Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Tahvil getirileri küresel ölçekte yükseliyor: Borsalar neden düşmüyor?

New York'ta, 27 Ağustos 2026 Perşembe günü, opsiyon tüccarı Marty Handler New York Menkul Kıymetler Borsası'nın işlem salonunda çalışıyor.
Opsiyon taciri Marty Handler, 27 Ağustos 2026 Perşembe günü New York'taki New York Menkul Kıymetler Borsası işlem salonunda çalışıyor. ©  Copyright 2026 The Associated Press. All rights reserved.
© Copyright 2026 The Associated Press. All rights reserved.
By Piero Cingari
Yayınlanma Tarihi Son güncelleme
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Tahvil faizlerindeki yükseliş yatırımcıları kaygılandırıyor, ancak güçlü büyüme ve rekor kârlar, borsaların artan borçlanma maliyetlerini sindirmesine yardımcı olabilir.

ABD’nin 30 yıllık Hazine tahvili getirisi yüzde 5’in üzerinde kalmayı sürdürüyor ve en son 2007’de görülen seviyelere yakın seyrediyor.

REKLAM
REKLAM

Aynı zamanda Almanya, Japonya ve İngiltere'de devletlerin borçlanma maliyetleri son birkaç on yılın en yüksek seviyelerine çıktı.

Geleneksel ölçütlerin neredeyse tamamına göre bunun hisse senedi piyasaları için kötü haber olması gerekirdi.

Yüksek tahvil getirileri borçlanma maliyetlerini artırıyor, hisse senedi değerlemeleri üzerinde baskı oluşturuyor ve yatırımcılara hisselere kıyasla daha cazip bir alternatif sunuyor.

Ancak borsalar bu gelişmelerden neredeyse hiç etkilenmedi.

S&P 500 bu yıl yaklaşık yüzde 13 yükseldi ve 13 Ağustos’ta kırdığı rekora halen yakın. Avrupa’nın STOXX 600 endeksi yaklaşık yüzde 9,5 değer kazanırken Japonya’nın Nikkei 225 endeksi de yüzde 27’den fazla yükseldi.

Bu durum yatırımcıların karşısına bir bilmece çıkarıyor: Yüksek tahvil getirilerinin hisse senetlerine zarar vermesi bekleniyorsa borsalar neden hâlâ bu kadar dirençli?

Yanıt, getirilerin ne kadar yüksek olduğundan ziyade neden yükseldiğinde yatıyor olabilir.

Yüksek getiriler ekonomik gücün belirtisi olabilir

New York Fed Başkanı John Williams bu hafta konuya ilişkin önemli bir ipucu verdi.

CNBC’ye konuşan Williams, uzun vadeli tahvil getirilerindeki yükselişin büyük ölçüde ekonominin gücünden ve yapay zeka ile veri merkezlerine yapılan yatırımlardan kaynaklandığını söyledi.

Williams, “Bunu yönlendiren şey, ABD'nin gerçekten güçlü bir ekonomisi olması ve yapay zeka, veri merkezleri ile genel olarak teknolojiye yapılan büyük yatırımların desteklediği güçlü ekonomik görünüm,” dedi.

Bu durum yatırımcılar açısından denklemi değiştiriyor.

Tahvil getirileri yatırımcıların daha güçlü ekonomik büyüme beklemesi nedeniyle yükseliyorsa şirketlerin gelir ve kârları da artabilir.

Daha yüksek finansman maliyetleri şirketler açısından olumsuzluk yaratırken, yükselen kârlar bu baskının bir bölümünü telafi edebilir.

Williams bu ayrımı daha da açık şekilde ortaya koydu. Ona göre yaşananlar, finansal koşulların ekonomiyi zayıflatmasından kaynaklanmıyor olabilir.

Williams, “Daha çok ekonominin finansal koşulları etkilemesi söz konusu,” dedi.

Kevin Warsh: 'Ekonomi baskıyı hâlâ kaldırabiliyor'

Fed Başkanı Kevin Warsh da 28 Ağustos’ta Jackson Hole’da benzer bir görüş ortaya koydu.

Warsh, reel tüketici harcamalarının önceki dört çeyrekte yüzde 2’den fazla arttığını söyledi. Tüketim ve yatırımı birlikte ölçen özel yurtiçi nihai alımlar ise 2026 boyunca yıllık bazda yaklaşık yüzde 3 arttı.

Warsh ayrıca, iş gücü piyasasının görece istikrarlı kalmaya devam ettiğini vurguladı.

“Yüzde 4,1 seviyesindeki işsizlik oranı tarihsel standartlara göre düşük kalmaya devam ediyor ve birkaç yıldır fazla değişmedi.”

Tahvil ve hisse senedi piyasaları arasındaki ilişki açısındansa Warsh, şu ifadeyi kullandı:

“Genel olarak baktığımda, geniş kapsamlı finansal koşulları kısıtlayıcı olarak tanımlamakta zorlanırım.”

Uzun vadeli borçlanma maliyetlerinin keskin biçimde yükseldiği bir ortamda bu, dikkat çekici bir açıklama.

Zira bu değerlendirme, yüksek tahvil getirilerinin henüz ekonomik döngüyü tehdit edecek türden bir finansal sıkılaşmaya dönüşmediğine işaret ediyor.

Şirket kârlarındaki patlama borsalara tampon sağlıyor

Hisse senetlerinin en güçlü dayanağı ise şirket bilançolarından geliyor.

FactSet’in 28 Ağustos’ta yayımladığı "Earnings Insight" raporuna göre, ikinci çeyrek sonuçlarını açıklayan S&P 500 şirketlerinin oranı yüzde 97’ye ulaşırken, şirketlerin yüzde 86’sı kâr beklentilerini ve yüzde 77’si gelir beklentilerini aştı. Her iki oran da 5 ve 10 yıllık ortalamaların üzerinde gerçekleşti.

Çeyreğe ilişkin toplam kâr büyümesi yüzde 52 seviyesinde. Bu oran gerçekleşirse 2021’in ikinci çeyreğinden bu yana en hızlı büyüme kaydedilmiş olacak.

Gelirler yüzde 15,5 artarken net kâr marjı yüzde 17’ye ulaştı. Bu, FactSet’in söz konusu veriyi takip etmeye başladığı 2009’dan bu yana kaydettiği en yüksek seviye.

‘Tahvil bekçileri’ bile henüz paniğe kapılmadı

Bu tartışmadaki en ilginç görüşlerden biri, İsrail doğumlu tanınmış Amerikalı ekonomist ve Yardeni Research Başkanı Ed Yardeni’den geliyor.

Yardeni, hükümetlerin maliye politikalarının sorumsuz hale geldiğini veya para politikasının enflasyonla mücadelede fazla zayıf kaldığını düşünen yatırımcıların tahvil piyasaları üzerinden hükümetlere baskı kurmasını tanımlamak için 1983’te “bond vigilantes” (tahvil bekçileri) terimini ortaya atmıştı.

Yardeni şimdilik alarm vermiyor.

ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvili getirisi, Yardeni’nin yüzde 4 ila 5 olarak belirlediği “eski normal” aralığında kalmaya devam ediyor. Yardeni’ye göre bu aralık, küresel finans krizinden önceki yıllar ile pandemi arasındaki dönemin karakteristik seviyesiydi. Ayrıca tahvil getirilerinin ABD’nin nominal GSYH büyümesinin altında kaldığına dikkat çekiyor.

Yardeni, “Tahvil bekçileri hükümetin borçları konusunda endişelenmeye başladığında biz de endişeleniriz,” diye yazdı.

Diğer yandan bu, yatırımcıların yükselen tahvil getirilerini görmezden gelmesi gerektiği anlamına gelmiyor.

Ancak kritik eşik yüzde 5 gibi belirli bir rakam olmayabilir.

Asıl uyarı işaretleri; tahvil getirileri yükselmeye devam ederken ekonomik büyümenin zayıflaması, şirketlerin kâr beklentilerinin düşmesi ve enflasyon beklentilerinin hızlanması.

Böyle bir durum, hisse senetlerinin en fazla korktuğu iki gelişmeyi aynı anda ortaya çıkarıyor: Daha yüksek iskonto oranları ve daha düşük şirket kârları.

Asıl sınav bundan sonra

Şimdilik veriler, piyasaların yüksek faiz oranlarıyla karşı karşıya olmasına rağmen olağanüstü güçlü şirket kârlarından destek aldığını gösteriyor.

2026’nın şimdiye kadarki dersi, tahvil getirilerinin seviyesinden ziyade bu yükselişe hangi ekonomik koşulların eşlik ettiğinin önemli olduğu.

Bu durum hisse senetlerinin yükselen tahvil getirilerinden etkilenmeyeceği anlamına gelmiyor. Ancak yatırımcıların yanlış soruyu soruyor olabileceğine işaret ediyor.

Tahvil getirilerindeki yükselişin otomatik olarak hisse senetleri için kötü olup olmadığını sormak yerine, getirilerin neden yükseldiğine bakmak gerekiyor.

Getiriler üretkenliğin, yatırımların ve ekonomik büyümenin güçlenmesi nedeniyle yükseliyorsa hisse senetleri bu şoku potansiyel olarak absorbe edebilir.

Ancak getiriler hükümetlerin enflasyon üzerindeki kontrolünü kaybetmesi ve tahvil piyasalarının artan risk karşılığında daha yüksek getiri talep etmesi nedeniyle yükseliyorsa tablo tamamen değişebilir.

Bir sonraki önemli sınav 16 Eylül’de. ABD Merkez Bankası (Fed), Warsh’ın para politikasının kısıtlayıcı olmadığını söylemesinden bu yana ilk kez toplanacak.

Eğer Warsh gerçekten bunu kastediyorsa, tahvil yatırımcıları uzun süredir bekledikleri yanıtı sonunda alabilir.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Nvidia, açık kaynaklı yapay zeka platformu Hugging Face'i 12,9 milyar dolara alıyor

Enerji şoku Avrupa’da enflasyonu yükseltti: ECB'den faiz artırımı sinyali

Avrupa devlet tahvili faizleri satış dalgasıyla 15 yılın zirvesinde