Loader
Bize Ulaşın
Reklam

İzlanda'nın AB referandumunda iki önemli başlık: Ekonomi ve balıkçılık

İzlanda'nın güneybatısında, çok sayıda balıkçının yaşadığı Grindavik kasabası.
İzlanda'nın güneybatısında, çok sayıda balıkçının yaşadığı Grindavik kasabası. ©  Copyright 2023 The Associated Press. All rights reserved
© Copyright 2023 The Associated Press. All rights reserved
By Vincenzo Genovese
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Kuzey Kutbu'nun güvenliği ve ABD'nin Grönland üzerindeki hak iddiaları manşetleri kaplasa da İzlandalılar, Avrupa'yla ilişkilerinin geleceğini balıkçılık ve tarım üzerinden belirleyecek. 29 Ağustos'taki referandumda jeopolitikten çok egemenlik ve kimlik öne çıkacak.

Mavi mezgit, uskumru ve altın kızıl balık, referendumda ABD Başkanı Donald Trump'ın yayılmacı hedeflerinden, Rusya'nın giderek büyüyen tehdidinden ya da Avrupalı siyasetçilerin hoş sözlerinden daha belirleyici olabilir.

REKLAM
REKLAM

Denizin ekonomiyi, geçim kaynaklarını ve ulusal kimliği şekillendirdiği İzlanda'da ülkenin son 10 yıldaki en önemli yol ayrımı, nihayetinde tek bir konuya dayanıyor: Balık.

İzlandalılar, Avrupa Birliği'ne katılım müzakerelerine yeniden başlanıp başlanmamasını 29 Ağustos'ta oylayacak. Böylece 2013'te dondurulan süreç yeniden gündeme gelecek. Seçmenlerin onay vermesi halinde Brüksel ile görüşmeler tekrar başlayacak ve İzlanda, sıradaki diğer ülkelerden daha önce AB'ye katılma olanağı elde edebilecek.

İlk bakışta referandumun zamanlamasının jeopolitik nedenlere dayandığı düşünülebilir. ABD'nin Grönland'a yeniden ilgi göstermesi ve Ukrayna'da yıllardır süren savaş, Kuzey Kutbu'nu Avrupa'nın stratejik gündeminde daha üst sıralara taşırken İzlandalılar giderek iki büyük gücün arasında kalmış görünüyor.

Ancak seçim kampanyası farklı bir tablo ortaya koyuyor. Bifrost Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü ve ülkenin en tanınmış siyasi yazarlarından Eirikur Bergmann'a göre referandum; ekonomi, egemenlik ve her şeyden önemlisi İzlanda'nın balıkçılık sahalarının kontrolü üzerinden yürütülüyor.

Bergmann, "İzlandalılar ikiye bölünmüş durumda," dedi. Kamuoyundaki tartışmanın her zaman olduğu gibi euroya geçmenin sağlayacağı faydalar ve balıkçılık sektörünün karşı karşıya kalacağı riskler üzerinde yoğunlaştığını söyledi.

Balıkçıların kaygıları İzlanda'nın kaygıları

Balıkçılığın İzlanda'nın gayri safi yurtiçi hasılasındaki (GSYH) payı azalmasına rağmen sektör, 2024'te ekonominin yaklaşık yüzde 8'ini oluşturdu. Balıkçılık, ülkenin en büyük ihracat sektörlerinden biri ve kıyı bölgelerindeki çok sayıda yerleşimin temel geçim kaynağı olmayı sürdürüyor.

İzlandalıların deniz konusunda karşı karşıya gelmesi ilk kez yaşanmıyor. Reykjavik, 1958 ile 1976 yılları arasında İngiltere ile yaşanan üç "Morina Savaşı" sırasında deniz yetki alanlarına ilişkin hak iddialarını başarıyla savundu.

Bugün ise endişelerin odağında, üye ülkeler arasındaki balıkçılık kaynaklarını yöneten Avrupa Birliği Ortak Balıkçılık Politikası (CFP) bulunuyor.

Birden fazla ülkenin yetki alanına giren ve avlanma kotaları paylaştırılan "ortak balık stokları", İzlanda balıkçılık sektörünün en büyük kaygısını oluşturuyor. Bu nedenle ülkenin AB'ye katılması halinde muafiyetler ya da özel düzenlemeler talep etmesi bekleniyor.

İzlanda'nın balıkçılık sektörü, dünyanın en gelişmiş kota sistemlerinden biri üzerine kurulu. Sistem, bilimsel verilere dayalı avlanma sınırları belirliyor ve her tekneye balıkçılık hakkı tahsis ediyor. Bu kotalar alınıp satılabiliyor.

Yerel basına göre Isafjordur ve Vestmannaeyjar gibi kıyı kentlerindeki balıkçılar açısından mesele yalnızca İzlanda'nın ne kadar balık avlayabileceği değil, kimin ne kadar avlanacağına kimin karar vereceği.

Dışişleri Bakanı Thorgerdur Katrin Gunnarsdottir de yakın tarihli bir röportajında balıkçılık ve tarımın yeniden başlayabilecek üyelik müzakerelerinin en zorlu başlıkları olacağını söyledi.

İzlandalı çiftçiler de balıkçılar gibi Avrupa'nın en korumacı tarım sistemlerinden biri içinde faaliyet gösteriyor. Üreticiler, ülkenin sert iklimi ve küçük iç pazarının yarattığı dezavantajları telafi etmek amacıyla kamu sübvansiyonlarıyla destekleniyor.

Çiftçilerin endişe duyduğu kısaltma ise CAP, yani AB'nin Ortak Tarım Politikası. Ortak kurallara göre sübvansiyon dağıtan bu politika, İzlanda'nın mevcut tarım sistemini bütünüyle değiştirebilir.

AB ile bütünleşmeyi savunanlar ise kampanyalarında ekonomik avantajlara güveniyor.

Bunların başında euroya geçiş geliyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) yakın tarihli raporuna göre euro, İzlanda kronundan kaynaklanan kur dalgalanmalarını ortadan kaldırarak enflasyonun, faiz oranlarının ve uluslararası ticaret maliyetlerinin düşmesini sağlayabilir.

Tesadüfen doğan referandum

Avrupa'ya yönelik bu yeni ilgi, Trump'ın Grönland ve Kuzey Kutbu'ndaki yayılmacı hedefleri hakkında tekrarladığı açıklamalara yanıt olarak ortaya çıkmadı.

ABD, NATO aracılığıyla uzun süredir İzlanda'nın başlıca güvenlik garantörü konumunda. Washington'ın daha öngörülemez hale gelmesi, AB ile iş birliğini daha cazip kılsa da güvenlik konusu iç siyaseti şekillendirmedi ve referandum tartışmalarına da hakim değil.

Bergmann, "Bunun henüz tartışmalara tam olarak yansıdığını söyleyemem," dedi. İzlanda'nın referandum düzenleme kararını 2024 seçimlerinin ardından aldığını belirtti.

Bergmann, "Bu karar, Donald Trump'ın ikinci döneminden ve bu jeopolitik değişimlerden önce alındı. Güvenlik ve savunma meselesi bu kararın bir parçası değildi," dedi.

Referandum, kamuoyundaki büyük bir değişimden çok hükümet değişikliğinin sonucu olarak ortaya çıktı.

AB karşıtı bir koalisyon 2013'te iktidara gelerek müzakereleri askıya aldı. Daha sonra seçmenlere danışmadan İzlanda'nın üyelik başvurusunu tamamen geri çekti.

Siyasi tablo 2024'te yeniden değişti. Avrupa yanlısı partilerden oluşan koalisyon, müzakerelere yeniden başlanıp başlanmamasına İzlandalıların karar vereceği sözünü verdi.

Bergmann, "İzlanda'nın şimdi ilerlemesinin tek nedeni hükümetin değişmiş olması. Ancak bu partilerin iktidara gelmesinin AB meselesiyle hiçbir ilgisi yoktu," dedi.

Bergmann'a göre bu durum, kamuoyu yoklamalarının neden başa baş seyrettiğini de açıklıyor. İzlandalılar, 2000'li yılların başından bu yana ülkeyi bölen bir meseleyi yeniden değerlendiriyor.

Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, uluslararası düzenin değiştiğini İzlanda'ya hatırlatmış olabilir. Ancak sandığa giden seçmenlerin Grönland ya da Rusya'nın Kuzey Kutbu'ndaki hedeflerinden çok ülke içindeki ekonomik kaygıları düşünmesi bekleniyor.

AB'ye uzanan açık yol

İzlandalılar müzakerelere yeniden başlanıp başlanmaması konusunda bölünmüş olsa da ülkenin AB'ye katılım süreci, Batı Balkanlar ya da Doğu Avrupa'daki birçok aday ülkeye kıyasla daha kolay ilerleyebilir.

İzlanda halihazırda Avrupa ile büyük ölçüde bütünleşmiş durumda. Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) aracılığıyla AB'nin tek pazarına dahil olan ülke aynı zamanda Schengen bölgesinde yer alıyor; insanların, malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımından yararlanıyor.

Müzakereler sıfırdan başlamayacak, önceki görüşmelerde elde edilen sonuçlar üzerine inşa edilecek.

İzlanda'nın 2013'te başvurusunu geri çektiği tarihe kadar 27 müzakere başlığı açılmış, bunların 11'i geçici olarak kapatılmıştı.

Görüşmelerin yeniden başlaması halinde Avrupa Komisyonunun öncelikle İzlanda'da son 10 yılda yapılan yasal değişiklikleri değerlendirmesi gerekecek. Resmi müzakereler bundan sonra başlayabilecek.

Bir AB yetkilisi Euronews'e, "Teknik ayrıntıların ötesinde İzlanda'nın diğer aday ülkelere kıyasla müzakerelere bir adım önde başlayacağı açık," dedi.

Avrupa Parlamentosundaki liberal Avrupa'yı Yenile grubunun lideri ve İzlanda'nın üyeliğinin en güçlü destekçilerinden Valerie Hayer'e göre İskandinav ülkesi, demokratik standartlar açısından da AB ile büyük ölçüde uyumlu.

Hayer, "İzlanda halihazırda ortak değerleri paylaşan, Kuzey Atlantik güvenliğinde kilit rol oynayan ve kapasitesi yüksek demokratik bir ortak," dedi. Reykjavik'in Birliğe katılmasının AB'nin jeopolitik etki alanını güçlendireceğini savundu.

Avrupalı siyasetçiler ve AB yetkilileri, İzlanda'nın üyelik müzakerelerinde kaybedecek hiçbir şeyi olmadığını ve Birliğe katılmanın İzlandaca için tehdit oluşturmadığını vurguladı. İzlandaca, 400 binden az kişi tarafından konuşulmasına rağmen diğer AB dilleriyle aynı resmi statüye sahip olacak.

Buna rağmen Avrupa referandumu, birçok İzlandalı açısından daha derin kimlik sorularını gündeme getiriyor.

Bazı seçmenler, uluslarüstü bir kuruma katılmanın İzlanda'nın siyasi özerkliğini zamanla aşındırmasından endişe ediyor. Bu kaygı, Danimarka'dan tam bağımsızlığını ancak 20'nci yüzyılda kazanan bir ülke için özellikle hassas bir konu.

Konu hakkında bilgi sahibi başka bir AB yetkilisi Euronews'e, İzlanda'nın Avrupa ile ilişkilerinin geleceğinin nihayetinde duygusal değerlendirmelere bağlı olabileceğini söyledi.

Yetkili, "Oylama karada yapılacak ancak insanlar denize bakarak oy verecek," dedi.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

İzlanda, balina avcılığı karşıtı 21 aktivisti sınır dışı edecek

Fransa Dışişleri Bakanı: İzlanda AB ile görüşmekle bir şey kaybetmez

İzlanda ticari balina avını yeniden başlattı: ilk balinalar öldürüldü