Astım hastaları, bu tür durumlarda en fazla etkilenen, en savunmasız ve en büyük risk altında bulunan kesimdir.
Avrupalıların yarısı, bu yaz rekor kıran sıcak hava dalgaları ve orman yangınları sırasında, pek tanınmayan bir sera gazına maruz kaldı.
Yüzeydeki ozon, “solunum sisteminin derinlerine nüfuz edip kan dolaşımına girerek vücuttaki neredeyse tüm organlara ulaşabilen” bir hava kirleticisi. Astım hastaları en büyük risk altında.
Ozon, güneş ışığı ve yüksek sıcaklıkların tetiklediği binlerce kimyasal reaksiyonla oluşuyor. Bu yüzden, haziran ile ağustos ayları arasında Avrupa’yı kavuran rekor sıcak hava dalgaları insan sağlığı için tehlikeli ozon seviyelerine yol açtı. Bu dönemde, Avrupa nüfusunun yüzde 50’si Avrupa Komisyonu’nun Copernicus Atmosfer İzleme Servisi’ne (CAMS) göre, düşük, çok düşük veya son derece düşük ozon kalitesine maruz kaldı.
CAMS Direktörü Laurence Rouil, “Ozon kirliliği, atmosferimizin, iklimimizin, sağlığımızın ve geçim kaynaklarımızın ne kadar iç içe geçtiğine dair çarpıcı bir hatırlatma; kirlilik ve değişen iklimimiz soluduğumuz havanın kimyasını etkileyerek ekosistemlerimizin sağlığını ve hatta gıda yetiştirebilme kapasitemizi belirliyor” diyor.
İyi haber şu ki, AB’nin diğer hava kirleticileriyle mücadele çabaları sonuç veriyor; bu nedenle, kararlı bir çabayla ozon seviyelerinin de aşağı çekilmesi umuluyor.
Ozon, hava kirliliği ile iklim değişikliği arasındaki yakın ilişkiyi gösteriyor
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre sık sık görünmez bir katil olarak anılan hava kirliliği, dünya genelinde yılda dört milyondan fazla erken ölüme neden oluyor. 2025’te, Avrupa ve Orta Asya’da her 100 bin kişi başına 56 ölüm hava kirliliğine atfedildi.
Hava kirliliği birçok farklı gazdan oluşuyor. Bizi UV ışınlarından koruyan üst atmosferdeki ozonla karıştırılmaması gereken yüzeydeki ozon, diğerleri kadar tanınmasa da iklim değişikliğiyle çok yakından bağlantılı olması nedeniyle özellikle endişe verici.
CAMS’in hava kalitesiyle ilgili yeni raporunun ilk sayısı Atmosphere Watch’a göre, “Yüzeydeki ozon, yüksek sıcaklıklarda oluşması nedeniyle hava kirliliği ile iklim değişikliği – toplum için temel bir meydan okuma – arasındaki yakın ilişkiyi gözler önüne seriyor.”
Küresel sıcaklıklar yükseliyor ve insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle sıcak hava dalgaları daha sık ve daha şiddetli hale geliyor. Ozon oluşumu yüksek sıcaklıklarla tetiklendiği için, sıcak hava dalgalarındaki artış daha fazla ozon anlamına geliyor.
Rapora göre ozon oluşumuna yol açan kimyasal reaksiyonların bir parçası olan azot oksitler “esas olarak fosil yakıtların yakılmasıyla” üretiliyor. Ozon kaynakları arasında sanayi, çözücüler ve karayolu taşımacılığına ek olarak, daha sıcak ve daha kuru koşullarda daha aşırı yangınlara yol açarak “iklim değişikliğinin etkisini daha da artıran” biyokütle yakımı sayılıyor.
Bir sera gazı olarak ozon, Birleşik Krallık merkezli Clean Air Fund adlı yardım kuruluşuna göre, günümüzdeki ısınmanın yaklaşık 0,23°C’inden sorumlu. Kuruluş, yüzeydeki ozonu “süper kirletici” olarak nitelendiriyor.
AB, diğer hava kirleticilerin seviyesini nasıl düşürdü?
Atmosphere Watch, “Avrupa’da hava kalitesi, Avrupa Hava Kalitesi Direktifi kapsamında düzenlenen tüm kirleticiler açısından anlamlı ölçüde iyileşti” vurgusunu yapıyor. Dünyanın en ileri hava kalitesi yasalarından biri kabul edilen 2024 direktifi, AB ülkelerine kirletici sınırlarını izleme ve güvenli seviyelerin aşılması halinde harekete geçme yükümlülüğü getiriyor.
Copernicus’un 2025 tarihli raporunda (kaynak İngilizce) şu ifadeler yer aldı: “Son on yılda, Avrupa Birliği genelinde kükürt oksit ve azot oksit emisyonları yılda yaklaşık yüzde 3 ila 5 oranında azaldı. En büyük düşüşler sanayide ve karayolu taşımacılığında kaydedildi. 2015’ten bu yana sanayideki kükürt oksit emisyonları yüzde 59 azalırken, azot oksit emisyonları yüzde 39 geriledi. Karayolu taşımacılığından kaynaklanan emisyonlar da büyük ölçüde düştü; azot oksitlerde yüzde 40, ince partikül madde (PM2.5) için ise yüzde 34 azalma görüldü.”
Toplu taşımayı iyileştirmek, trafikte düşük ya da sıfır emisyon bölgeleri uygulamak, fosil yakıtlardan temiz enerji kaynaklarına geçmek ve daha az et tüketmek, hava kirleticilerini azaltmanın en etkili yolları arasında görülüyor.
Ancak Atmosphere Watch, “ozon için net bir düşüş eğilimi görülmüyor ve sorun olmaya devam ediyor” uyarısında bulunuyor.
AB Ortam Hava Kalitesi Direktifi’ne göre, günlük sekiz saatlik ortalama ozon konsantrasyonu, yılda 18 günden fazla 120 μg/m3’ü geçmemeli; uzun vadeli hedef ise Dünya Sağlık Örgütü yönergeleriyle uyumlu 100 μg/m3. Yukarıdaki harita, 2026 boyunca Avrupa’nın ne kadarında bu seviyelerin aşıldığını gösteriyor. Harita, kıtada güneye indikçe seviyelerin nasıl kötüleştiğini; sıcak hava dalgalarının en şiddetli ve en uzun sürdüğü bölgeleri ortaya koyuyor.
Aşırı hava olayları ve eşi benzeri görülmemiş orman yangınları, yalnızca doğrudan etkilenen yerlerde değil, tüm kıta genelinde hava kirliliğinin artmasına neden oldu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi Genel Direktörü Florian Pappenberger, “Atmosphere Watch, hava kirliliğinin sınır tanımadığını gösteriyor. Orman yangını dumanı, ozon ve toz binlerce kilometre yol alarak, kaynaklarından çok uzaktaki toplulukları etkileyebiliyor” diyor.
Örneğin Belçika, Ağustos 2026’da son yüzyılın en büyük orman yangınını yaşadı. “Yoğun duman sütunları Almanya’nın tamamından geçerek Polonya’ya ulaştı.”
Dünyanın en kötü ozon seviyelerinden bazıları Milan’da ölçülüyor
Yaz aylarında Avrupalıların yüzde 50’si güvensiz ozon seviyelerine maruz kalırken, dünyanın diğer bölgelerinde maruziyet çok daha yüksek.
2026’da şimdiye kadar, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı, Asya’da yaşayanların ise yüzde 60’ı son derece yüksek ozon seviyelerine maruz kaldı. Okyanusya, yılın ilk sekiz ayında en az etkilenen kıta oldu; bunun nedeni kısmen, daha büyük kara kütlesi ve nüfusu nedeniyle Kuzey Yarımküre’nin yüzeydeki ozon kirliliğine daha duyarlı olması.
Küresel nüfusun kabaca yüzde 50’si, 2026’da ozon konsantrasyonları nedeniyle çok kötü veya son derece kötü hava kalitesine maruz kaldı. Milan, Rio de Janeiro, Meksiko, Delhi ve Kahire, en yüksek maruziyetin görüldüğü kentler arasında. Analize göre, 2026’da küresel nüfusun yalnızca yüzde 5’i “iyi” uzun vadeli ozon seviyelerine, yüzde 15’i ise “orta” seviyelere maruz kaldı.
“Tüm kıtalarda ozon konsantrasyonlarının iklim değişikliğinden etkilenmesi muhtemel: yüzeydeki ve daha genel olarak troposferdeki ozon oluşumu, sıcak hava ve güneş ışığıyla tetikleniyor. Dolayısıyla daha fazla sıcak hava dalgası yaşayan bölgelerde yerel ozon konsantrasyonları artacak ve bu da, öncü kirletici emisyonlarını azaltmaya yönelik azaltım stratejilerinin sağladığı faydaların bir kısmını fiilen törpüleyecek.”
Ozon seviyeleri nasıl düşürülebilir?
Sonuçta ozon seviyelerinin sorumluluğu ve bunları değiştirme gücü hükümetlere ait. Uzmanlar, diğer hava kirleticilerinde olduğu gibi ozon seviyelerinin de çok daha iyi izlenmesini ve raporlanmasını tavsiye ediyor. Şu anda AB’de yalnızca Hırvatistan, Fransa ve İspanya, özel olarak ozona odaklanan hava kalitesi planları geliştirdi ya da uygulamaya koydu.
Avrupa Çevre Ajansı’na göre, ozonu sınırlama konusunda en başarılı ülkeler ve şehirler, ozon konsantrasyonu tahminlerini iyileştirmeye ve ozonun nasıl oluştuğunu, başlıca kaynaklarını daha iyi anlamaya odaklanıyor.
Kamuoyunun ozon ve oluşum süreçleri konusunda daha fazla bilinçlendirilmesi de yararlı olabilir. Bireysel düzeyde, hepimiz araç kullanmak yerine yürüyerek veya bisiklete binerek ozon seviyelerinin düşmesine katkıda bulunabiliriz. Araç kullanmak zorundaysanız hızınızı düşürerek, ani fren ve sert hızlanmalardan kaçınarak emisyonları azaltacak şekilde alışkanlıklarınızı değiştirin. Mümkün olduğunda çevre dostu boya ve temizlik ürünleri kullanın.