İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Anayasa Mahkemesi’nin 'Osman Kavala ile ilgili kararını henüz vermediğini ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini' belirterek başvurunun reddedilmesini istedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin ihlal kararının ardından, iş insanı ve sivil toplum aktivisti Osman Kavala’nın avukatları tarafından yapılan infazın durdurulması, tahliye ve yeniden yargılama taleplerini oy birliğiyle reddetti. Mahkeme, 13 Ekim 2026 tarihli ek kararıyla Kavala hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazının devamına hükmetti.
Kararda, AİHM kararlarının doğrudan uygulanması yerine ulusal yargı süreçlerinin ve iç hukuk yollarının tamamlanmasının esas olduğu vurgulandı. Savunma tarafı, gerekçeli kararın tebliğ edilmesinden itibaren iki hafta içerisinde bir üst mahkeme olan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulunabilecek.
Başsavcılık ve mahkemenin değerlendirmeleri
Yargılama sürecinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sunulan mütalaada, dosyanın Anayasa Mahkemesi (AYM) gündeminde bulunduğu ve bireysel başvuru sürecinin henüz sonuçlanmadığı hatırlatıldı. Başsavcılık, iç hukuk yolları tamamen tüketilmeden yapılan başvurunun usul yönünden reddedilmesi gerektiğini savundu.
Başsavcılığın görüşü doğrultusunda karar veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, "ulusal mahkemelerin yetki alanına" vurgu yaptı. Kararın gerekçesinde, AİHM’nin ulusal yargı mercilerinin üzerinde bir temyiz makamı olmadığı, delillerin toplanması, değerlendirilmesi ve kabul edilebilirliğine ilişkin takdir yetkisinin ulusal mahkemelere ait olduğu ifade edildi. AİHM’ye başvuru yapılmadan önce ulusal hukuk yollarının tüketilmesi gerektiği ilkesine atıf yapılan kararda, mevcut hukuki süreçlerin yerel idari ve yargısal mercilerce değerlendirilmesinin zorunlu olduğu kaydedildi.
Kararın ardından hukuki tartışmalar sürerken, Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum konuya ilişkin yaptığı açıklamada, uluslararası mahkemelerin ulusal yargı organlarına talimat verme yetkisinin bulunmadığını belirtti.
Dava dosyasının arka planı
Kasım 2017'den bu yana cezaevinde bulunan Osman Kavala, Gezi Parkı olaylarına ilişkin davada "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs" suçundan yargılanmış ve 25 Nisan 2022 tarihinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Söz konusu karar, istinaf ve Yargıtay incelemelerinden geçerek kesinleşmişti.
Süreç içerisinde AİHM, 10 Aralık 2019 tarihli ilk kararında Kavala'nın tutukluluğunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesi ile haklara getirilen kısıtlanmaların sınırlarını belirleyen 18. maddesini ihlal ettiğine karar vermiş ve tahliyesini talep etmişti. Kararın uygulanmaması üzerine Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Şubat 2022’de Türkiye aleyhine ihlal prosedürü başlattı. AİHM, 11 Temmuz 2022’de açıkladığı kararla Türkiye’nin 2019 tarihli karara uymayarak yükümlülüklerini yerine getirmediğini tespit etti.
Son olarak AİHM Büyük Dairesi, 25 Ağustos 2026 tarihli nihai kararında adil yargılanma ve özgürlük hakkı dâhil olmak üzere Sözleşme'nin altı ayrı maddesinin ihlal edildiğine hükmederek Kavala’nın serbest bırakılması yönünde görüş bildirmişti. AİHS'nin 46. maddesi uyarınca taraf devletler açısından bağlayıcılığı bulunan kararların uygulanma süreci, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin denetiminde yürütülüyor.
Hukuki çerçeve
AİHM kararlarının uygulanması konusu, Türkiye'de ve uluslararası hukukta temel bir tartışma başlığı oluşturuyor:
- Sözleşme ve anayasa boyutu: AİHS'nin 46. maddesi ve Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca taraf devletlerin AİHM kararlarına uyma zorunluluğu bulunuyor. Savunma tarafı ve uluslararası hukuk çevreleri, kararların derhal uygulanması gerektiğini vurguluyor.
- Ulusal yargı ve egemenlik argümanı: Yerel mahkemeler ve hükümet yetkilileri ise AİHM'nin bir üst temyiz makamı olmadığını, delilleri takdir yetkisinin milli mahkemelerde bulunduğunu ve Anayasa Mahkemesi nezdindeki iç hukuk yolları tamamlanmadan dış müdahalede bulunulamayacağını savunuyor.
- Uluslararası örnekler: AİHM kararlarının uygulanmasında zaman zaman diğer taraf ülkelerde de direnç yaşandığı biliniyor. Örneğin İngiltere, mahkûmların oy kullanma hakkına ilişkin AİHM kararını 12 yıl boyunca uygulamamış; Almanya Federal Anayasa Mahkemesi ise AİHM kararlarının "bağlayıcı ve yol gösterici" olduğunu ancak Alman Anayasası'nın temel ilkelerinin üzerinde yer alamayacağını kararlaştırmıştı.