Euronews Kültür, bu yılki Avrupa Film Ödülleri’nde yönetmen Oliver Laxe ile bir araya gelerek, Oscar’a yeni aday gösterilen filmi 'Sirat'ın yanı sıra dijital platformların tuzaklarını ve sinema salonlarının nasıl birer 'dönüşüm mekanına' dönüştüğünü konuştu.
Geçen yıl vizyona girdiğinde hiçbir şey bizi Oliver Laxe’nin 'Sirat'ına hazırlayamadı.
Fransa doğumlu İspanyol yönetmen, mistik 'Mimosas' (2016) ve çarpıcı 'O que arde' ('Fire Will Come' - 2019) ile sinemadaki en cesur Avrupalı seslerden biri olduğunu izleyicilere zaten göstermişti. Ama 'Sirat' başka bir şey. Sinemaya eğlenmek, kışkırtılmak, mest olmak ve hatta sarsılmak için gidersiniz ancak tüm bunları aynı anda hissettiren bir filmle nadiren karşılaşırsınız.
Fas’ta bir çöl partisinde kaybolan bir kişiyi aramakla başlayan film, Henri-Georges Clouzot’nun 'Le salaire de la peur' ('Korkunun Bedeli') filmiyle karşılaştırmalara neden olan kıyametvari ve yıkıcı bir yol filmine dönüşüyor. Şok edici sürprizlerle dolu bu film, yaşamın kırılganlığının ve bir tür olarak çökmekte olan bir dünyada, daha geniş ve acımasız bir oyunda yalnızca küçük oyuncaklar olduğumuz gerçeğiyle yüzleşirken, kurtuluşu arama çabamızın derin ve arafta kalmış bir portresini sunuyor.
2025’in favorilerinden biri olan film, prömiyerini Cannes’da yaptı ve burada Jüri Ödülü’nü kazandı. Altın Küre’de birkaç adaylık, Goya Ödülleri’nde 11 adaylık ve şimdi de hem En İyi Uluslararası Film hem de En İyi Ses dallarında Oscar adaylığıyla dünya sahnesinde istikrarlı bir şekilde iz bırakıyor.
Euronews Kültür, 'Sirat'ın En İyi Görüntü Yönetimi (Mauro Herce), En İyi Kurgu (Cristobal Fernandez), En İyi Yapım Tasarımı (Laia Ateca) ve En İyi Ses Tasarımı (Laia Casanovas) dahil olmak üzere altı ödül kazandığı bu yılki Avrupa Film Ödülleri’nde Oliver Laxe ile bir araya geldi.
Kendisiyle bu etkileyici başyapıtı, beyaz perdede film izlemenin anlamını ve bizi insanlıktan çıkarmaya kararlı bir dünyada umudu nasıl canlı tutabileceğimizi konuştuk.
Euronews Kültür, Oliver Laxe’e “Cannes’daki prömiyer ve ödülün yanı sıra, Altın Küre ve Avrupa Film Ödülleri’ndeki adaylıklarla birlikte 'Sirat’a verilen tepkilere tanık olmak nasıldı?” diye sorduğunda yönetmen şu yanıtı verdi: “Her şey harikaydı. Cannes’da bir şeyler hissettik. Filmin sadece bir film olmadığını, aynı zamanda bir tören olduğunu fark ettik. Ve şimdi, tüm bu aylardan sonra, bunun bir tür şok terapisi olduğunu biliyoruz. Bam! Görüntülerin izleyicilerde kalıcı bir iz bıraktığını görmek mümkün. Pek çok insan bana ve ekibe gelip ‘Vay canına, filmi halen hissediyorum. Film hâlâ tenimde,’ diyor. İşte sinemanın gücü tam olarak bu. Biz mutluyuz, çünkü görüntülere ve görüntü ile insan metabolizması arasındaki o karmaşık ilişkiye gerçekten inanıyoruz.”
'Sirat'ın Avrupa dışında da büyük ilgi gördüğü ve ABD’de dikkat çekmeye başladığı hatırlatıldığında ise Laxe, “Gerçekten özel bir dönemde yaşıyoruz,” diyor. “Akademi’nin artık daha açık ve genç bir yapıya sahip olduğu kesin. Ayrıca, insanlar da hep aynı filmleri görmekten sıkıldı. İzleyici gerçeği hisseder, bir şeyin cesaretle yapıldığını anlar. Bu, kopyalanması mümkün olmayan bir şeydir. Cesaret!”
'Sirat,' yarattığı güçlü etki nedeniyle spoiler vermeden tavsiye edilmesi zor bir film. Laxe’in de dediği gibi, mesele cesarette yatıyor. Yönetmen filmi nasıl tanımladığını şöyle açıklıyor: “Ben buna ‘vahşi aşkınlık’ diyorum — aşkınlık kısmına özellikle vurgu yaparak. Çünkü benim için görüntüler bilinçaltına hitap ediyor. Onları kendimden korumaya çalışıyorum. Sinemanın sorunu da tam burada: görüntüler çok fazla ağırlık taşıyor, bazı şeyleri söylemek için araçsallaştırılıyor. Ama çok fazla şey söylemeye kalktığınızda, aslında hiçbir şey söyleyemezsiniz. Görüntüler artık susamış ve yorgun geliyor. Filmlerdeki görüntüler ölü. Çok sayıda film var, iyi yapımlar, ödül alanlar... Ama üzülerek söylüyorum, hiçbirinin gerçek anlamda ‘görüntüsü’ yok. Bir şeyler söylüyorlar ama hiçbir şey çağrıştırmıyorlar. Bir imgenin sahip olması gereken o güçten, vahşilikten, doğallıktan yoksunlar. Sembolizm, evrensel arketip — tüm bunlar giderek kayboluyor. ‘Sirat’ın anahtarı, görüntüleri kendimden korumamda yatıyor.”
Laxe’e göre, 'Sirat'ta ses, en az görüntü kadar merkezi bir role sahip. Hem ses tasarımı hem de Altın Küre’ye aday gösterilen Kangding Ray’in müzikleri filmi derinlemesine şekillendiriyor. Ancak yönetmen, törenin bu katkıyı yayında göstermemesini umursamıyor:
“Bilmiyorum,” diyen Laxe sözlerini şöyle sürdürdü: “Bence sinema insanlara fazla ödül veriyor. Siz gazetecilikte bu kadar ödül alıyor musunuz?” diye sorup gülüyor. Ardından ekliyor: “Ödüller bir yere kadar… Bırakalım da işimizi yapalım. Ama sesin sinemanın ontolojisinin bir parçası olduğuna inanıyorum. Bir görüntü hayal ettiğimde, onun bir sesi vardır — bunlar birbirinden ayrı şeyler değil. ‘Sirat’ın sırrı da burada: Görüntünün nerede bittiğini ve sesin nerede başladığını asla bilemezsiniz. ‘Sirat’ bir heykel, bir canavar, canlı bir varlık.”
Filmi büyük ekranda izleyenler için bu birleşim neredeyse bedensel bir deneyime dönüşüyor. Seyirci, hem ses hem görüntüyle çevreleniyor, aynı zamanda salondaki diğer insanların nefesini, tepkilerini, duygularını hissedebiliyor. Laxe, bu kolektif hissin giderek tehdit altında olduğunu düşünüyor.
Netflix’in eş başkanı Ted Sarandos’un “geleneksel sinema salonu modelinin modasının geçtiği” yönündeki açıklamasına değinerek, Laxe bu görüşe sert bir şekilde karşı çıkıyor: “Sinemanın kronolojisine saygı duymayan bir platformla asla çalışmam. Filmler sinemalarda gösterilmeli. Sinema salonu, katarsisin gerçekleştiği yerdir — dönüşümün mekânıdır. Sinemada yaşanan şey, evde asla olmaz. Sinemanın ruhu budur. Orada, diğer insanlarla birlikte olduğunuzda kutsal bir enerji alışverişi yaşanır. Bir gün bir film izlemekle ertesi gün başka bir film izlemek aynı şey değildir. Bu bir gizemdir. Bir tören, bir ritüeldir. ‘Sirat’taki dans pistindeki insanlar gibi — bedeniniz farklı bir şekilde tepki verir. O yüzden Netflix’teki o adama şunu söyleyebilirsiniz: tamamen yanılıyor. Zavallı.”
Oliver Laxe, filmini yorumlamayı tercih etmese de, insanoğluna ve geleceğe inandığını söylüyor. Ona göre içinde bulunduğumuz dönem bir çağ değişiminin eşiği. Bazen iki çağ kesiştiğinde, iki görüntünün birbirine karışıp silikleştiği bir belirsizlik yaşanıyor; geçmiş ise kimi zaman bugüne daha baskın bir şekilde sızıyor. Ancak bu da sonunda yok olacak. Laxe, iyimser olduğunu ve hayatın sunduğu sınavları sevdiğini belirtiyor. Ona göre insanlık bu sınavlardan geçerek, sonunda tek bir doğru cevaba ulaşacak: daha insan olmak. “Teşekkürler Netflix! Teşekkürler yapay zeka! Tüm bu insanlıktan çıkarma için teşekkürler,” diyor ironik bir tonda. “Çünkü bütün bu süreçler, bizi aslında daha insan yapacak.”
İnsansızlaşma temasına değinirken, Avrupa Film Akademisi Başkanı Juliette Binoche’un sinema aracılığıyla toplumu yeniden insanlaştırma vizyonuyla da benzer bir çizgide duruyor. Laxe’e göre sinema ve sanat, kolektif imgelemimizi onarma gücüne sahip. Kendisinin de belirttiği gibi, sanatçılar zaten bir biçimde bunu yapıyorlar. Yakın zamanda bir araya geldiği meslektaşları Mascha Schilinski (Sound of Falling) ve Joachim Trier (Manevi Değer) ile konuşmalarında, filmlerinin toplumun birer yansıması olduğunu; toplumsal yaralara bakmayı ve kuşaklar arası acıyı iyileştirmeyi amaçladıklarını anlatıyor. “Bu acı zincirini kırmalıyız,” diyor Laxe. “Acı çekiyoruz ve bu yüzden acı yaratıyoruz. Sinemanın bu döngüyü durdurup vicdanımızı yükseltebileceğine inanıyorum. Umarım.”
Sözlerini teşekkürle bitiriyor: “Sirat' konusunda cesur davrandık. Ama bir sonrakine kadar bekleyin… Cesaretimizi ikiye katlıyoruz ve korkmuyoruz. Göreceksiniz.”
'Sirat,' geçen yıl birçok Avrupa ülkesinde gösterime girdi ve Euronews Kültür'ün “2025’in En İyi Filmleri” listesinde yer aldı. Şubat ayında ABD sinemalarında vizyona girecek film, bu yılki Oscar Ödülleri’nde İspanya’yı En İyi Uluslararası Film kategorisinde temsil edecek.