel röportajda, çerçeve anlaşmasının İslam Cumhuriyeti'ne yeniden toparlanma ve silahlanma imkânı tanıyacağını, anlaşmadan kazançlı çıkan tek tarafın ise Tahran yönetimi olacağına dikkat çekti.
İran'ın son şahının oğlu ve sürgündeki muhalefetin lideri Rıza Pehlevi, mevcut ABD-İran çerçeve anlaşmasının Tahran yönetiminin yeniden toparlanmasına ve silahlanmasına olanak tanıyacağını belirtti.
Pehlevi Euronews'e verdiği özel röportajda, "Rejim kalıntılarını iktidarda tutan hiçbir düzenleme bir barış anlaşması değildir. Bu, yalnızca bir sonraki savaş öncesinde verilmiş bir moladır," dedi.
Söz konusu mutabakat zaptı, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının başlamasından üç buçuk ay sonra, 17 Haziran'da imzalandı. Saldırılarda İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey yetkili hayatını kaybetmiş, ardından çatışmalar bölge geneline yayılmıştı.
Pehlevi'ye göre, Tahran yönetiminin gerçek niyeti, çerçeve anlaşmasının imzalanmasından yalnızca saatler sonra ortaya çıktı. İran, ocak ayında ülke genelinde düzenlenen protestolar sırasında gözaltına alınan Cevad Zamani ve Ebolfazl Saedi'yi idam etti.
"Bu mutabakatın tek kazananı rejimdir" diyen Pehlevi, "Barış için bu belgeyi imzaladığı gün, 8 ve 9 Ocak'taki protestolara katıldıkları gerekçesiyle iki İranlıyı daha idam etti. Bu bile bilmeniz gereken her şeyi anlatıyor," ifadelerini kullandı.
Pehlevi, "kendi halkından iki gün içinde 40 binden fazla kişiyi öldürmekle suçladığı" bir rejimle anlaşma yapılmasının "hem ahlaki açıdan yanlış hem de stratejik olarak hatalı" olduğunu savundu.
"Bu anlaşma, çökmekte olan rejime bir can simidi atıyor. Rejim de bu duraklama sürecini yeniden toparlanmak ve yeniden silahlanmak için kullanacaktır. Bunu daha önce de yaptı," dedi.
Geçen aralık ayında ani hiperenflasyonun tetiklediği kitlesel protestoların bir sonraki ay ülke geneline yayılmasının ardından Tahran yönetimi göstericilere yönelik kanlı bir operasyon başlattı. Müdahalede hayatını kaybedenlerin sayısı ise bağımsız kaynaklar tarafından hâlâ doğrulanabilmiş değil.
İranlı yetkililer ölü sayısını 3 bin 117 olarak açıklarken, insan hakları kuruluşu HRANA doğrulayabildiği can kaybı sayısının 7 bin 7 olduğunu bildirdi. Resmî olmayan tahminlerde ise ölü sayısının 40 bine kadar çıktığı öne sürülüyor.
Pehlevi, bu tabloyun İslam Cumhuriyeti yönetimine güvenilemeyeceğini açıkça ortaya koyduğunu savundu.
"Bu rejim her zaman yaptığı gibi yalan söylüyor ve aldatıyor. Belgeleri yalnızca zaman kazanmak için imzalıyor. Yaralı bir rejim tehlikeli bir rejimdir ve ilk fırsatta yeniden saldıracaktır," dedi.
'İstikrar, bir diktatörü başka bir diktatörle değiştirmek değildir'
Çerçeve anlaşması kapsamında, Washington ile Tahran arasındaki ateşkes 60 gün süreyle uzatıldı. Bu süreçte tarafların, başta İran'ın nükleer programı olmak üzere çözüme kavuşmamış konularda nihai bir anlaşmaya varmak için müzakereleri sürdürmesi öngörülüyor.
Anlaşma çerçevesinde ABD, İran petrolüne yönelik yaptırımları geçici olarak askıya alırken, taraflar Hürmüz Boğazı'nın uluslararası deniz taşımacılığına açık tutulması konusunda da taahhütte bulundu.
Ancak Tahran'ın stratejik öneme sahip boğaz üzerinde tam egemenlik iddiasını sürdürmesi ve taraflar arasında zaman zaman yaşanan sınırlı çaplı çatışmalar, anlaşmanın geleceğine ilişkin soru işaretlerini artırdı.
Taraflar, arabulucu ülkelerin de katılımıyla teknik düzeyde görüşmeleri sürdürse de, karşılıklı çelişkili açıklamalar bölgedeki belirsizliği daha da derinleştirdi.
Pehlevi ise bu gelişmelerin İslam Cumhuriyeti'ni her zamankinden daha tehlikeli hale getirdiğini savundu.
"Yaralı bir rejim tehlikeli bir rejimdir ve ilk fırsatta yeniden saldıracaktır. Bu nedenle anlaşmanın 60 gün yürürlükte kalması ya da süresinin uzatılması temel gerçeği değiştirmiyor." diyen Pehlevi, "Tahran yönetimi fırsatını bulduğu anda nükleer programını yeniden başlatacak, vekil güçlerini yeniden inşa edecek ve bölgeyi yeniden bir krizin içine sürükleyecektir," ifadelerini kullandı.
Pehlevi'ye göre bölgede istikrarın sağlanabilmesi "yalnızca tek bir koşula bağlı: İslam Cumhuriyeti'nin sona ermesi."
"Rejimin ideolojisi, Devrim Muhafızları'nın (IRGC) güç yapısı ve vekil güç ağı, rejimin kendisinden ayrı düşünülemez," diyen Pehlevi, "Yayılmacı ve savaş yanlısı bir diktatörü bir başkasıyla değiştirip buna istikrar diyemezsiniz," değerlendirmesinde bulundu.
Pehlevi, buna karşılık özgür bir İran'ın Hamas, Hizbullah ve Husilere finansman sağlamayan, nükleer silah edinme çabalarına son veren, İsrail ile barış içinde yaşayan ve komşularıyla iş birliği yapan bir ülke anlamına geleceğini söyledi.
"Bölge için kalıcı istikrarın tek temeli budur. Bunun dışında kalan her seçenek, bir sonraki krize doğru geri sayımdan ibarettir," dedi.
Ocak ayındaki protestolarda adı sloganlarla anılan Pehlevi, İran halkını rejimin "ilk ve en uzun süreli mağdurları" olmanın yanı sıra en kararlı muhalifleri olarak tanımladı.
"İnsanlar sokaklara çıktı, kurşunların karşısında durdu ve özgürlük talep etti. Üstelik bunu, bu kelimeyi söylemenin bile sizi ölüme götürebileceği bir ülkede yaptılar," diyen Pehlevi, "Dünyanın kendilerine izin vermesini beklemediler," ifadelerini kullandı.
Pehlevi, "Ben yalnızca umutlu değilim, eminim. Yabancı başkentlerdeki diplomatlar ne karar alırsa alsın, bu rejimi İran halkı devirecek," dedi.
Rejimin tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar zayıf, bölünmüş ve yalnızlaştığını savunan Pehlevi, "Artık tüm meşruiyetini kaybetti," değerlendirmesinde bulundu.
İran halkının yaşadığı ekonomik sıkıntıların ise "rejimi ortadan kaldırmanın değil, onu ayakta tutmanın bedeli" olduğunu öne süren Pehlevi, "Özgür bir İran, bölgenin Güney Kore'si olabilir; refah içinde ve barışçıl bir ülkeye dönüşebilir. Bizim gücümüz halkın birliğidir. Kazanacağız." dedi.
'Avrupalılar rejimi yatıştırmayı bırakmalı'
Pehlevi, en sert eleştirilerini ise Avrupa hükümetlerine yöneltti. Avrupa'yı, İran yönetimi Avrupa topraklarında muhalifleri hedef alırken, Avrupalıları rehin tutarken ve Rusya'ya Ukrayna'da kullanılan insansız hava araçlarını sağlarken dahi Tahran'a karşı uzlaşmacı bir tutum sergilemekle suçladı.
"Bu mesele Avrupa açısından uzak bir jeopolitik sorun olarak görülmemeli," diyen Pehlevi, "Rejim, Avrupa topraklarında işlediği cinayetlerle övünüyor. Kıta genelinde suç ağları kuruyor, Avrupa sokaklarında muhalifleri öldürüyor, Avrupalıları rehin alıyor ve bugün Ukraynalıları öldüren insansız hava araçlarını Putin'e gönderiyor," ifadelerini kullandı.
"Yaptıkları şey bu. Her zaman bunu yaptılar ve hâlâ da yapmaya devam ediyorlar," dedi.
Avrupa Birliği, şubat ayında Devrim Muhafızları'nı (IRGC) terör örgütleri listesine ekledi. Ancak son savaş sırasında Avrupa hükümetleri, İran'ın komşularına yönelik saldırılarını kınamakla yetinirken, Washington'un yanında doğrudan askerî müdahaleye katılmadı.
Pehlevi'ye göre bu yaklaşım yeterli değil. Avrupa'nın bugüne kadar "yalnızca bu tehditle mücadele etmekte başarısız olmakla kalmadığını, aynı zamanda defalarca İslam Cumhuriyeti'nin çıkarlarına hizmet ettiğini" savundu.
Pehlevi, Avrupa başkentlerinin önündeki tercihin artık savaş ile barış arasında değil, "hepimizi tehlikeye atan can çekişen bir rejim ile istikrarın ortağı olabilecek özgür bir İran arasında" olduğunu söyledi.
"Avrupa hükümetleri bu rejimi yatıştırma politikasına son vermeli," diyen Pehlevi, "Rejimin büyükelçilerini sınır dışı edin. Devrim Muhafızları merkezli iktidar yapısını ayakta tutacak hiçbir düzenlemeye meşruiyet kazandırmayın. Bunu yalnızca bizim için değil, Avrupa'nın kendi güvenliği ve refahı için de yapın," çağrısında bulundu.