Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Patlamasından 30 yıl sonra French Touch'tan geriye ne kaldı?

Kavinsky, 21 Haziran 2018 Perşembe günü Paris’teki Élysée Sarayı’nın avlusunda düzenlenen Fête de la musique etkinliğinde.
Kavinsky, 21 Haziran 2018 Perşembe günü Paris’teki Élysée Sarayı'nın avlusunda düzenlenen Müzik Bayramı’nda. ©  Christophe Petit Tesson, Pool via AP, FILE
© Christophe Petit Tesson, Pool via AP, FILE
By Alexander Kazakevich
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

La French Touch hiç bu kadar tanınmamıştı. Artık bir “ulusal gurur” kaynağı, ama bugün neyi temsil ettiği ve sonraki kuşaklara ne bıraktığı hâlâ tartışmalı.

21. yüzyıl _"grande transmission"_in yüzyılı mı olacak? Önce Anglo-Sakson özel finans dünyasında "Great Wealth Transfer" adıyla ortaya çıkan, ardından ekonomi ve sosyoloji alanındaki araştırmalarda yeniden ele alınan bu kavram, baby boomer kuşağının yavaş yavaş sahneden çekilmesine bağlı servet aktarımını ifade ediyor.

REKLAM
REKLAM

Fransa’da uzmanlar, önümüzdeki birkaç on yıl içinde birkaç trilyon avronun el değiştirebileceğini tahmin ediyor.

Kültür de bir aktarım meselesi ve ekonomik çıkarlar hiçbir zaman çok uzağında değil. Bir sahne miras haline gelebilir mi? Müzik döngüleri kuşaklardan çok daha hızlı değişiyor: Bir akımın marjdan referansa, oradan da miras kabul edilen bir “klasik”e dönüşmesi için yirmi yıl bile yetebiliyor.

Ulusal anlatıyı beslemek

French Touch bu yolculuğun ölçüsünü almayı sağlıyor. 1990’lar ve 2000’lerde Fransa’yı uluslararası sahnenin ön planına taşıyan bu üç renkli müzik akımı, öncü kuşağın ardından kendi mirasçılarını da ortaya çıkardı. Bugün bir hafıza nesnesine dönüşen French Touch, yavaş yavaş ulusal anlatının parçası haline geldi; öyle ki artık hem kurumlar hem de siyasetçiler tarafından sahipleniliyor.

Artık eşik resmen aşıldı: Fransız elektronik müzikleri, Ulusal Somut Olmayan Kültürel Miras Envanteri’ne kaydedildi. Rachida Dati’nin başında olduğu dönemde hazırlanan Kültür Bakanlığı dosyası, Daft Punk, AIR ya da Laurent Garnier gibi isimlere saygı duruşunda bulunuyor; bu isimler 1990’larda, "Fransız elektronik müziklerini uluslararası bir referans haline getirmeyi başardılar".

"Bugün bu müzikler çoğul bir yapıda ve tüm bölgelerde kolektif biçimde yaşanıyor", diye sürdürüyor bakanlık ve ekliyor: "Fransız toplumuna kök salmış durumda; farklı kitleleri bir araya getiriyor, toplumsal ve kültürel karışımı teşvik ediyor, deneyselliği, işbirliğini ve özgür ifade imkânını güçlendiriyor."

French Touch, 2024 Paris Yaz Olimpiyat Oyunları’nda da ayrıcalıklı bir yer edinmişti. İki yıl sonra, bu kez trajik bir olay, akımın bugün ulaştığı konumu hatırlattı: Kavinsky’nin ölümü ve ardından gelen saygı duruşları.

Gerçek adı Vincent Belorgey olan Fransız prodüktör ve DJ, 28 Temmuz 2026’da, 50 yaşındayken evinde ölü bulundu. Beyin damarlarındaki bir rahatsızlık sonucu yaşamını yitirdiği belirtiliyor.

"Kavinsky, sonsuza dek Fransız gururu", diye kısaca tepki verdi (kaynak Fransızca) Emmanuel Macron Instagram’da. Elysee’nin yayımladığı bildiri (kaynak Fransızca) ise daha az lakonik bir tonda, ondan "elektronik müziğin ve French Touch’in büyük bir figürü, hem dans ettiren hem hayal kurduran özgün bir ses" diye söz ediyor ve şunu hatırlatıyordu:

"2018’de Elysee’deki Müzik Günü’ne davet edilmiş, 2024’te ise Angèle ve Phoenix grubuyla birlikte Paris Olimpiyat Oyunları’nın kapanış töreninde simge eseri 'Nightcall'u seslendirmişti. O gece Fransız elektronik müziği tüm dünyanın önünde yankılandı", diye hatırlattı Cumhurbaşkanlığı.

"Hem dans ettiren hem de nostaljik olan müziği, kuşakları ve sınırları aşmaya devam edecek", diye X’te yazdı yeni Kültür Bakanı Catherine Pégard.

"Burjuvalar ya da burjuva çocukları"

Bu mirasa siyasetin ilgisi ise Emmanuel Macron dönemine özgü değil. Euronews’e konuşan France Inter gazetecisi Stéphane Jourdain, "Histoire secrète de la French Touch" (kaynak Fransızca) podcast’inin ve "French touch, 1995-2015: une épopée électro" (kaynak Fransızca) kitabının ortak yazarı, Jacques Chirac’ın kültür bakanı Renaud Donnedieu de Vabres’in AIR ikilisini, Cassius’un yarısı Philippe "Zdar" Cerboneschi’yi ve Dimitri From Paris’i Sanat ve Edebiyat Nişanı’yla onurlandırma kararının yarattığı sarsıntıları hatırlatıyor.

"Onlara Cumhuriyet’in resmî bir nişanını vermek kulislerde çok konuşuldu, tartışma yarattı: Daft Punk bu nişanı reddetti. Laurent Garnier de öyle."

"Zdar bana anlatmıştı: Bana bir nişan verdiklerinde kabul ettim, annem inanılmaz gurur duyacaktı. Böylece tartışmayı kapatmıştı", diyor Stéphane Jourdain ve şu soruyu soruyor: "DJ’ler, kurumsallaşma ve siyasi tanınma içinde eriyip gidebilir mi?"

Cumhurbaşkanının bir yandan bir DJ’e saygı duruşunda bulunurken, İçişleri Bakanlığı’nın aynı anda rave partilerini bastırmasında paradoksal bir yan var.

Ona göre elektronik müzikler, özellikle cinsel azınlıkların "kendilerini ifade ettiği bir alan". "Bu, bu tür tanınmalardan bağımsız olarak kendi hayatını sürdüren bir şey" diyor; üstelik free party’lerin "kamu otoriteleri tarafından 30-40 yıldır hedef alındığını" hatırlatıyor.

Yine de uzman temkinli davranıyor: "Kavinsky, AIR... Paris’in 18. arrondissement’ından söz ediyoruz; bunların çoğu burjuva ya da burjuva çocuğu insanlar." Yine de French Touch’in önde gelen isimlerinin savunduğu müziklerin, hareketi nasıl tanımlarsak tanımlayalım, techno akımının "geniş" bir tanımı içine oturduğunu vurguluyor. Ona göre French Touch’in ortaya çıkışıyla bir "devamlılık çizgisi" söz konusu: "Hepsi aynı ailenin üyeleri."

"Cumhurbaşkanının bir yandan bir DJ’e saygı duruşunda bulunurken, İçişleri Bakanlığı’nın aynı anda rave partilerini bastırmasında paradoksal bir yan var", diyor Stéphane Jourdain; yine de Emmanuel Macron’un Kavinsky ile "aynı kuşağa" mensup olduğunu ve "seçilmişlerimizin saygı duruşlarının sadece Léo Ferré’ye mahsus kalmaması gerektiğini" kabul ediyor.

Geçen ağustosta yürürlüğe giren RIPOST yasasından ( "Kamu düzenini, güvenliği ve huzuru bozan olgulara derhal yanıtlar" anlamına gelen "Réponses Immédiates aux Phénomènes troublant l’Ordre public, la Sécurité et la Tranquillité") bu yana, bildirilmemiş bir müzikli toplantıyı düzenlemek de, böyle bir etkinliğe katılmak da hapis cezasıyla sonuçlanabilen birer suç sayılıyor.

Geçtiğimiz hafta sonu, reformdan bu yana ilk kez, yüzlerce eğlence tutkunu, Caen yakınlarında, Normandiya’da düzenlenen bir müzikli buluşma için valiliğin yasağını hiçe saydı ve böylece ağır yaptırımları göze aldı.

French Touch hâlâ dimdik ayakta mı?

Emmanuel Macron, Haziran 2025’te French Touch’in Unesco Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alınması için aday gösterilmesini desteklerken, Berlin tekno kültürünün tanınmasıyla paralellik kurmuştu.

Stéphane Jourdain’e göreyse bu, "sırf vitrin adına yapılmış", "tamamen siyaset için siyaset", yani "hiçbir şeyi değiştirmeyen" bir girişim. Yine de Almanya’da koruma altına alınanın tekno müziğin kendisi değil, onu yaşatan kulüpler olduğunu hatırlatıyor: "Çünkü risk altındalar, (...) çünkü bazıları kapandı, çünkü bu mekânları ele geçirmek isteyen emlak yatırımcıları var."

"Orada bu kulüp kültürü etrafında, son derece özgün bir kültür olduğu için, gerçek bir direnç hareketi var", diye sürdürüyor gazeteci. Buna karşılık ona göre "French Touch’in buna ihtiyacı yok: Kulüpleri yok, mekânları yok. French Touch her yerde."

Ve canlılığının işaretleri de az değil. "David Guetta, bugün en çok dinlenen isimlerden biri. Bob Sinclar hâlâ sahnede. Plaklar satmaya devam ediyor." Özellikle Modjo’nun "Lady" (kaynak Fransızca) parçasını örnek veriyor; şarkı yakında Spotify’da bir milyar dinlenme barajını aşan çok az sayıdaki eser arasında yerini alabilir. "Bangalter her yeni bir şey yaptığında büyük yankı uyandırıyor. Daft Punk’ın diğer yarısı Guy-Man(uel de Homem-Cristo)nun solo bir albüm çıkarıp çıkarmayacağını merak ediyoruz."

Stéphane Jourdain, tüm bunlara bakınca başka bir sonuca varmanın zor olduğunu düşünüyor: French Touch "sapasağlam; korunmaya ihtiyacı yok".

"Küçük müzik anları"

Sven Løve, hayatının rotasını değiştirmiş bir DJ. Bugün bir İspanyol üniversitesinde Fransız edebiyatı doktoru; oysa 1990’larda Paris’teki garage house sahnesinin başat isimlerinden biriydi. Cheers gecelerinin ortak düzenleyicisi olan Løve’in kariyerinin önemli bir bölümü, kız kardeşi Mia Hansen-Løve’in çektiği "Eden" filminde anlatılıyor.

Kendini French Touch içinde görmüyor; o dönemde savunduğu müzik, esas olarak New York ve Chicago house’undan esinleniyordu: "Biraz kendi nişimdeydim", diyor Euronews’e ve o yıllarda pek çok "bağlantı" bulunduğunu, özellikle Alain Braxe ile tanışmasının, Daft Punk ve Benjamin Diamond’la birlikte "Stardust" projesine giden yolu açtığını anlatıyor.

"Elbette (French Touch’in) küresel bir başarıya dönüştüğünü gördüm; en ön saflardaydım", diye ekliyor.

"O dönemde French Touch’e çok odaklanan Respect (is burning) partilerinin organizatörleri, pikap başındaki partnerim Greg Gauthier ile beni de davet ederdi. Müzik ufukları oldukça genişti, her ne kadar ana akım French Touch olsa da. Bu da onlar ve bizim aramızda önemli bir mesafe yaratıyordu; çünkü bizim müziğimiz bambaşkaydı. Başarı bizi cezbediyordu, kim istemez (gülüyor), ama sırf bunun için tarzımızı değiştirecek kadar da değil."

Sven Hansen-Løve,
Sven Hansen-Løve, archive personnelle.

French Touch’in öncüleri, çok kısa sample döngülerini, çoğunlukla disco ya da soul parçalarından alarak kullanmalarıyla öne çıktı. Sven Løve, bu döngüleri "daha kişisel ve özgün bir şeye dönüştürdüklerini" hatırlıyor: "Öne çıkarılan küçük müzik anları".

"Konuyu etraflıca işledik"

"Bu müzik akımı çok büyüdü; başarı kendi kendini besleyerek neredeyse ana akım haline geldi. Sonra, kaçınılmaz olarak, biraz duruldu ama tamamen de sönmedi", diye analiz ediyor Sven Løve ve şu nüansı ekliyor: "French Touch’in büyük aktörleri, faaliyetlerini bir şekilde sürdürmenin yollarını bulacak kadar zeki insanlardı".

Daha 2005’te Le Monde gazetesi, Kültür Bakanı’nın akımın bazı öncülerini nişanla onurlandırdığı bir dönemde, "bayrağı devralan", _"elektronik akımın mirasçıları"_nın, "akımın nefesinin tükendiği ve karikatüre dönüştüğü" bir anda bu gidişatı kırmak istediğini yazıyordu.

Kavinsky tam da bu ikinci dalganın bir parçasıydı; tıpkı Ed Banger Records çevresindeki Justice ya da 13 Eylül’de ölümünün 15. yılı anılan merhum DJ Mehdi gibi.

Artık gençlerin dinlediği müzik bu değil.

Stéphane Jourdain’e göre, hareketin kalbi zamansal olarak belli bir döneme sıkışmış olsa da, Thylacine ya da Petit Biscuit gibi sonradan gelenler de "yine de o dönemde olup bitenin meyvelerini topladı". "Üstelik ortada hâlâ bir müzikal soy hattı var; özenle üretilmiş, etkili, insanı dans ettiren bir elektro".

"Tipik French Touch sound’u hâlâ var, ama artık yeni gelmiş gibi durmuyor", diyor Sven Løve. "Oysa pop müzik yenilik ilkesiyle işler. Artık gençlerin dinlediği müzik bu değil (...) Zaten pop müziklerin kendini yenilemesi ve başka yönlere gitmesi kaçınılmaz; bu tamamen normal".

Sven Hansen-Løve
Sven Hansen-Løve archive personnelle

"Bu, müzik tarihinin hikâyesi", diye ekliyor Stéphane Jourdain. "O sample’larla, filtrelenmiş funk bas yürüyüşleriyle, son derece erişilebilir o müzikle yapılanlar, belli makinelerin ortaya çıkışıyla bağlantılıydı; aynı şeyi aynen sürdürmek için bir sebep yok".

"Onu yaptılar, hem de çok iyi yaptılar; bence artık konuyu müzikal olarak etraflıca işlemiş durumdayız".

French Touch laneti

Müzik akımları, Sven Løve’in ifadesiyle, "genellikle 20-30 yıllık döngülerle" işliyor: Yirmi yıl önce güçlü olan bir akımın, "yeniden doğduğu ya da tekrar kutlandığı" dönemler geliyor.

Eski DJ’e göre French Touch’i çevreleyen "trajik yan", hayranların duygusunu daha da yoğunlaştırıyor: DJ Mehdi ve Philippe Zdar’ın, ikisinin de kazayla düşerek genç yaşta hayatını kaybetmesi; ardından, Olimpiyat zaferinden iki yıl sonra Kavinsky’nin ölümü. "Bütün bunlar anlatı kurmaya çok elverişli; hikâyeler üzerinden o dönemi bir nebze yeniden yaşatıyor".

20 yaşındaki Noah, DJ Mehdi’nin ölüm yıldönümünde, kendisini anan çok sayıda Instagram paylaşımını beğenip paylaşıyor. "French Touch, benim için her şeyden önce müziğe açılan ilk kapımdı; öyle ki bunu kolumun ön kısmına dövme yaptırdım", diyor Euronews’e. Diesel saatinin birkaç santimetre yanında, bir müzik notasını kaleme benzeyen bir şekille birleştiren Ed Banger logosu derisine işlenmiş durumda.

"1990-2000’lerin bu hareketi, belirli bir 'eski moda'lığı göze alarak sonunda dünyanın tepesine çıkan genç Fransız müzisyenlerin gururunu ve yeteneğini temsil ediyor", diye anlatıyor.

Müzik her ne kadar "artık ön planda olmasa da", Sven Løve’ye göre French Touch’in hikâyesi ulusal bir gururu da besliyor: "Bir anda Fransa’nın merkeze oturduğu bir dönemden söz ediyoruz; bununla ilgili sık sık konuşmamıza yol açan bir gurur duygusu var", diye gözlemliyor. Bu gurur meşru mu? Bunu anlayabildiğini söylüyor, ama kimi zaman bu gururu "biraz abartılı" bulduğunu da ekliyor.

"20 yaşındaki gençler arasında bununla ilgili bir merak var. Ama bu, güçlü ve yaygın bir akımın geri döndüğünü mü gösteriyor? Hayır, sanmıyorum".

"French Touch onların kanında"

Bir de kelimenin tam anlamıyla mirasçılar var; French Touch’i somutlaştıran isimlerin çocukları olarak büyüyenler.

Şubat 2026’da, Fred again.. ile eski Daft Punk üyesi Thomas Bangalter’in Londra’daki Alexandra Palace’ta yaptıkları Back-to-Back (B2B) set sırasında, oğlu Roxan Bangalter sahnenin bir kenarında, birkaç davetlinin arasında duruyordu. Henüz başına geleceklerden habersizdi. Thomas Bangalter, oğluna haber vermeden, onun 12 yaşındayken Roxb takma adıyla bestelediği "Never The End" parçasının vokalini sete yerleştirdi.

Bu vokali, aynı zamanda sahnede olan Caribou’nun klasikleşmiş parçası "Can't Do Without You" ile harmanladı. Salondan çekilen görüntüler (kaynak Fransızca), Thomas Bangalter’in kendi eserini binlerce kişinin önünde çaldığını gören Roxan’ın yaşadığı duyguyu, sarsıldığını gösteriyor. Yaklaşık 18 yıldır Birleşik Krallık’ta çalmayan Thomas Bangalter, böylece kendi tarzıyla bir sonraki kuşağın sesini duyurmuş oldu.

Thomas Bangalter’in oğlu şimdilik daha geri planda dursa da, Bob Sinclar’ın çocukları Paloma ve Raphaël Le Friant ile David Guetta’nın oğlu Elvis, DJ’lik mesleğini kendi sıralarında deniyor.

Bu yaz üçü de onlarca farklı mekânda sahne aldı: Paris, Londra, İbiza, Mikonos, elbette Côte d’Azur.

Saint-Tropez sırtlarındaki Isabelle festivalinin kurucusu JC Murrey, "dünyanın dört bir yanında gördüğüm en iyi şeyleri, hem müzikte hem prodüksiyonda, ailem ve benim için çok şey ifade eden bir mekâna taşımak istediğini" söylüyor.

"Bir sanatçı beni etkilediğinde, onu hemen La Citadelle’de hayal ediyorum", diye devam ediyor; Euronews’in sorularını yanıtlıyordu.

Temmuz ayında üçüncü edisyonu düzenlenen festivalde, ikinci günün açılışında Elvis Guetta ile Raphaël Le Friant sahne aldı. Onların soybağına ilişkin olarak JC, "açıkça yeni bir kuşak, ama miraslarını da kabulleniyorlar; bunun içine kapanmadan" diyor.

"Şunu da söyleyeyim: French Touch, onların kanında; babaları o hikâyeye ait", diye ekliyor. Onları programa almasının nedenini ise şöyle açıklıyor: "Çalmalarını duyduğum için. Çok çalışıyorlar (...). Beni ikna eden şey soyadları değil, bu oldu".

Söz aileden açılmışken: Üçlü, B3B seti için festivalin patronunun kuzeni Jean-Marc Murrey’e katıldı; pikaplara ilk geçen, 13 yaşında miks yapmaya başlayan oydu. Üçü de "yakın arkadaşlar, çocukluktan beri birbirlerini tanıyanlar". Bu yıl sahnede yeniden bir araya gelmeleri, JC için "özellikle anlamlıydı".

"Ama afişte olmalarının sebebi, her şeyden önce oldukları kişi değil, olmakta oldukları şey".

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Chalamet-gate: Opera ve baleye erişim tartışması

Patlamasından 30 yıl sonra French Touch'tan geriye ne kaldı?

Netanyahu, Venedik ödüllü 'NAZA' belgeseline saldıran bakanlara katıldı