Yeraltının derinlerindeki ısıyı kullanan jeotermal sistemler, diğer yenilenebilir enerji kaynaklarına göre çok daha az arazi altyapısı gerektirir.
Yeraltının derinliklerinden petrol ve gaz çıkarmak için tasarlanan yeni teknolojiler, gelişmiş jeotermal sistemler (EGS) sayesinde fosil yakıtsız bir geleceğin kapılarını aralamaya yardımcı olabilir.
Stanford Üniversitesi’nin Cell Reports Sustainability dergisinde yayımlanan yeni bir çalışması, EGS’nin temiz enerjiye geçiş için gereken rüzgar, güneş ve batarya altyapısı miktarını “kayda değer biçimde” azaltabileceğini ve buna rağmen elektrik fiyatlarını rekabetçi düzeyde tutabileceğini ortaya koydu.
Çalışmanın başyazarı Mark Jacobson, “ESG, rüzgar, güneş, hidroelektrik ve bataryalarla birlikte çalışarak dünyayı her türlü amaç için beslemeye yardımcı olan umut verici, temiz ve yenilenebilir bir teknoloji” diyor. “Bu yaklaşım, enerji güvenliği sağlarken enerji kaynaklı hava kirliliğini ve küresel ısınmayı düşük maliyetlerle ortadan kaldırıyor.”
Gelişmiş jeotermal sistemler nasıl çalışıyor?
İzlanda gibi volkanik bölgeler ya da tektonik levha sınırlarıyla sınırlı klasik jeotermal santrallerin aksine, EGS’de sekiz kilometreye varan derinliklere sondaj yapılıyor, çatlak kayaçlara sıvı enjekte ediliyor ve ardından ısınan sıvı yukarı pompalanarak elektrik üretiliyor.
Araştırmacılar EGS’nin bulunduğu ve bulunmadığı senaryoları karşılaştırdı ve EGS’nin yenilenebilir enerji karmasına eklenmesinin “önemli altyapı tasarrufları” sağladığını tespit etti.
EGS elektrik arzının yalnızca yüzde 10’unu sağladığında, karasal rüzgar kurulu güç ihtiyacı yüzde 15 azalırken, güneş kurulu gücü yüzde 12 düştü ve batarya depolama gereksinimleri yüzde 28 geriledi.
Toplam arazi ihtiyacı da ülkelerin birleşik yüzölçümünün yüzde 0,57’sinden yüzde 0,48’ine geriledi. Araştırmacılara göre bu, Tayvan ve Güney Kore gibi küçük ya da yoğun nüfuslu ülkeler için cazip olabilir.
Çalışma ayrıca, EGS dahil edilsin ya da edilmesin, temiz ve yenilenebilir enerjinin maliyetleri dramatik biçimde düşürdüğünü de ortaya koydu. Her iki senaryoda da yıllık enerji maliyetleri, “alışılagelmiş fosil yakıt kullanımı”na kıyasla yaklaşık yüzde 60 azaltıldı.
“Hava kirliliğine bağlı hastalıklar ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi sağlık ve iklim maliyetleri hesaba katıldığında, toplam toplumsal maliyetler yaklaşık yüzde 90 oranında düşüyor” deniliyor.
EGS sürekli elektrik sağladığı için, uzmanlar bunun, yapay zekâ (YZ) nedeniyle dünya genelinde hızla yaygınlaşan, şebekeden bağımsız veri merkezlerine elektrik sağlamak açısından da kullanılabileceğini belirtiyor.
EGS ucuzlayacak mı?
Maliyetler uzun süredir EGS’nin yaygınlaşmasının önünde engel oluşturuyordu ancak uzmanlar, bu maliyetlerin 2035’e kadar önemli ölçüde düşebileceğini öngörüyor.
Jacobson bunu sondaj hızlarındaki artışa bağlıyor ve şunları söylüyor: “Bu hızlar, EGS projelerinin nükleerden farklı olarak hızla tamamlanmasına imkân veriyor; oysa nükleer için dünyada projelendirmeden işletmeye geçiş süreleri 12 ila 23 yıl arasında değişiyor.
“Ayrıca nükleerden farklı olarak EGS’nin silahlanma riski, erime tehlikesi, radyoaktif atık depolama sızıntıları ya da yeraltı uranyum madenciliği gibi sorunları da yok.”