Araştırmacılar, çalışmanın bulgularının tek bir küresel obezite 'salgını' anlatısını sorguladığını ve ülkeler, yaş grupları ile cinsiyetler arasında belirgin farklılıklar bulunduğunu ortaya koyduğunu belirtiyor.
Yeni ve önemli bir küresel araştırmaya göre, obezite oranları son 40 yılda birçok düşük ve orta gelirli ülkede keskin bir şekilde artmaya devam ederken, Batı Avrupa ve diğer yüksek gelirli ülkelerin çoğunda seviyeler sabitlendi.
Nature dergisinde yayınlanan araştırmada, 1980-2024 yılları arasında 200 ülke ve bölgede 232 milyon kişiden elde edilen veriler analiz edildi.
Araştırmacılar, çalışmanın obeziteyi tek bir "küresel salgın" olarak tanımlama fikrine meydan okuduğunu, bunun da "gidişatın ülkeler, yaş grupları ve cinsiyet arasında önemli ölçüde farklılık gösterdiği gerçeğini" göz ardı edebileceğini söylüyor.
Çalışma, dünya çapında yaklaşık 2 bin bilim insanından oluşan bir ağ olan NCD Risk Faktörü İşbirliği tarafından, beş yaş ve üzeri kişilerde boy ve kiloyu ölçen 4 binden fazla nüfus temelli çalışmadan elde edilen veriler kullanılarak gerçekleştirildi.
Obezitenin tanımı nedir?
Bu çalışmada - ve çoğu küresel gözetimde - kullanılan obezite tanımı, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ-WHO) BMI temelli çerçevesi olmaya devam ediyor.
Yetişkinler için vücüt kitle endeksinin (VKİ) 30 veya üzerinde olması obezite olarak sınıflandırılıyor. VKİ'nin 25 ila 29,9 arasında olması aşırı kilolu olarak kabul ediliyor.
5-19 yaş arası çocuklar ve gençler için tanım biraz daha farklı. Obezite, yaş ve cinsiyet için DSÖ büyüme standardının iki standart sapmadan fazla üzerinde bir VKİ'ye sahip olmak olarak ölçülüyor.
Çalışmanın bulguları
Araştırmacılara göre, Batı Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralasya’daki birçok yüksek gelirli ülkede çocukluk çağı obezitesindeki artış 1990’larda yavaşlamaya başladı, 2000’lerin ortalarına gelindiğinde ise büyük ölçüde duraksadı. Hatta bazı ülkelerde oranların kademeli olarak düşmeye başladığı da gözlemlendi.
Danimarka, bu yavaşlamayı en erken yaşayan ülkeler arasında yer alıyor. Iranlar 1990 civarında istikrar kazanmaya başladı. 2010’lara gelindiğinde ise Fransa, İtalya ve Portekiz gibi ülkelerde çocukluk çağı obezitesinde küçük ancak anlamlı bir gerileme eğilimi görüldü. Bu da ulusal ölçekte ilk kez bu tür bir düşüşün kayda geçmesi anlamına geliyor.
Yetişkinler için de benzer bir eğilim çocuklara kıyasla yaklaşık 10 yıl sonra görüldü.
Daha genel olarak Batı Avrupa'da, 2024 yılında yetişkin obezite yaygınlığı genellikle yüzde 25'in altında kalıyor ve Fransa'da yüzde 11'e kadar düşüyor- İngilizce konuşulan yüksek gelirli ülkelerle önemli bir tezat oluşturuyor.
İngiltere, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yetişkin obezite oranları yüzde 25 ila yüzde 43 arasında değişiyor.
Gelişmekte olan ülkelerdeki endişe verici tablo
Birçok zengin ülke bir platoya ulaşmış gibi görünse de, gelişmekte olan dünyanın büyük bölümünde durum çok farklı.
Sahra-altı Afrika, Güney ve Güneydoğu Asya, Latin Amerika ve Pasifik Ada ülkelerindeki düşük ve orta gelirli ülkelerin çoğunda obezite tırmanmaya devam ediyor ve birçok yerde artış hızı aslında hızlanıyor.
2024 yılında, obezite yaygınlığı kızlarda 36 ülkede, erkeklerde ise 35 ülkede yılda yüzde yarım puandan fazla bir hızla artıyor. En yüksek hızlar kızlarda Tonga ve Samoa'da, erkeklerde ise Peru'da kaydedildi.
Pasifik Adası ülkeleri en uç durumlardan bazılarını sergiliyor. Tonga ve Cook Adaları'nda yetişkin nüfusun yüzde 65'inden fazlası obez.
Endişe verici bir şekilde, Etiyopya, Ruanda ve Bangladeş gibi daha önce obezitenin çok nadir görüldüğü ülkelerde bile oranlar artık yükseliyor.
Farklı ülkelerdeki eğilimlerin arkasında ne var?
Çalışma, küresel farklılıklar için tek bir açıklama olmadığını söylüyor.
Bunun yerine obezite eğilimleri, ultra işlenmiş gıdalara erişim, fiziksel aktivitedeki değişiklikler, gelir düzeyleri ve sağlık sistemlerinin nasıl tepki verdiği gibi faktörlerin bir kombinasyonu ile şekilleniyor.
Kamu politikalarının da bu süreçte rol oynadığı görülüyor. Yazarlar, nüfus düzeyinde obezite oranları üzerinde ölçülebilir — ancak sınırlı — etkiler yaratan az sayıdaki müdahaleden biri olarak şeker vergileri gibi uygulamalara dikkat çekiyor.
Bununla birlikte araştırmacılar, obeziteyle mücadele politikalarının ülkelere özgü koşullara göre uyarlanması gerektiğini vurguluyor. Çalışmada şu ifadeye yer veriliyor: “İhtiyaç duyulan şey, her ülke için uygun olan özellikle düşük gelirli ve düşük eğitim düzeyine sahip bireyleri sağlıklı beslenmeye, aktif bir yaşam tarzı benimsemeye ve yaşam boyu sağlık, işlevsel kapasite ve yaşam kalitesini korumaya yönelik sağlık müdahalelerine erişimi destekleyen nüanslı beslenme ve sağlık politikaları ve programlarıdır.”
Çalışma ayrıca, kilo kaybına yönelik ilaçların gelecekte obezite yönetiminde önemli bir araç haline gelebileceğini kabul ediyor; ancak kamu ve özel sağlık hizmetleri arasındaki maliyet farklılıklarının şu anda yaygın kullanımın önünde bir engel oluşturduğunu ve bu durumun eşitsizlikleri artırabileceği uyarısında bulunuyor.
Genel olarak araştırma, daha güçlü ve hedefe yönelik politikalar uygulanmadığı takdirde birçok düşük ve orta gelirli ülkenin uzun vadede yüksek obezite seviyelerine “kilitlenme” riski taşıdığını ve bunun da sağlık sistemleri üzerinde kalıcı bir baskı yaratabileceğini vurguluyor.