Sanatçı, söz yazarı, besteci ve yapımcılardan oluşan üyeler, uygun çalışmalarını 69'uncu Grammy Ödülleri değerlendirmesine sunabilecek ve Grammy adaylarının belirlenmesinde rol oynayan oylama sürecine katılabilecek.
Türkiye müzik sektörü, uluslararası temsili açısından önemli bir dönüm noktasından geçiyor. All Stars Music Türkiye ile Recording Academy iş birliği kapsamında, Türkiye’de yaşayan ilk Türk müzik yaratıcıları Academy’nin 2026 Üyelik Sınıfı’na kabul edildi. Sanatçı, söz yazarı, besteci, yapımcı ve farklı yaratıcı disiplinlerden 13 müzik profesyonelinin yer aldığı bu ilk grup, yalnızca küresel müzik topluluğunun bir parçası olmakla kalmayacak, aynı zamanda uygunluk kriterlerini karşılayan çalışmalarını 69. Grammy Ödülleri değerlendirmesine sunabilecek ve adayların belirlenmesinde rol oynayan oylama sürecine katılabilecek.
Türkiye’nin müzik mirası ve yaratıcı çeşitliliğinin küresel ölçekte daha güçlü temsil edilmesini hedefleyen bu iş birliğinin ardındaki süreci, Türkiye’nin Recording Academy üyeliği açısından neden şimdi önemli bir adım attığını ve önümüzdeki dönemde Türk müzik sektörü için ne gibi fırsatlar yaratabileceğini All Stars Music Türkiye Başkanı Mine Aksoy ile konuştuk.
Yeni temsil dönemi
All Stars Music Türkiye ile Recording Academy arasındaki iş birliği, tek bir günde alınan bir kararın ya da anlık bir gelişmenin sonucu değil. Aksoy’un aktardığına göre süreç, Recording Academy’nin son yıllarda Afrika ve Orta Doğu’dan başlayarak Avrupa ve Asya’ya yayılan küresel açılım stratejisiyle, All Stars Music’in uzun süredir yürüttüğü kurumsal temasların kesişmesiyle ortaya çıktı.
Aksoy, Türkiye’nin müzik potansiyelinin uzun zamandır mevcut olduğunu ancak bu potansiyelin doğru zamanda, doğru belgelendirme ve kurumsal stratejiyle uluslararası platformlara taşınması gerektiğini belirtiyor. Recording Academy’nin Türkiye’yi MENA ve Avrupa arasında stratejik bir müzik köprüsü olarak değerlendirdiğini ifade eden Aksoy, Class of 2026 süreciyle birlikte Türkiye’de yaşayan Türk müzik yaratıcıları için tarihi bir adım atıldığını söylüyor.
Sürecin arka planında yoğun bir hazırlık ve iletişim trafiği bulunduğunu aktaran Aksoy, All Stars Music Türkiye olarak Recording Academy yönetimi, üyelik departmanı ve uluslararası genişleme ekipleriyle doğrudan temas kurduklarını belirtiyor. Bu çalışmanın yalnızca birkaç ismi Akademi’ye üye yapma hedefiyle yürütülmediğini vurgulayan Aksoy, Türkiye müzik ekosisteminin veri tabanını, üretim gücünü, dijital dinlenme dinamiklerini ve küresel karşılığını uluslararası standartlarda bir dosyaya dönüştürerek Akademi’ye sunduklarını ifade ediyor.
Aksoy’a göre bu gelişmenin Türkiye müzik endüstrisi açısından en önemli tarafı, ülkenin artık yalnızca küresel içeriklerin tüketicisi veya dinleyicisi olarak değil, dünya müziğinin geleceğine yön veren ve oy kullanan karar mekanizmalarının da bir parçası olması. Geçmişte Türkiye’den sanatçıların bireysel başarılarıyla uluslararası alanda öne çıktığını hatırlatan Aksoy, ilk kez Türkiye adresli kurumsal bir temsil kanalının açıldığını ve yerli müzik yaratıcılarının kendi coğrafyalarından Grammy ekosistemine dahil olabildiğini söylüyor.
Türkiye’nin bugüne kadar Recording Academy sistemi içinde yeterince temsil edilmemesinin nedeninin yetenek ya da üretim kalitesi eksikliği olmadığını belirten Aksoy, asıl sorunun sistematik temsil ve doğru navigasyon eksikliği olduğunu düşünüyor. Recording Academy üyelik sisteminin krediler, uluslararası platformlardaki teknik detaylar ve meslektaş önerileri gibi oldukça spesifik belgelendirme kriterlerine dayandığını anlatan Aksoy, Türkiye’deki müzik profesyonellerinin bu kriterleri karşılamasına rağmen süreci yönlendirecek kurumsal bir köprü bulunmadığı için sistemin dışında kaldıklarını ifade ediyor. All Stars Music’in de bu noktada bürokratik ve stratejik dil farkını kapatmayı amaçladığını söylüyor.
İlk üyeler arasında poptan elektronik müziğe, alternatif müzikten film müziğine kadar farklı alanlardan isimlerin bulunmasının ise bilinçli bir tercih olduğunu belirten Aksoy, Türkiye müziğinin tek bir türden ibaret olmadığını vurguluyor. Film müziğinden elektroniğe, poptan geleneksel müziklere kadar geniş bir üretim alanı bulunduğuna dikkat çeken Aksoy, sahne önündeki sanatçıların yanı sıra prodüktör ve bestecilerin de sürece dahil edilmesinin Türkiye müzik endüstrisinin farklı disiplinleriyle uluslararası alanda temsil edilmesi açısından önemli olduğunu ifade ediyor.
Aksoy, açıklanan isimlerin sürecin yalnızca ilk adımı olduğunu da vurguluyor. Recording Academy’nin her yıl belirli üyelik dönemleriyle çalıştığını belirten Aksoy, listenin tek seferlik veya kapalı bir yapı olmadığını, Türkiye’den daha fazla müzik profesyonelinin Akademi’ye dahil olabilmesi için sürdürülebilir bir kanal oluşturulduğunu söylüyor.
Voting Member statüsünün sanatçıların uluslararası kariyerleri açısından da önemli fırsatlar sunduğunu belirten Aksoy, üyeliğin sanatçıları dünyanın en saygın müzik ağlarından birinin parçası haline getirdiğini ifade ediyor. Bu statünün uluslararası prodüktörler, yayıncılar ve plak şirketleriyle aynı platformda buluşmanın yanı sıra panel ve etkinliklere katılım gibi fırsatlar sunduğunu belirten Aksoy, üyeliği uluslararası iş birlikleri ve global projelerin önünü açabilecek prestijli bir pasaport olarak değerlendiriyor.
Ancak Aksoy, Recording Academy üyeliği ile Grammy adaylığı arasındaki farkın özellikle altının çizilmesi gerektiğini düşünüyor. Voting Member olmanın bir Grammy ödülü ya da otomatik adaylık anlamına gelmediğini belirten Aksoy, bu üyeliğin Grammy Ödülleri’nde hangi eserlerin aday gösterileceği ve kazananların belirlenmesi sürecinde oy kullanma hakkı sağladığını söylüyor. Böylece Türkiye’den seçilen isimlerin yalnızca aday adayı olmadığını, adayların belirlenmesinde söz sahibi olan Akademi’nin bir parçası haline geldiğini ifade ediyor.
Türkiye’den seçilen üyelerin kendi eserlerini veya uluslararası alanda değerlendirilmesini uygun gördükleri diğer eserleri Recording Academy’nin üye portalı üzerinden Grammy değerlendirmesine sunabileceklerini anlatan Aksoy, eserlerin öncelikle teknik incelemeden geçtiğini, ardından uygun kategorilerde üyelerin oylamasına açıldığını belirtiyor.
Aksoy’a göre bir eserin sisteme sunulması ise adaylık için tek başına yeterli değil. Eserlerin resmi Grammy adaylığına ulaşabilmesi için Akademi üyelerinin katıldığı ilk tur oylamada kategorilerine göre en yüksek oyları alan eserler arasında yer alması gerekiyor. Bu nedenle Türkiye’den ne kadar fazla oy veren üye sürece dahil olursa, Türkiye’den çıkan projelerin Grammy adaylıklarına ulaşma ihtimalinin de o ölçüde artacağını düşünüyor.