Beytekin, gospel korosunu andıran güçlü vokallerle hazırlanan özel konserin yanı sıra festival kapsamında çocuklar için caz ve resim atölyeleri de düzenleyecek.
2026'da düzenlenecek olan 33.İstanbul Caz Festivali’nde bu yıl sahne alacak olan Selen Beytekin, caz, soul ve çok sesli vokal düzenlemelerini bir araya getiren özgün yaklaşımıyla dikkat çekiyor.
Festivalde trompetçi Hermon Mehari ve piyanist Tony Tixier ile aynı sahneyi paylaşacak olan Beytekin, bu konser için özel olarak tasarlanmış bir müzikal içerik hazırladıklarını söylüyor. Sanatçı, bu yıl festival kapsamında hem uluslararası hem de Türkiye’den çok değerli müzisyenlerle aynı sahneyi paylaşacağı için büyük bir mutluluk duyduğunu belirtiyor. Mehari ve Tixier’in yakın arkadaşları olduğunu vurgulayan Beytekin, onları özellikle davet ederek bas, davul ve üç vokalin yer aldığı farklı bir sahne düzeni oluşturduklarını anlatıyor. Bu konserin ilk kez bu formatta gerçekleşeceğini söyleyen sanatçı, güçlü vokallerle oluşturulan çok sesli yapıyı caz ve soul öğeleriyle birleştirerek adeta bir gospel korosunu andıran yeni bir müzikal atmosfer yaratmayı amaçladıklarını ifade ediyor.
Beytekin'in müzik yolculuğunda dikkat çeken bir başka unsur ise mühendislik geçmişi. İnşaat mühendisliği eğitimi almış olan sanatçı, analitik düşünme biçiminin caz müziğinin doğaçlama yapısıyla ilginç bir uyum yakaladığını söylüyor. Ona göre doğaçlama, sahnede o anki duyguların değişimine bağlı bir süreç ve bir anlamda müzisyenin kendi ruh hâliyle yüzleşmesi anlamına geliyor. Analitik düşünme becerisi güçlü olan kişilerin bu süreçte daha rahat hareket edebildiğini belirten sanatçı, çocukluğundan beri mühendisliğe ve bilime duyduğu ilginin müziğe daha analitik bakmasını sağladığını düşünüyor. Bunun da özellikle caz ve doğaçlama alanında kendisini daha özgür ve yaratıcı hissetmesine katkıda bulunduğunu ifade ediyor.
Çocuklarla 'cazlı resim atölyesi'
Festival kapsamındaki çalışmalarından biri de çocuklarla gerçekleştirdiği atölyeler. 7-8 Temmuz tarihlerinde küçük yaş gruplarıyla “cazlı resim atölyesi” düzenleyecek olan sanatçı, bu çalışmanın temel fikrinin yıllar öncesine dayandığını anlatıyor. İlk kez 2010 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Mimari Tasarım yüksek lisansı yaptığı dönemde benzer bir projeyi yaklaşık yirmi farklı çocuk yuvasında gerçekleştirdiğini söylüyor.
Çalışmanın çıkış noktası, görsel ve işitsel alanların henüz baskı ve kaygı tarafından şekillendirilmemiş zihinlerde, yani çocuklarda nasıl bir bağ kurduğunu gözlemlemek. Atölye sırasında çocuklar kulaklıkla caz müziği dinlerken resim yapıyor. Sanatçı bu süreçte, müziğin etkisiyle çocukların çizimlerinin nasıl değiştiğini, duygularının resimlere nasıl yansıdığını ve müzikle resim yapmanın onların yaratıcılığına nasıl katkı sağladığını gözlemlemeyi amaçlıyor.
Ona göre müzik ve sanatla büyüyen çocuklar daha mutlu, daha huzurlu ve çözüm üretme becerisi gelişmiş bireyler olarak yetişiyor. Bu nedenle bu tür çalışmaların sadece kültürel değil, aynı zamanda toplumsal birlik duygusunu güçlendiren bir etkisi olduğuna inanıyor. Atölye çalışması, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) bünyesindeki Altkat ekibiyle birlikte gerçekleştirilecek.
Sahnedeki güçlü vokal tekniği ve enerjisiyle tanınan sanatçı, kendi sesini bir enstrüman olarak gördüğünü söylüyor. Ona göre insanın kendi bedeninden çıkan ses ne kadar doğal ve kişisel olursa, kurduğu müzikal bağ da o kadar güçlü ve dürüst oluyor. İlginç olan ise sanatçının bugüne kadar hiçbir teknik vokal eğitimi almamış olması.
Şarkı söylemeyi tamamen kendi kendine keşfettiğini anlatan Beytekin, saatlerce tek başına şarkı söyleyerek sesini geliştirdiğini söylüyor. Bugün hâlâ bunu bir çalışma disiplini gibi değil, doğal bir süreç olarak sürdürüyor. Ona göre insan şarkı söyledikçe beden ve ses arasında doğal bir uyum oluşuyor; beden sese uyum sağlıyor, ses de bedeni kapsıyor. Bu döngü içinde sanatçı kendi gerçek enstrümanının tınısını buluyor. Kendi sesine bu şekilde sahip olmanın ise dünyadaki en büyük şanslardan biri olduğunu düşünüyor.
İstanbul etkisi
Beytekin'in müziğini şekillendiren en güçlü kaynaklardan biri ise İstanbul. Çok katmanlı, yoğun ve zaman zaman kaotik yapısıyla şehir, onun müzikal dünyasını doğrudan etkiliyor. Sanatçı, İstanbul’un ve çevresindeki insanların yarattığı duygusal yoğunluğun bazen insanın içinde bir haykırış gibi müzik yapma isteği uyandırdığını söylüyor. Ona göre şehirdeki duygu bolluğu, düşünce zenginliği ve farklı hayatların bir arada bulunması, hem hayata bakışını hem de repertuvar seçimlerini belirliyor. Sahneye çıktığında söylediği parçaları gökkuşağının renklerine benzetiyor: sürekli değişen, bazen birbirine karışarak yeni renkler oluşturan ama her zaman güçlü bir yaşam enerjisi taşıyan bir müzikal dünya.
Beytekin, İstanbul Caz Festivali gibi köklü bir platformda sahne almanın özellikle genç müzisyenler için önemli bir ilham kaynağı olduğuna inanıyor. Bir kadın caz sanatçısı olarak festivalde yer almanın kendisi için büyük bir değer taşıdığını söyleyen sanatçı, cinsiyet eşitsizliğinin hâlâ dünyanın birçok alanında sorun yarattığını kabul ediyor. Ancak yine de müzikte en önemli şeyin yapılan işin doğruluğu ve dürüstlüğü olduğunu düşünüyor. Ona göre emek verilen bir iş, kadın ya da erkek fark etmeksizin sonunda mutlaka karşılığını bulur.
Genç kadın müzisyenler başta olmak üzere tüm genç sanatçılara ise kimliklerini sabit kalıplar olarak değil, sürekli gelişen ve büyüyen bir süreç olarak görmelerini öneriyor. Müziğin, ancak birlikte üreterek ve birbirinden beslenerek büyüyebileceğini vurguluyor.