Eisenach yakınlarındaki Metilstein Kalesi kalıntılarında, Wartburg Kalesi’nin üst kesimlerinde yaşanan sıra dışı bir olay dikkat çekti. Bir kişi, izinsiz kazılarla bölgedeki bir duvarın kalıntılarını gün yüzüne çıkardı.
Neredeyse bin yıllık Wartburg Kalesi, Almanya’nın en ünlü kalelerinden biridir. 1999 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine giren ilk Alman kalelerinden biri oldu.
Yakındaki Metilstein Kalesi’nde ise bir amatör arkeolog tarafından yürütülen kaçak kazılar dikkat çekiyor.
Metilstein Kalesi doğrudan Wartburg kompleksinin bir parçası olmasa da, onunla yakın bir tarihsel bağa sahip. Her iki yapı da Eisenach yakınlarında, aynı sırt üzerinde konumlanıyor. Metilstein Kalesi’nin, Wartburg Kalesi’ni stratejik olarak tamamlayan bir ileri gözetleme ya da güvenlik noktası olarak kullanıldığı düşünülüyor.
Wartburg Kalesi ana kale olarak merkezi bir rol üstleniyor ve günümüze kadar büyük ölçüde korunuyor. Buna karşılık Metilstein, Yüksek Orta Çağ’dan kalma bir harabe olarak, savunma sisteminde daha çok destekleyici bir işlev görüyor.
İzinsiz kazı ile Yüksek Orta Çağ kalıntıları ortaya çıkarıldı
Birkaç hafta boyunca bir kişi, resmi izin almadan ve bağımsız şekilde yürüttüğü kazılarla ortaçağdan kalma bir kale kalıntısında çeşitli noktalarda duvar izlerini gün yüzüne çıkardı.
Muhtemelen 13. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen ve koruma altındaki bir yapı olarak tescilli alan, ortaya çıkarılan yapıların korumasız şekilde dış etkenlere maruz kalması nedeniyle risk altında bulunuyor.
İzinsiz faaliyet, gönüllü bir anıt koruma görevlisi tarafından fark edildi ve durum ilgili makamlara bildirildi. Bunun üzerine polis ile Thüringen Eyaleti Anıtları ve Arkeolojiyi Koruma Dairesi sürece dahil oldu. Daha sonra sorumlu kişi tespit edilerek çalışmayı kabul etti.
Kendisine, yapının daha fazla zarar görmesini önlemek için açığa çıkardığı alanları yeniden toprakla kapatması talimatı verildi ve bu talimata uydu. Uzmanlar olayı “çok ama çok garip” olarak nitelendirdi.
Amatör arkeolog kasıtlı bir tahribatla suçlanmıyor. Uzmanlara göre kişinin amacı, kalenin kalıntılarını görünür kılmak ya da bir tür “onarım” yapmak olabileceği yönünde değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre bu durum, temel bir yanlış anlamaya işaret ediyor: arkeolojik yapılar, uygun koruma sağlanmadığında açıkta kalmaktan ziyade toprak altında daha iyi korunuyor ve zamanla hızla yıpranma ya da zarar görme riski taşıyor.
Olay, arkeolojik miras konusunda süregelen önemli bir gerilimi de ortaya koyuyor: tarihi kalıntıların görünür kılınması isteği ile bu yapıların korunması gerekliliği çoğu zaman birbiriyle çatışıyor.
Meslekten olmayan kişiler bu tür ortaya çıkarma girişimlerini tarihin aydınlatılmasına katkı olarak değerlendirirken, uzmanlar profesyonel belgeleme ve koruma olmadan yapılan müdahalelerin, geri dönüşü olmayan bilgi kaybına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Dava kalıcı bir hasar oluşmadan sonuçlanmış olsa da, yetkililer olayın hukuki açıdan bir suç teşkil edip etmediğini incelemeyi sürdürüyor.