Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Avrupa’nın yolsuzluk sorunu, Doğu – Batı ayrımının ötesine geçiyor

DOSYA - 13 Eylül 2024 Cuma günü Gainesville, VA'daki Robert Trent Jones Golf Kulübü'nde düzenlenen Solheim Kupası golf turnuvası dörtlü maçı sırasında bir taraftar köpük parmak kaldırıyor.
DOSYA - 13 Eylül 2024 Cuma günü Gainesville, VA'daki Robert Trent Jones Golf Kulübü'nde düzenlenen Solheim Kupası golf turnuvası dörtlü maçı sırasında bir taraftar köpük parmak kaldırıyor. ©  Matt York/Copyright 2024 The AP. All rights reserved.
© Matt York/Copyright 2024 The AP. All rights reserved.
By Una Hajdari
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

Batı Avrupa’da küçük çaplı rüşvet daha nadir olabilir; ancak nüfuz kullanımı, lobicilik ve düzenleyici kurumların ele geçirilmesi hâlâ güçlü ve çoğu zaman küçümseniyor.

Yolsuzluk, çoğu zaman Batı Avrupa’nın ötesinde, özellikle Doğu Avrupa’da, kırılgan demokrasilerde ya da gelişmekte olan ülkelerde yoğunlaşan bir sorun olarak ele alınıyor.

REKLAM
REKLAM

Araştırmalar bu bakış açısına uzun süredir itiraz etse de, söz konusu algı kamuoyundaki tartışmaları ve zaman zaman politika kararlarını etkilemeye devam ediyor. Buna, Ukrayna’ya verilen destek etrafındaki tartışmalar da dâhil.

Hükümet Şeffaflığı Enstitüsü Direktörü ve Orta Avrupa Üniversitesi’nde profesör olan Mihály Fazekas, Euronews’e yaptığı değerlendirmede, “Akademik ve bilimsel tartışmalarda, yolsuzluğun yalnızca Doğu Avrupa’ya ya da gelişmekte olan ülkelere özgü olduğu varsayımı çoktan terk edildi,” dedi.

Ukrayna, Avrupalı ortaklarından kalıcı mali ve askeri destek arayışını sürdürürken, yolsuzluk endişeleri de birçok AB üyesi ülkede siyasi tartışmalarda sıkça gündeme geliyor.

Macaristan’da Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, Ukrayna’ya yönelik AB fonlarının sürdürülmesine karşı çıkarken yolsuzluk kaygılarını gerekçe gösterdi. Szijjártó, usulsüzlük iddialarının ardından desteğin durdurulması çağrısında bulundu.

Daha önce de Kiev’i, Batı’dan gelen fonları başka amaçlara yönlendiren bir “savaş mafyası” işletmekle suçlamıştı.

Bu tür söylemler, Avrupa genelinde yolsuzluğun nasıl tanımlandığı ve karşılaştırıldığına ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçası olarak görülüyor.

Yolsuzluk anlatıları

Akademik araştırmalar, yolsuzluğu gelişmiş ya da gelişmekte olan ekonomiler arasında ayrım yapmaksızın, her yerde mevcut sistemik bir risk olarak ele almaya giderek daha fazla yönelirken; Batı Avrupa’nın bazı kesimlerinde siyasi anlatılar yolsuzluğu hâlâ sınırlı ya da istisnai bir olgu gibi sunuyor.

Fransa, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde yüksek profilli yolsuzluk vakaları ortaya çıkmaya devam etse de, bunlar çoğu zaman daha derin yapısal kırılganlıkların göstergesi olarak değil, münferit olaylar olarak ele alınıyor.

Ancak kamuoyu, Doğu–Batı arasında keskin bir ayrım yapma konusunda daha şüpheci görünüyor.

Fazekas, “Örneğin insanların yolsuzluğun bir sorun olup olmadığına dair görüşlerini içeren anketlere baktığınızda, Fransa ya da İngiltere gibi ülkelerde de bunun yaygın olduğuna inanıldığı yönünde güçlü bir algı var,” dedi.

“Danimarka ve İsveç’te bu algı daha zayıf, ancak AB’nin birçok çekirdek ve gelişmiş üye ülkesinde yolsuzluk, toplum genelinde ciddi bir endişe kaynağı,” diye ekledi.

Batı Avrupa’da yolsuzluk, Doğu Avrupa ile daha sık ilişkilendirilen görünür rüşvet vakalarından ziyade; siyasi finansman, lobicilik, kamu alımları ve düzenleyici kurumların etkilenmesi gibi başlıklarla giderek daha fazla ilişkilendiriliyor.

Avrupa Komisyonu tarafından 2024’te yapılan bir Eurobarometer anketine göre, Avrupalıların yüzde 61’i yolsuzluğu kabul edilemez bulurken, yüzde 68’i bunun kendi ülkelerinde yaygın olduğuna inanıyor.

Yaklaşık yüzde 27 ise günlük yaşamlarında yolsuzluktan kişisel olarak etkilendiklerini söylüyor.

Görünürlük farkı

Fazekas, “Algıdaki farkın bir kısmı, günlük hayatta karşılaşılan ve son derece görünür olan yolsuzluk türlerinin Batı Avrupa ülkelerinde büyük ölçüde ortadan kalkmış olması, buna karşılık Doğu Avrupa’nın birçok ülkesinde hâlâ varlığını sürdürmesi,” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Ancak kamu alımlarındaki yolsuzluk ya da düzenleme ve yasa yapım süreçlerindeki yolsuzluk söz konusu olduğunda, bunun Batı Avrupa’da hiç olmadığı söylenemez.”

Fazekas, “Belki ölçeği daha küçük, ama bu tür gayriresmî ağlar Batı Avrupa’da da mevcut,” diye ekliyor.

Bu görünürlük farkı önemli. Günlük hizmetler için verilen küçük rüşvetler gibi basit yolsuzluk türleri hemen fark ediliyor ve geniş çapta kınanıyor.

Buna karşılık, şeffaf olmayan lobicilik faaliyetleri ya da ‘döner kapı’ olarak bilinen görev geçişleri gibi daha karmaşık nüfuz biçimleri, mali boyutları daha büyük olabilse bile, tespit edilmesi ve denetlenmesi çok daha zor yapılar oluşturuyor.

Fazekas, “Doğu Avrupa’daki yolsuzlukta ortak bazı başlıklar var. Bunlardan biri, bürokrasinin siyasetçileri, yargının da bürokrasiyi denetlemesi gibi, devlet kurumları arasındaki denge ve denetim mekanizmalarının zayıflığı,” diye açıklıyor.

Birçok post-komünist ülkede, son derece merkezi yönetim modellerinden daha dağınık kurumsal yapılara geçiş süreci, denetim mekanizmalarını zayıflattı. Resmî kurum sınırlarını aşan gayriresmî ağlar ise etkisini korumaya devam etti.

Fazekas, “Bu ağlar, kurumların resmî bağımsızlığını ya da bir ihaleye giren şirketin alıcıdan formel olarak bağımsız olma ilkesini bile geçersiz kılabiliyor. Gayriresmi ağlar, Doğu Avrupa’daki yolsuzluğun başlıca nedeni,” diye konuştu.

Farklı biçimler, ortak sorunlar

Benzer ağlar Batı Avrupa’da da mevcut; ancak burada genellikle hukuk büroları, danışmanlık şirketleri ve siyasi finansman yapıları gibi daha kurumsallaşmış kanallar üzerinden işliyorlar.

Corporate Europe Observatory adlı araştırma grubu, en az 62 şirket ve sektör birliğinin AB düzeyinde lobicilik faaliyetleri için yılda toplam 343 milyon euro harcadığını tahmin ediyor. Bu rakamın, 2020’den bu yana yaklaşık üçte bir oranında arttığı belirtiliyor.

Grup, gerçek toplamın muhtemelen daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor; zira hesaplama yalnızca yıllık harcaması 1 milyon euronun üzerinde olduğunu beyan eden kuruluşları kapsıyor.

Fazekas’a göre temel farklardan biri, düşük düzeyli rüşvetin yaygınlığı olmaya devam ediyor.

“En büyük fark şu: Düşük düzeyli yolsuzluk, küçük rüşvet ya da bazılarınca adlandırıldığı şekliyle gündelik rüşvet, Batı Avrupa ülkelerinde çok daha nadir.

Oysa Doğu Avrupa’daki birçok ülkede sağlık hizmetlerine erişimde, polisle muhatap olurken ya da vatandaş–devlet arasındaki gündelik etkileşimlerde rüşvet hâlâ devreye girebiliyor. Bu durum Batı Avrupa’da çok daha sınırlı,” diyor.

Fazekas, bu ayrımın algı farkını da açıklamaya yardımcı olduğunu şu sözlerle ifade ediyor:

“Gündelik rüşvet görünürdür, aşağılayıcıdır ve kınaması kolaydır. Batı Avrupa’da bunun görece yokluğu, üst düzey yolsuzluk vakaları daha az sürekli denetime tabi tutulsa bile, hükümetlerin kendilerini büyük ölçüde ‘temiz’ olarak sunabilmesine imkân tanıdı.”

Bu farklı algılar ise Ukrayna bağlamında özellikle hassas bir hal aldı.

Mali ve askeri yardımlara sıkı yolsuzlukla mücadele şartlarının eşlik etmesi istenirken, eleştirmenler bu taleplerin bazen kendi yönetişim sorunlarıyla boğuşan hükümetlerden geldiğine dikkat çekiyor.

Yüksek profilli davalar

Avrupa genelinde son dönemde yürütülen soruşturmalar ve davalar, yolsuzluk iddialarının bağlama göre nasıl farklı yorumlandığını da ortaya koydu.

Eski AB dış politika şefi Federica Mogherini, AB fonlarıyla yürütülen bir diplomatik eğitim programındaki usulsüzlük iddialarıyla bağlantılı yolsuzluk ve kamu alımı dolandırıcılığı soruşturması kapsamında kısa süre önce gözaltına alındı.

Fransa’da ise aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin önde gelen ismi Marine Le Pen, 31 Mart 2025’te AB Parlamentosu fonlarını zimmete geçirmekten suçlu bulundu. Karar kapsamında Le Pen’e dört yıl hapis cezası ve beş yıl kamu görevinden men cezası verildi.

Le Pen’in destekçileri davayı siyasi amaçlı bir “yargı yoluyla tasfiye” olarak nitelendirirken, Le Pen karara itiraz etti.

Temyiz duruşmasının 2026’nın başlarında görülmesi bekleniyor; ancak 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmasını engelleyen yasak şimdilik yürürlükte.

Yolsuzluğu esas olarak “başka yerlerin” sorunu olarak ele almak, siyasi tartışmayı basitleştirebilir; ancak bu yaklaşım daha karmaşık bir gerçeğin üzerini örtme riski taşıyor.

Avrupa genelinde yolsuzluğun ölçeği ve biçimleri değişiklik gösteriyor. Aynı şekilde, hükümetlerin bu sorunla söylem yerine somut yaptırımlarla mücadele etme konusundaki istekliliği de farklılık gösteriyor.

Fazekas, “Dünyanın neresine giderseniz gidin, en üst düzey siyasetçilerin ve bürokratların yolsuzlukla mücadeleden söz ettiğini görürsünüz. Ancak yolsuzluk doğası gereği gizli bir olgu ve gizli bir davranış olduğu için, kimin sadece konuştuğunu, kimin gerçekten ciddi olduğunu ayırt etmek her zaman kolay değil. Buradaki asıl büyük zorluk, söylemden ziyade somut eylemleri görebilmek,” diyerek sözlerini tamamlıyor.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Avrupa Birliği'nde 40 yıl: İspanya ve Portekiz'in 1986'dan bu yana yolculuğu

Ukrayna'nın yolsuzlukla mücadele şefleri, AB'ye katılım müzakerelerinin kendilerini koruyacağını belirtti

İran savaşı enerji şoku ECB'yi alarma geçirdi: Lagarde, 2022'nin tekrarı olmadığını söyledi