Yeni bir bilimsel değerlendirmeye göre insan beyni, günümüzdeki kadar yoğun ve sürekli uyaranla başa çıkacak şekilde evrimleşmedi.
Sabah alarm sesiyle uyanmak, daha kahvaltı etmeden sosyal medyada yabancı insanların başarılarını görmek, dünyanın öbür ucundaki felaket haberlerini takip etmek ve kendini başkalarıyla kıyaslamak... Yeni bir bilimsel değerlendirmeye göre insan beyni, bu kadar yoğun ve sürekli uyaranla başa çıkacak şekilde evrimleşmedi.
Araştırmacılar, modern yaşamın neden olduğu stres, yalnızlık, statü kaygısı ve "geri kalma korkusu" gibi sorunların önemli bir bölümünün "evrimsel uyumsuzluk" ile açıklanabileceğini öne sürüyor.
Eski beyin, yeni dünya
Singapur'daki psikolog ve sosyologlar tarafından hazırlanan çalışma yeni bir deney içermiyor. Bunun yerine kent yaşamı, sosyal medya, gelir eşitsizliği, sağlık ve iklim krizi, savaşlar, ekonomik belirsizlik ile teknolojik dönüşüm gibi iç içe geçen küresel sorunlara ilişkin mevcut bilimsel araştırmalar birlikte değerlendiriliyor.
Araştırmacılara göre insan zihni, küçük ve birbirini tanıyan topluluklarda yaşamaya uyum sağlayacak şekilde evrimleşti. Oysa bugün insanlar milyonlarca yabancının yaşadığı şehirlerde yaşıyor, sürekli başkalarıyla karşılaştırılıyor, yerel sosyal bağları zayıflıyor ve akıllı telefonları aracılığıyla dünyanın her yerindeki tehditlerden anında haberdar oluyor.
Sosyal hayat da evrimsel uyumsuzluk yaşayabiliyor
"Evrimsel uyumsuzluk" kavramı daha önce de, insanların şeker ve yağlı yiyeceklere duyduğu isteğin günümüzün bol kalorili beslenme ortamında obeziteye yol açmasını açıklamak için kullanılmıştı.
Yeni değerlendirme aynı mantığın sosyal yaşam için de geçerli olabileceğini savunuyor.
Araştırmacılar, atalarımızın küçük gruplar halinde yaşarken bugün insanların büyük şehirler, sosyal medya ağları, flört uygulamaları, şirket hiyerarşileri ve rekabetçi iş piyasaları içinde var olmaya çalıştığını belirtiyor.
Makalede önerilen "sosyal evrimsel uyumsuzluk ve rekabet hipotezi", modern yaşamın yalnızca stres yaratmadığını, aynı zamanda hayatı sürekli bir rekabet gibi hissettirdiğini ileri sürüyor.
Araştırmacılardan Dr. Jose C. Yong, ZME Science'a yaptığı açıklamada, "Rekabet yeni değil ancak modern yaşam bunu hiç bitmeyen bir yarış gibi hissettirebiliyor. Evrimsel bakış açısı, insanların neden yabancı kişilerle veya ekranlarda gördükleri içeriklerle bile kendilerini kıyaslayıp geride kalma korkusu yaşadığını açıklamaya yardımcı olabilir," değerlendirmesinde bulundu.
Sosyal medya kıyaslamayı sürekli hale getiriyor
Araştırmaya göre sosyal medya, evrimsel uyumsuzluğun en görünür örneklerinden biri.
Geçmişte insanlar yalnızca aile üyeleri, komşuları veya küçük sosyal çevreleriyle kendilerini karşılaştırırken bugün kıyaslama alanına fenomenler, ünlüler, eski okul arkadaşları ve özenle düzenlenmiş hayatlarını paylaşan milyonlarca yabancı da dahil oluyor.
Araştırmacılar, kaygının yalnızca ekran başında geçirilen süreyle açıklanamayacağını vurguluyor.
Buna göre özellikle beğeni sayıları, takipçi istatistikleri, zenginlik gösterileri, güzellik standartları ve sosyal onay mekanizmaları ruh sağlığı üzerinde daha belirleyici olabilir.
Şehirlerin tasarımı da ruh sağlığını etkiliyor
Araştırmacılar, yalnızca sosyal medyanın değil, şehir yaşamının da insan psikolojisini etkilediğini belirtiyor.
Kalabalık caddeler, yoğun ulaşım merkezleri, parklar ve mahalle düzeni insanların stres düzeyini farklı şekillerde etkileyebiliyor. Daha önce yapılan çok sayıda araştırma da yeşil alanlara erişimin daha iyi ruh sağlığıyla ilişkili olduğunu göstermişti.
Araştırmanın yazarlarından Dr. Sarah Chan, aynı dergiye verdiği röportajda, "Stres, yalnızlık ve kaygı genellikle bireysel ya da yaşam tarzına bağlı sorunlar olarak görülüyor. Oysa bunlar, insanların yaşadığı çevre ile zihnimizin evrimleştiği koşullar arasındaki uyumsuzluğun sonucu da olabilir. Bu nedenle yalnızca bireysel dayanıklılığı değil, şehirlerin ve toplulukların nasıl tasarlandığını da düşünmeliyiz," dedi.
Çözüm geçmişe dönmek değil
Araştırmacılar, tarih öncesi yaşamı idealize etmediklerinin de altını çiziyor.
Modern tıp, sanitasyon, ısınma, ulaşım ve dijital iletişimin insan yaşamını önemli ölçüde iyileştirdiğini vurgulayan ekip, evrimsel açıklamaların da tek başına yeterli olmadığını ve ileri çalışmalarla doğrulanması gerektiğini belirtiyor.
Ancak araştırmacılara göre kronik karşılaştırma, yalnızlık ve sürekli tetikte olma hissi yalnızca bireylere verilen tavsiyelerle çözülemez.
Çalışmada şehir planlamacılarına daha fazla yeşil alan oluşturulması, mahallelerin daha güvenli ve sosyal etkileşimi destekleyecek şekilde tasarlanması öneriliyor. İş yerlerinde gereksiz statü rekabetinin azaltılması, sosyal medya platformlarında ise popülerlik göstergelerinin daha az görünür hale getirilmesi ve gerçek sosyal bağları güçlendirecek uygulamaların teşvik edilmesi tavsiye ediliyor.
Araştırmacılardan Dr. Yong çözümü şu sözlerle özetliyor:
"İnsan doğasına karşı değil, onunla uyumlu çözümler tasarlamamız gerekiyor."