UNHCR Baş Sözcüsü Matthew Saltmarsh, Euronews Türkçe'ye verdiği röportajda dünyanın en büyük mülteci krizleri ve çözüm yollarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (UNHCR) Baş Sözcüsü Matthew Saltmarsh'a göre, dünya genelinde zorla yerinden edilen insan sayısındaki rekor artışın arkasındaki temel nedenler değişmedi: Çatışmalar, şiddet ve insani acil durumlar.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin (ICRC) verilerine göre bugün dünyada 130'dan fazla aktif çatışma yaşandığını hatırlatan Saltmarsh, uzun yıllardır çözülemeyen krizlerin yanı sıra yeni çatışmaların da bu tabloyu ağırlaştırdığını söyledi.
Saltmarsh, son yıllarda iklim değişikliğinin de yerinden edilme olgusunu daha da karmaşık hale getiren önemli bir unsur olarak öne çıktığını belirtti. İklim krizinin çatışmalarla kesiştiği bölgelerde insanların güvenlik nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldığını ifade eden Saltmarsh, bunun yanında yoksulluktan kaçıp daha iyi bir yaşam arayan ekonomik göçmenlerin de aynı göç hareketlerinin içinde yer aldığını vurguladı. Bu nedenle, zorla yerinden edilen mülteciler ve sığınmacılar ile ekonomik nedenlerle göç eden kişilerin aynı rotaları kullanmasının mevcut tabloyu değerlendirmeyi güçleştirdiğini söyledi.
Dünyanın en büyük ama en az konuşulan kriz: Sudan
Uluslararası kamuoyunun yeterince ilgi göstermediği insani krizlerin başında ise Sudan'ın geldiğini dile getiren Saltmarsh, ölçeği göz önüne alındığında bunun dünyanın en az görünürlük kazanan krizi olduğunu belirtti. Sudan'da yaklaşık 12 milyon kişinin yerinden edildiğini hatırlatan Saltmarsh, bunun ülke nüfusunun dörtte birine karşılık geldiğini ifade etti.
Çatışmaların yıllardır sürdüğünü ve ülke genelinde büyük yıkıma yol açtığını belirten Saltmarsh, yaklaşık 4,5 milyon kişinin başta Mısır ve Çad olmak üzere komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldığını ifade etti. Ülkelerine dönebilenlerin ise hâlâ son derece kırılgan ve istikrarsız bir ortamla karşı karşıya olduğunu belirtti.
Saltmarsh, insani yardım çalışmalarının da ciddi zorluklarla yürütüldüğünü vurgulayarak, küresel yardım fonlarındaki azalmaya ek olarak El Faşir, Darfur ve son dönemde El Ubeyd'de yeniden alevlenen çatışmaların yardım kuruluşlarının ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını güçleştirdiğini belirtti. Sudan'daki insani tablonun hem son derece karmaşık hem de derin endişe verici olduğunu söyledi.
'Yerinden edilme sadece bir istatistik değil'
Saltmarsh, zorla yerinden edilmenin yalnızca sayılardan ibaret olmadığını, her istatistiğin arkasında gerçek insanların hikâyeleri bulunduğunu vurguluyor. Kendisini en çok etkileyen deneyimin ise yaklaşık 10 yıl önce insani yardım kariyerine başladığı Lübnan'da yaşadıkları olduğunu anlatıyor.
İlk kez mülteci yerleşimlerini ve yerinden edilmiş insanların yaşam koşullarını yakından görme fırsatı bulduğunu söyleyen Saltmarsh, o dönemde Lübnan ve bölgedeki farklı ülkelerden gelen LGBTİ+ mültecilerle tanıştığını ve onların hikâyelerini konu alan bir belgesel hazırladıklarını aktardı.
Bu insanların maruz kaldığı şiddet, ihmal ve ayrımcılığın kendisi üzerinde derin bir iz bıraktığını belirten Saltmarsh, yerinden edilmenin başlı başına büyük bir travma olduğunu, ancak buna cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği nedeniyle yaşanan ek kırılganlıkların da eklendiğinde durumun çok daha ağırlaştığını söyledi.
Röportaj sürecinde mültecilerin güvenliği nedeniyle son derece dikkatli hareket etmek zorunda kaldıklarını ifade eden Saltmarsh, görüştükleri kişilerin birçoğunun hâlâ ciddi risk altında yaşadığını belirtti. Bu deneyimin, yerinden edilmenin ne kadar kırılgan bir yaşam yarattığını kendisine gösterdiğini söyleyen Saltmarsh, "Yerinden edilmiş olmanın üzerine ek kırılganlıklar da eklendiğinde ortaya son derece zorlu bir yaşam çıkıyor. Bu, yıllar geçmesine rağmen aklımdan hiç çıkmayan deneyimlerden biri oldu," dedi.
İklim krizi yerinden edilmeyi derinleştiriyor
İklim değişikliğinin zorla yerinden edilmeyi giderek daha fazla etkileyen unsurlardan biri haline geldiğini belirten Saltmarsh, özellikle küresel güneyde iklim krizinin etkilerinin her geçen gün daha görünür hale geldiğini söyledi. Bununla birlikte, bu durumun yalnızca gelişmekte olan ülkelerle sınırlı olmadığını vurgulayan Saltmarsh, Avrupa'nın da bu yaz aşırı sıcak hava dalgalarıyla iklim değişikliğinin etkilerini doğrudan hissettiğine dikkat çekti.
Saltmarsh'a göre asıl dikkat çekici nokta, iklim değişikliği ile çatışmaların birbirini beslemesi. Buna örnek olarak Afrika'daki Çad Gölü Havzası'nı gösteren Saltmarsh, yükselen sıcaklıklar, azalan su kaynakları ve kuraklık nedeniyle doğal kaynaklar üzerindeki rekabetin arttığını, bunun da yeni çatışmaları tetiklediğini anlattı. Sonuç olarak insanların güvenli bölgelere göç etmek zorunda kaldığını belirten Saltmarsh, benzer örneklerin dünyanın farklı bölgelerinde giderek daha sık görüldüğünü ifade etti.
1951 Mülteci Sözleşmesi'nin savaş, çatışma ve zulüm nedeniyle ülkelerini terk eden kişileri korumak amacıyla oluşturulduğunu hatırlatan Saltmarsh, iklim değişikliği nedeniyle sınır aşmak zorunda kalan kişiler için de uluslararası hukukta çeşitli anlaşma ve düzenlemelerin bulunduğunu söyledi. UNHCR'nin bu alanda yoğun şekilde çalıştığını belirten Saltmarsh, iklim kaynaklı yerinden edilmenin önümüzdeki yıllarda uluslararası toplumun en önemli gündem maddelerinden biri olacağını ifade etti.
Acil yardımdan uzun vadeli çözümlere
Mültecilerin büyük bölümünün yıllarca, hatta on yıllarca yerinden edilmiş durumda yaşadığına dikkat çeken Saltmarsh, bugün her 10 mülteciden yaklaşık 7'sinin beş yıldan uzun süredir devam eden "uzun süreli yerinden edilme" durumunda bulunduğunu söyledi. Mevcut insani yardım sisteminin ise uzun vadeli ihtiyaçları karşılamak için tasarlanmadığını vurgulayan Saltmarsh, bu sistemin temel amacının insanların sınırı geçtikten sonraki ilk günlerde barınma, gıda, temiz su ve sağlık hizmetleri gibi acil ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu hatırlattı.
Ancak milyonlarca insanın beş, on hatta daha uzun yıllar boyunca yerinden edilmiş şekilde yaşaması, insani yardım modelinin tek başına yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Bu nedenle UNHCR'nin önümüzdeki on yıl içinde uzun süreli yerinden edilmiş mülteci sayısını yarıya indirmeyi hedeflediğini belirten Saltmarsh, bunun yolunun mültecilerin ev sahibi toplumlara daha fazla entegre edilmesinden geçtiğini söyledi.
Mültecilerin sağlık, eğitim ve mesleki eğitim gibi kamu hizmetlerine erişiminin sağlanmasının, onların kendi ayakları üzerinde durabilmesine ve gelir elde edebilmesine imkân tanıyacağını ifade eden Saltmarsh, bunun yalnızca mülteciler için değil, ev sahibi ülkelerin ekonomileri için de kazanım sağlayacağını dile getirdi.
Saltmarsh, mültecilerin büyük çoğunluğunun nihai hedefinin ülkelerine geri dönmek olduğunu belirterek, bunun gerçekleşebilmesi için çatışmaların sona ermesi ve kalıcı barışın sağlanması gerektiğini söyledi.
Eğitime erişim en büyük sorunlardan biri
Mülteci çocukların kaliteli eğitime erişiminin önündeki en büyük engelin finansman eksikliği olduğunu belirten Saltmarsh, insani yardım sektörünün kronik bir kaynak yetersizliğiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Eğitimin çoğu zaman barınma, gıda, temiz su ve sağlık hizmetleri gibi acil ihtiyaçların gerisinde kaldığını ifade eden Saltmarsh, bütçe kesintilerinden de en fazla etkilenen alanlardan birinin eğitim olduğunu dile getirdi.
Bununla birlikte eğitimin hayati önem taşıdığını vurgulayan Saltmarsh, özellikle ortaöğretimde yaşanan uzun süreli eğitim kayıplarının çocukların gelecekte iş bulma, geçimlerini sağlama ve toplumda kendi ayakları üzerinde durabilme fırsatlarını ciddi şekilde azalttığını söyledi.
Saltmarsh, eğitime erişemeyen çocukların aynı zamanda farklı risklerle de karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Okula gidemeyen çocukların istismara uğrama, insan kaçakçılarının hedefi olma, özellikle kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmeye zorlanma ya da çocuk işçiliğine sürüklenme riskinin çok daha yüksek olduğunu belirten Saltmarsh, mülteci çocuklar için yeterli okul kontenjanının bulunmamasının bu olumsuz sonuçları beraberinde getirdiğini ifade etti.
'Bir gün bu sizin de başınıza gelebilir'
Mültecilerin toplumdaki algısını değiştirmede sporcular ve diğer tanınmış isimlerin önemli bir rol oynadığını söyleyen Saltmarsh, bu kişilerin çoğunun kendi yaşamlarında ilham verici başarı hikâyelerine sahip olduğunu belirtti.
Topluma vermek istediği en önemli mesajın ise empati olduğunu belirten Saltmarsh, "Unutmayın, bir gün bu sizin de başınıza gelebilir" dedi. Bir savaş nedeniyle evini terk etmek, birkaç eşyasını ve ailesini yanına alarak başka bir ülkeye sığınmak zorunda kalmanın herkesin yaşayabileceği bir durum olduğuna dikkat çeken Saltmarsh, böyle bir durumda herkesin komşusunun kapısını kendisine açık tutmasını isteyeceğini söyledi.