Dijital çağda bile Portekiz, finansal güvenliğinin garantisi olarak altına güvenmeye devam ediyor. Carregado ve Londra arasında depolanan 382 bin 66 ton ile değerli metal ekonomik krizlere, jeopolitik şoklara ve parasal istikrarsızlığa karşı bir güvence oluşturuyor.
Ödemelerin dijitalleştiği, para transferlerinin tek tıkla yapıldığı bir dünyada, tonlarca değerli metalin zırhlı kasalarda saklanmasının ne anlamı var?
Yanıt aslında oldukça basit: her şey belirsizleştiğinde altın tek gerçek teminat. Kredi riskinden arınmış bir varlık, diğer ülkelerin para politikası kararlarından bağımsız ve finansal şoklara karşı dayanıklı.
Son aylarda altın tarihi yükselişler yaşadı ve fiyat rekorları kırdı. Geçen aralıkta, jeopolitik gerilimlerin etkisiyle (endişelerin merkezinde Venezuela vardı) ons fiyatı 4 bin 400 dolara (3 bin 756 euro) çıkarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Bu seviye ocak ayının ilk günlerinde de aşıldı. Çarşamba günü ons altın 4 bin 151 eurodan işlem gördü.
Bu gelişme, değerli metale dayanmaya devam eden Portekiz için olumlu bir haberdi. Ülkelerin altın rezervlerini kayda geçiren Dünya Altın Konseyi’nin (World Gold Council) son verilerine göre Portekiz’in 382,66 ton altını bulunuyor; Portekiz Merkez Bankası’nın (Banco de Portugal) altın rezervlerinin değeri ise 47 milyar euroya ulaşmış durumda.
Altının yaklaşık yarısı, Lizbon’un birkaç kilometre kuzeyinde, Carregado’da Portekiz Merkez Bankası’na ait yüksek güvenlikli bir tesiste saklanıyor. Diğer yarısı ise Londra’da tutuluyor.
Güvenli varlıklara yönelik talep, faiz indirimlerine ilişkin beklentiler ve merkez bankalarının sistematik alımları da altın fiyatlarını yukarı taşıdı; küresel altın rezervlerinin toplam değeri yaklaşık 4 trilyon euroya yükseldi.
Altın rezervleri her şeyden önce bir güvenilirlik sütunu. Yatırımcılar bir ülkenin riskini değerlendirirken —kredi verirken, para biriminin gücünü ölçerken ya da siyasi riskleri öngörürken— devletin elinde tuttuğu altın miktarını önemli bir gösterge olarak dikkate alıyor.
Dünyada 14’üncü, Batı Avrupa’da ise Almanya, İtalya, Fransa, İsviçre, Hollanda ve Polonya’nın ardından yedinci en büyük altın rezervine sahip olan Portekiz, bu alanda stratejik bir avantaja sahip.
Buna ek olarak altın, para ya da döviz krizlerinde bir koruma mekanizması işlevi görüyor. Euronun çökmesi ya da uluslararası likiditeye erişimin kesilmesi halinde, merkez bankaları altını sert para birimlerine çevirebilir veya teminat olarak kullanarak finansman sağlayabilir.
Tarih boyunca pek çok ülke, savaş ya da finansal çöküş dönemlerinde bu yola başvurdu. Portekiz de 1977, 1983 ve 2011’deki üç IMF müdahalesi sırasında bu seçeneği kullandı. İstenmeyen bir senaryo olsa da, altın rezervi tutmanın gerekçesi tam olarak bu ihtimalde yatıyor.
Altının bir de muhasebe işlevi var: değeri merkez bankasının bilançosunun bir parçasını oluşturuyor ve bankanın mali sağlamlığına katkı sağlıyor. Mali açıdan güçlü bir merkez bankası, denetlediği finansal sisteme duyulan güveni ve istikrarı artırıyor.
Dünya Altın Konseyi’ne göre, pek çok merkez bankası ABD dolarına olan bağımlılığını azaltmak için altın alımlarını artırıyor. Talep özellikle Çin’de güçlü seyrediyor; ülke son yıllarda yüzlerce ton altın satın aldı.
Geçtiğimiz yılın en büyük alıcısı ise Polonya oldu. Polonya, rezervlerine 82,67 ton ekleyerek aralık itibarıyla toplam 530,9 tona ulaştı.
Kazakistan (40,97 ton), Brezilya (31,48 ton) ve Türkiye (26,68 ton) de en fazla alım yapan ülkeler arasında yer aldı. Çin rezervlerine 24,88 ton daha eklerken, Çekya 18 tonluk artış kaydetti.
Öte yandan, yılın en büyük satıcısı 15,24 tonla Singapur olurken, onu 11,82 tonla Özbekistan izledi. Rusya 6,22 ton, Almanya ise 1,28 ton altın sattı.
Savaş dönemi volframından Banco de Portugal kasalarına
Portekiz, en yüksek altın rezervine 1974’te, 800 tonun üzerine çıkarak ulaştı. Ülkenin bu kadar büyük miktarda altın biriktirmesi bir gecede olmadı. Bunun temelinde, özellikle 1933–1974 arasındaki Estado Novo döneminde Brezilya’daki Portekiz sömürge geçmişi ve erken modern dönemdeki ticaret yer alıyor.
18. yüzyılda koloni ile metropol arasındaki başlıca ihraç ürünü haline gelen Brezilya altınına dair çokça tartışma olsa da, bu altının Estado Novo dönemine kadar ulaşmış olması pek olası görülmüyor.
Buna karşılık, Antonio de Oliveira Salazar’ın bütçe dengesine olan takıntısıyla biriktirdiği altının önemli bir bölümünün Nazi Almanyası kaynaklı olduğu biliniyor.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Portekiz tarafsızlığını ilan etti; ancak çatışmanın her iki tarafıyla da ticari ilişkilerini sürdürdü. Bu dönemde Portekiz’in başlıca stratejik ihraç ürünlerinden biri, top, mühimmat ve savaş makinelerinde kullanılan çeliği sertleştiren ve savaş sanayii için hayati önemde olan volfram (tungsten) idi.
Yüksek kalite ve miktardaki rezervleri sayesinde Portekiz, özellikle Nazi Almanyası için dünyanın önde gelen volfram tedarikçilerinden biri haline geldi. Almanya bu metale sanayi üretimi için büyük ölçüde bağımlıydı ve ödemelerin önemli bir kısmı, Portekiz ekonomisini korumak isteyen Salazar’ın şartı üzerine altınla yapıldı.
Maliye Bakanlığı Genel Sekreterliği’nin internet sitesinde yer alan rapora göre, Portekiz Merkez Bankası’nın altın rezervleri 1939’da 65 ton iken 1945’te 306 tona yükseldi. 1974’teki Portekiz Devrimi sırasında bu miktar 866 tona ulaştı.
Zamanla cumhuriyet, altının parasal rolünü yitirmesiyle birlikte rezervlerin bir bölümünü elden çıkardı. 1971’e kadar ülkelerin ellerindeki altın, para basımının referansıydı; ancak bu tarihten sonra değerli metal bu işlevini kaybetti. Para arzı, ülkelerin gayrisafi yurt içi hasılası gibi başka faktörlere bağlı hale geldi.