30 yaşına giren ‘Çığlık’, korku sinemasını yeniden tanımlayan bir kült haline geldi. Euronews Kültür, Ghostface’in maskesi altında gizlenen bu seriyi en kötüsünden en iyisine sıralıyor.
“Korku filmlerini sever misin?”
1996 yapımı “Çığlık”, başlangıçta 'slasher' alt türüne kanlı bir gönderme olarak tasarlanmıştı. Ancak film tür kalıplarını altüst eden bir anlatımı, ciddi bir korku şölenini ve zeki bir öz-eleştiriyi harmanlayarak modern korku sinemasını yeniden canlandırdı.
Yönetmen Wes Craven ile senarist Kevin Williamson’ın türün farkında karakterler — yani hayatta kalmaya çalıştıkları hikâyenin farkında olan kahramanlar — ve bıçak delisi Ghostface’i sinemaya kazandırmalarıyla her şey değişti desek abartı olmaz.
Bu yıl 30 yaşına giren orijinal film, hem korku unsurları hem de metinlerarasılıkla dolu yapısı sayesinde yıllar içinde kendini yenilemeyi başaran uzun soluklu bir seriye dönüştü.
Zorlu bir yapım süreci, oyuncu ve yönetmen ayrılıkları ve hayran tepkilerinin ardından, etkileyici serinin yedinci filmi bugün vizyona giriyor. Bu film, hem ilk senarist Williamson’ın (bu kez kamera arkasında) hem de sözleşme anlaşmazlıkları nedeniyle bir önceki filmde yer almayan Neve Campbell’ın dönüşünü müjdeliyor.
“Çığlık 7”nin serinin külliyatında nerede duracağını öğrenmek için fazla beklemeyeceğiz. Ama ondan önce, Euronews Kültür tüm “Çığlık” filmlerini en kötüsünden en iyisine sıraladı.
Spoiler’lar minimumda tutuldu, ancak bazı filmlerde Ghostface’in kimliği ortaya çıkıyor.
6) Çığlık 3 (2000)
Her serinin bir “çuvallayan” filmi olur; “Çığlık” için bu 2000 yılında, orijinal üçlemenin son halkası olarak geldi.
“Çığlık 3”te her şey ortalamanın altında kalıyor: etkisiz açılış sahnesi, dikkat dağıtan ünlü konuk oyuncular, serinin sevilen karakterlerinin karikatürleşmiş hâlleri, sansürlenmiş cinayet sahneleri, Courtney Cox’un felaket saç kesimi ve orijinal filmin mitolojisini altüst etmeye kalkışan son sahne. Kısacası karmaşık ve kaçırılmış bir fırsat. Oysa kahramanları Hollywood’a taşıyarak serinin metinlerarası yorumuna yeni bir katman ekleme ve kadın düşmanı stüdyo sisteminin “canavar yaratmadaki” payını sorgulama fikri oldukça umut vericiydi.
Ne var ki, bu potansiyeli berbat bir senaryoyla çöpe atan kişi senarist Ehren Kruger oldu — kendisi daha sonra Michael Bay için üç “Transformers” filmi yazdı ve 2017 yapımı “Ghost in the Shell”i de fena hâlde batırdı. Orijinal serinin yazarı Kevin Williamson bu filmde yer alamadığı için onun kaleminin zekâsı da eksik kaldı. Williamson’ın üçlemenin finali için planladığı hikâyede, orijinal katil Stu (Matthew Lillard) hapishane hücresinden bir grup lise öğrencisini yeni “Ghostface”ler olmaları için yönlendiriyordu. Ancak 1999’daki Columbine katliamının ardından lise katilleri fikri —ve daha şiddetli sahneler— senaryodan tamamen çıkarıldı.
“Çığlık 3”ün tek kurtarıcı unsuru ne mi? Elbette Parker Posey. Courtney Cox’un Gale Weathers karakterinin kendini beğenmiş bir versiyonunu canlandırıyor ve yer aldığı her sahneyi adeta çalıyor. Bunun dışında, serinin bu üçüncü filmi yalnızca neden on yılı aşkın bir süre boyunca yeni bir devam filmi gelmediğini açıklıyor.
5) Çığlık 6 (2023)
“Çığlık” New York’a taşınıyor! “Çığlık” Sidney Prescott’suz devam ediyor! Ve “Çığlık” birdenbire Roma rakamlarına geçiyor!
2022’deki başarılı yeniden doğuşun ardından, hayatta kalan karakterler artık New York’ta yaşıyor; Ghostface ise geçmiş katillerin DNA’sını suç mahallerinde bırakarak yeni cinayetlere hazırlanıyor.
Yeni şehir, yeni kurallar mı? Pek sayılmaz. Açılış sahnesi yaratıcı olsa da, film genel olarak bilinen formülden fazla uzaklaşmıyor; mekân değişikliği ise izleyicilere “13. Cuma 8: Jason Manhattan’da” filmini hatırlatmaktan öteye gidemiyor.
“Yeniden başlatmanın devamı” fikri de beklendiği kadar zekice bir meta eleştiri sunamadı. Dahası, bu film, orijinal “Çığlık Kraliçesi” Neve Campbell’sız çekilen ilk yapım oldu — ve Melissa Barrera’nın, orijinal katil Billy Loomis’in uzun süredir kayıp kızı rolündeki performansı bu boşluğu dolduracak düzeyde değildi.
4) Çığlık 4 (2011)
“Çığlık 3”ün ardından geçen 11 yılın sonunda Wes Craven, yeniden yapımlara hem alaycı hem de sevgi dolu bakışını yansıtmak üzere geri döndü ve “Çığlık”ı yumuşak bir yeniden başlatmayla (soft reboot) yeniden canlandırdı. Bu hamle işe yaradı. Craven, Kevin Williamson’la birlikte seriyi genç kuşak için güncelledi ama kuşaklar arası travma ve “15 dakikalık şöhret” arzusu gibi temel temalardan da ödün vermedi.
Billy ve Stu medya çılgınlığından beslenmişti; Mickey davasını bir gösteriye dönüştürmek istiyordu; Roman sinema yoluyla ölümsüzlüğü arıyordu; “Çığlık 4”ün Jill karakteri ise (Emma Roberts’ın mükemmel performansıyla) sahte özgüven ve hak iddiasıyla dolu sosyal medya çağında acımasızca kötü şöhret peşindeydi. Dahası, senaryo Jill karakteri üzerinden “Son Kız” (Final Girl) mitini altüst ederek mağduriyet ve şöhretin sinsi doğası üzerine keskin bir yorum getirdi.
Evet, filmdeki gerilim ve cinayet sahneleri önceki filmler kadar etkileyici veya kanlı değildi ve yan karakterlerin çoğu (Hayden Panettiere dışında) kalıcı bir iz bırakmadı. Yine de “Çığlık 4”, hem yeniden yapımlarla dalga geçen hem de kendisi bir yeniden yapım olarak işleyen son derece yerinde bir dönüş filmiydi. Ayrıca, Wes Craven’ın vefatından önce çektiği son “Çığlık” filmi olması, bu bölüme duygusal bir anlam daha katıyor.
3) Çığlık 5 (2022)
11 yıllık bir aradan sonra, 2022’de vizyona giren ve kafa karıştırıcı biçimde yine “Çığlık” adını taşıyan (yani “Çığlık 5”) film, Wes Craven’ın yönetmediği ilk yapım olarak büyük bir baskı altındaydı. Bu arada korku türü de evrim geçirmiş, “yüceltilmiş korku” olarak anılan ve ana akımda daha fazla kabul gören bir alt tür ortaya çıkmıştı — ki bu kavram, bazı korku filmlerini “daha az sofistike” ilan eden sorunlu bir değer yargısına dayanıyor.
Yine de akıllardaki soru şuydu: “Çığlık” serisi, yeniden canlanmasına katkı sağladığı korku evreninde hâlâ anlamlı mıydı?
“Ready or Not”un yönetmenleri Matt Bettinelli-Olpin ve Tyler Gillett, bu soruya evet cevabını verdi. Hem orijinale duyulan saygıyı koruyup hem de seriyi ileriye taşıyan dengeli bir film ortaya çıkardılar. Bunu da James Vanderbilt ve Guy Busick’in senaryosunda “yeniden başlama + devam filmi” anlamına gelen “requel” kavramı etrafında yaptılar. Film, hem yeni kuşak izleyicileri yakalamak için gerekli olan metinlerarası hicvi (bu kez toksik fan kültürüne odaklanarak) sunuyor, hem de eski karakterlerle dengeli bir nostalji yaratarak sadık hayranları dışarıda bırakmıyordu.
Yine de film, David Arquette’in canlandırdığı Dewey karakterine yapılan “haksızlık” nedeniyle eleştiriler aldı. Fakat onun ölümü, hikâyedeki gerilimi artıran etkili bir dönüm noktasıydı.
Yeni oyuncular da güçlü performanslar sergiledi: Jenna Ortega, “Wednesday”deki gotik mesafeli havasının ötesine geçebildiğini kanıtladı; Melissa Barrera 2023’teki devam filmine göre daha doğal bir performans sundu; geleceğin Oscar adayı Mickey Madison ise seriye deli enerjisiyle damgasını vurdu.
Ne yazık ki “Çığlık VI” bu ivmeyi devam ettiremedi.
2) Çığlık 2 (1997)
İlk filmin başarısının ardından yapımcılar hiç vakit kaybetmeden devam filmine onay verdi — üstelik sadece bir yıl sonra vizyona girdi. Bunun aceleye getirilmiş bir “para kazanma hamlesi” olacağından korkmak için her türlü neden vardı, ancak senarist Kevin Williamson ve yönetmen Wes Craven’ın planı bambaşkaydı.
İkili, devam filmlerinin doğasını tiye alarak ikinci filmlerin orijinalin gölgesinde kalmak zorunda olmadığını kanıtladı. Hikâyeyi tersine çevirip karakter gelişimine (hayatta kalanın suçluluğu ve travma sonrası etkiler) daha fazla odaklanarak “Çığlık 2”, kendine farkındalığını ciddiye almaktan korkmadığı için başarılı oldu. Üniversite kampüsü mekânı ilham verici bir tercihti; aynı şekilde "Çığlık” evreni içinde geçen kendi “Çığlık” filmlerinin — tanıtılması da öyleydi.
Buna biraz sağlam gerilim, özlenen Randy’ye (Jamie Kennedy) daha derin bir rol ve intikam, kadın travması ile kuşaklar arası yaraları işleyen temaları güçlendiren, “13. Cuma”ya saygı duruşu niteliğinde bir final eklerseniz; ortaya zeki, eğlenceli, kanlı ve orijinal filme tam anlamıyla eşlik eden bir devam filmi çıkıyor.
1) Çığlık (1996)
Elbette listenin zirvesinde “Çığlık” olacaktı. Sidney’nin “Çığlık 4”te dediği gibi: “Orijinalle uğraşma!”
Orijinal “Çığlık”ın asla aşılamayacağını söylemek abartı olmaz. Serideki bazı devam filmleri yaklaşsa da, korku sineması tarihine ölçüt olarak kazınan bu filmin etkisi ve mirasıyla boy ölçüşmek kolay değil.
1996 öncesinde slasher türü artık modası geçmiş, korkutuculuktan çok yapaylığıyla anılan bir alt tür hâline gelmişti. “Çığlık”, John Carpenter’ın 1978 yapımı “Halloween” filmiyle şekillenen “kes ve doğra” formülünü alıp onu metinlerarası bir “katil kim?” hikâyesine dönüştürdü. Ya da daha doğru tabirle: “kim bıçakladı?” Üstelik bunu yaparken türe saygı duyan, izleyicinin göndermeleri anlayacağına güvenen, klişeleri çözüp yeniden yorumlayan ve hem ciddi hem de eğlenceli bir ton yakalayan bir film ortaya çıkardı. Üstelik replikleri de unutulmazdı.
“Çığlık”, yalnızca kendi başına mükemmel bir korku filmi değil — dahiyane senaryosu, dengeli ama acımasız yönetimi ve kusursuz oyuncu kadrosuyla (Neve Campbell’la doğan yeni bir “Çığlık Kraliçesi” ve serinin en iyi iki Ghostface’i: Skeet Ulrich ve Matthew Lillard) — aynı zamanda onlarca yıl boyunca yankılanan yeni bir korku dönemi başlattı.
30 yıl sonra hâlâ serinin zirvesi ve belki de “Halloween”dan bu yana yapılmış en etkili korku filmi olma unvanını koruyor. Bu yıl vizyona girecek yedinci bölümün bu mirasa yakışmasını umalım. Kevin Williamson ve Neve Campbell geri döndüğüne göre, umutlanmak için her nedenimiz var.
Son fragmanın da dediği gibi: “Her şey buna hazırlıktı.”
"Çığlık 7" bugün sinemalarda.