Yeşil saha zaferleri sadece kupayı değil, doğum oranlarını da beraberinde getiriyor. Bilim insanları futbol coşkusu ile bebek patlaması arasındaki ilişkiyi inceliyor.
Futbol dünyasının en köklü ve romantik şehir efsanelerinden biri, yeşil sahalarda kazanılan tarihi zaferlerin kitlesel bir "bebek patlamasına" yol açtığı iddiası. Kulaktan kulağa yayılan bu anlatıya göre, milyonları sokağa döken o şampiyonluk golleri ve ülkeyi saran kolektif mutluluk dalgası, kutlamaların evlere taşınmasıyla birlikte doğum oranlarını da yukarı taşıyor.
Bu popüler tezin en büyük testi, Almanya’nın uzatmalarda Arjantin’i devirerek dünya şampiyonu olduğu 13 Temmuz 2014 gecesi yaşandı. Mario Götze’nin kupayı getiren ikonik golüyle ekran başında 30 milyondan fazla insan çılgına dönmüş ve sokaklar karnaval yerine dönmüştü.
Öyle ki, Alman siyasetçi Alexander Krauß daha kupa seremonisi bile yapılmadan basına verdiği demeçte büyük bir bebek patlaması öngörerek şu iddialı ifadeyi kullanmıştı: "Saha içinde top yuvarlanıyorsa, saha dışında da coşku ekran karşısında kalmaz. Milli takımın attığı her gol, ülkeye yeni bir çocuk demektir!"
Peki, bu büyük coşkunun üzerinden 9 ay geçip takvimler 2015 baharını gösterdiğinde hastaneler gerçekten "şampiyonluk bebekleriyle" dolup taştı mı? Yoksa futbolun bu en sevilen efsanesi, resmi istatistiklerin soğuk gerçekliğine mi tosladı?
Anlatının kökeni
Aslında bu heyecanlı beklenti yeni değildi. Almanya’nın ev sahipliği yaptığı asıl "Yaz Masalı" olan 2006 Dünya Kupası’ndan sonra da bir "futbol bebekleri" efsanesi kulaktan kulağa yayılmıştı. Ülke o dönemde tarihinin en rahat, neşeli ve karnaval havasındaki günlerini yaşıyordu. Gazeteci Lena Cassel, NDR’de o günleri anlatırken bu dönemi "toplumsal bir duygusal rahatlama" olarak tanımlıyor.
Nitekim Şubat 2007’ye gelindiğinde Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ), "Yaz Masalı’ndan sonra bir kış masalı" manşetini attı: Doğum hazırlık kurslarında yer kalmamış, hastanelerin doğumhaneleri kapasite sınırına dayanmıştı. Stern dergisi de konuyu kapağına taşıdı. Hamburg’daki Asklepios Kliniği, Mart 2007’de doğum sayılarında yüzde 10’luk bir artış bildirdi.
İstatistikler de ilk etapta bu çılgınlığı destekler nitelikteydi: Eyalet İstatistik Dairesi verilerine göre Berlin’de Mart 2007’deki doğum sayısı 2 bin 400’den 2 bin 800’e fırlamıştı. Vivantes klinikleri bir önceki yıla göre yüzde 11, Köln şehri ise Nisan ayında geçen yıla kıyasla 116 daha fazla doğum kaydetmişti. Benzer bir tablo 2015’te de çizildi. Bild gazetesi tek tek "dünya şampiyonu bebekleri" manşetlerine taşıdı, yerel yönetimler artan doğum sayılarıyla övündü.
Tekil rakamlar aldatıcı olabilir
Ancak madalyonun bir de arka yüzü vardı. Eğer 2014 Dünya Kupası zaferi gerçekten kitlesel bir hamilelik dalgasına yol açsaydı, bunun ayak sesleri doğumlardan aylar önce piyasada duyulurdu: sağlık sigortası kayıtlarında, hamilelik testi satışlarında ya da bebek arabası pazarlarında ani bir hareketlilik aranmalıydı. Fakat WirtschaftsWoche yaptığı araştırmada hiçbir somut kanıt bulamadı.
Barmer GEK sağlık sigortası kurumu o dönem, "Önümüzdeki aylara dair olağan dışı bir doğum artışına işaret eden hiçbir veri elimizde yok" açıklamasını yaparken, bir diğer dev sigorta şirketi Techniker Krankenkasse de "Mevcut verilerden güvenilir bir sonuç çıkarmak imkansız," diyerek iddiaları boşa çıkardı.
Hamilelik testi üreticileri de ortada bir "patlama" görmedi. Sektörün öncülerinden Dolorgiet firması, Temmuz 2014 satışlarının ortalamanın altında kaldığını, Ağustos ayının ise tamamen standart seyrettiğini açıkladı. Büyük bebek ürünleri zinciri BabyOne ise çocuk arabası satışlarındaki artışı doğruladı ancak bunun Dünya Kupası'yla değil, halihazırda 2014 sonbaharından beri süregelen genel bir tüketici trendiyle ilgili olduğunu belirtti.
İstatistikler miti çürütüyor
2015 baharı geldiğinde, kulağa çok hoş gelen bu "şampiyonluk bebekleri" hikayesi istatistiksel bir duvara tosladı. Alman Haber Ajansı’nın (dpa) nüfus müdürlükleri ve klinikler arasında yaptığı geniş çaplı anket, ortada olağanüstü bir doğum dalgası olmadığını ortaya koydu. Hiçbir uzman "bebek patlaması" ifadesini kullanmaya yanaşmadı.
Hatta tam aksine; Berlin’deki ünlü Charité Hastanesi’nin doğum kliniğinde, Dünya Kupası finalinden tam 40 hafta sonra, normal günlerin bile altında bebek dünyaya geldi. 4-6 Nisan tarihleri arasında klinikte sadece 14 bebek doğmuştu; oysa hastanenin günlük ortalaması zaten 9 ila 10 bebekti.
Geriye dönüp bakıldığında, meşhur 2006 Dünya Kupası efsanesi de bilimsel olarak ayakta kalamadı. Kasım 2007’de Federal İstatistik Dairesi, 2007’nin ilk yarısında doğum sayısının (313 bin 900’den 313 bin 100’e) yüzde 0,3 düştüğünü açıkladı. Dairenin nüfus uzmanı Martin Conrad noktayı koydu: "2006 Dünya Kupası’ndan dokuz ay sonra kesinlikle bir bebek patlaması yaşanmadı."
Algıda seçicilik ve politika etkisi
Peki, bu efsane neden hala bu kadar canlı? Cevap; rakamların cımbızlanarak sunulmasında yatıyor. Münferit bir klinikteki veya bir şehirdeki ani doğum artışları manşet yapmak için harikadır ancak ülke genelindeki makro eğilimleri yansıtmaz. Örneğin Köln’de Nisan 2007’deki doğumlar bir önceki yıla göre fazlaydı ama futbolla hiçbir bağı olmayan 2005 yılının aynı ayında çok daha yüksek bir doğum oranı kaydedilmişti. Stuttgart’ta ise "bebek modası" turnuvadan yıllar önce zaten yükselişe geçmişti.
Üstelik doğum oranlarını etkileyen çok daha somut dinamikler vardı. Örneğin Berlin’de Mart 2007’de yaşanan o gerçek artışın arkasında futbol coşkusu değil, devletin yeni yürürlüğe koyduğu ve ebeveynlere ciddi mali kolaylıklar sağlayan "Elterngeld" (Ebeveyn Ödeneği) reformu vardı. İnsanlar çocuk yapmak için şampiyonluğu değil, devlet desteğinin yürürlüğe girdiği tarihi beklemişti.
Birçok nedeni olabilir
Bu hikâyenin bugüne dek varlığını sürdürmesinde, rakamlarla oynama biçiminin de payı var. Şehirlerde veya tek tek kliniklerde görülen sıçramalar çarpıcı görünüyor ama ülke çapında bir eğilim hakkında fazla bir şey söylemiyor. Köln’de Nisan 2007’de, bir önceki yılın aynı ayına göre daha fazla doğum olmuştu; ancak herhangi bir Dünya Kupası etkisinin söz konusu olmadığı 2005’te rakamlar daha da yüksekti. Stuttgart’ta ise "bebek ateşi" zaten önceki yıllarda artmaya başlamıştı.
Buna başka etkenler de ekleniyor. Berlin’de Mart 2007’deki artış, yeni ebeveyn desteği Elterngeld ile de ilişkilendirildi. Bu ödeme, çocuk doğduktan sonra kaybedilen gelirin bir kısmını telafi ediyor, ebeveynlerin iş ve aile yaşamını daha kolay bir arada yürütmesini ve çocuk bakımını daha eşit paylaşmasını hedefliyordu.
Araştırmalar ne diyor?
Ekonomi tabanlı IZA Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan ezber bozucu bir çalışma, popüler futbol mitini tamamen tersine çeviriyor. Araştırmacılar, tam 50 Avrupa ülkesinin 56 yıla yayılan aylık doğum oranlarını, milli takımların katıldığı 27 büyük turnuvadaki performanslarıyla kıyasladı.
Sonuç oldukça çarpıcı: Büyük sportif başarılar, doğum oranlarını artırmak bir yana, düşürüyor.
Büyük bir turnuva başarısından dokuz ay sonra, doğum oranlarında ortalama yüzde 2,13’lük bir gerileme yaşanıyor. Bu, Almanya ölçeğinde yaklaşık bin daha az bebek demek. Demografların ve araştırmacıların buna mantıklı bir de açıklaması var:
Günlerce stadyumlarda, barlarda, sokaklarda ya da televizyon karşısında çılgınca kutlama yapan, alkol tüketen ve uykusuz kalan kitleler; o değerli zamanı yatak odasında geçirmiyor.
Benzer bir durum 1970 yılında ünlü demograf J. Richard Udry tarafından da kanıtlanmıştı. 1965'teki büyük New York elektrik kesintisinden 9 ay sonra bir bebek patlaması yaşandığına dair üretilen şehir efsanesini inceleyen Udry, doğum oranlarının tamamen normal seyrettiğini ortaya koymuş ve şu sonuca varmıştı: "İnsanlar, olağan hayatın akışını bozan sıra dışı ve kitlesel olayların, çiftleri sihirli bir şekilde çocuk yapmaya sevk ettiğine inanmayı seviyor."
Mit neden yaşamaya devam ediyor?
Günün sonunda "Dünya Kupası bebekleri", anekdotların ve medyanın köpürtmesiyle kalıcı bir toplumsal mite dönüşmenin en güzel örneği. Tekil başarı hikayeleri, dolu kurslar ve mutlu aile fotoğrafları kulağa hoş gelse de demografik bir gerçekliği yansıtmıyor.
2015 yılında Almanya’da doğumlar bir önceki yıla göre yüzde 3,2 artarak 738 bine ulaştı ancak uzmanlar bunun arkasında futbolun değil; değişen göç dalgaları, kadın nüfusunun yaş dağılımı ve sosyo-ekonomik istikrarın olduğunu belirtiyor. İçinde bulunduğumuz 2026 yılında ise acı gerçek değişmiyor: Almanya ve Avrupa genelinde doğum oranları radikal biçimde düşmeye, nüfus yaşlanmaya devam ediyor.
Yine de bu efsane muhtemelen hiç ölmeyecek. Çünkü futbol coşkusunu, kolektif aidiyet duygusunu ve aile saadetini çok basit, romantik ve akılda kalıcı bir formülle birleştiriyor. Bu yüzden, biten her büyük turnuvanın ardından muhtemelen bu soruyu sormaya devam edeceğiz.