Koronun şefiyle yaptığımız söyleşide, Gori’nin müzikal kimlikteki yeri, kadınların kolektif üretim alanı olarak koro deneyimi ve gelenek ile yenilik arasındaki hassas dengeyi koruma biçimleri öne çıkıyor.
Gürcistan’ın önemli kültür merkezlerinden Gori’de, yarım yüzyılı aşkın bir geçmişe sahip Gori Kadın Korosu, bugün hem ülkenin köklü çok sesli müzik geleneğini yaşatıyor hem de onu çağdaş yorumlarla yeniden şekillendiriyor.
Gori’deki yerel müzik okulunda, dönemin okul müdürü Sandro Kacharava ve şef Shalva Mosidze’nin girişimiyle kız korosu olarak kurulan topluluk, zaman içinde Gürcistan’ın seçkin kadın korolarından biri haline geldi. Koro, bugün hem ulusal hem de uluslararası sahnelerde Gürcü koro kültürünü temsil ediyor.
Koro şefi, Gori’nin onlar için yalnızca bir coğrafi nokta olmadığını, aynı zamanda kimliklerinin ve sanatsal hafızalarının temelini oluşturduğunu söylüyor. Gori’nin çoğu zaman siyasi ve tarihsel olaylarla anıldığını hatırlatarak, “bizim için burası her şeyden önce kültürün, sanatın ve geleneğin şehri” ifadesini kullanıyor.
Kartli bölgesinin zengin halk ve koro geleneğinin, topluluğun müzikal kimliğini derinden şekillendirdiğini vurguluyor. Her performansta yalnızca bir koro olarak değil, Gori’nin tarihi, insanları ve kültürü adına sahnede olduklarını belirtiyor.
Tamamı kadınlardan oluşan bir koroyu yönetmenin kendisi için hem büyük bir sorumluluk hem de bir ayrıcalık olduğunu ifade eden şef, bunun yalnızca müzik üretmekten ibaret olmadığını söylüyor.
Farklı yaş ve mesleklerden kadınların müzik etrafında bir araya gelerek hem sanatsal hem de kişisel olarak birlikte geliştiğini aktarıyor. Gürcistan’da kadınların yaratıcı potansiyellerini ifade edebilmelerinin önemine dikkat çekerek, koroyu bu anlamda bir dayanışma alanı olarak tanımlıyor.
Geleneksel Gürcü çok sesli müziği ile deneysel işbirlikleri arasında nasıl bir denge kurdukları sorulduğunda ise şef, bu süreci “deri değiştirmek” olarak tanımlıyor. Farklı sanatçılarla çalışırken müzikal dilin değiştiğini ancak özlerini korumaya çalıştıklarını söylüyor. Her işbirliğini yeni bir keşif alanı olarak gördüğünü, bunun koroya hem esneklik hem de yeni ifade biçimleri kazandırdığını vurguluyor.
Repertuvar seçiminde ise birkaç temel kriter öne çıkıyor: koronun sanatsal kimliği, şarkıcıların ses özellikleri ve iletilmek istenen mesaj. Ancak en belirleyici unsurun kişisel bir his olduğunu belirtiyor: “Bir eserle karşılaştığımda içimde bir kıpırtı yaratmalı. Beni heyecanlandırmalı ve araştırmaya itmeli.”
Gürcü çok sesli müziğinin dünyanın en eski vokal geleneklerinden biri olduğu hatırlatıldığında ise, bu mirasın hem korunması hem de geliştirilmesi gerektiğini söylüyor. Halk şarkılarının korolarının repertuvarında her zaman yer aldığını, bazen geleneksel formuna sadık kalındığını bazen de yeniden düzenlemeler yapıldığını aktarıyor. Bu süreci “bıçak sırtında yürümek” olarak tanımlayarak, gelenek ile yenilik arasındaki dengenin hassasiyetine dikkat çekiyor.
Gori’nin tarihsel olarak çatışma ve politik olaylarla anılan bir şehir olması müziğe bakışlarını etkileyip etkilemediği sorulduğunda ise, müzikte ayrıştırıcı değil birleştirici olana odaklandıklarını söylüyor. Müziğin empati ve diyalog için güçlü bir alan sunduğunu belirterek, amaçlarının politik bir mesaj vermek değil, ortak bir insani dil yaratmak olduğunu vurguluyor.
Son olarak müziğin Gürcistan’da kültürel hafıza ve direniş biçimi olup olamayacağı sorusuna ise, bunun güçlü bir “evet” olduğunu söylüyor. Gürcü çok sesli geleneğinin yüzyıllardır sözlü olarak aktarıldığını ve bu sayede kültürel kimliği taşıdığını hatırlatıyor. Bu bağlamda müziği, hem geçmişi hatırlatan hem de bugünü anlamlandıran bir kültürel hafıza alanı olarak tanımlıyor.