Amerikalılar ve Avrupalılar birbirini anlamadan tartışırken, rakipleri bu durumu dışarıdan izliyor. AB kendi standartlarını belirleyebilir; ancak iç içe geçmiş küresel ekonomide, bağları koparma hayalleri üzerinden yapılan gövde gösterileri kimseye fayda sağlamaz.
“İfade özgürlüğü” söylemleri, AB’nin dijital yasalarına karşı bir argüman olarak sunulduğunda, Avrupa’da genelde sert bir tepki doğuyor: “Burası bizim toprağımız, bizim birliğimiz ve bizim yasalarımız; ya bunlara uyun ya da gidin, biz yerli alternatifler buluruz!” — Amerikalıların AB kurallarını eleştirdiğini duyan birçok Avrupalının verdiği ilk tepki tam olarak bu.
Dürüst olalım: Avrupa kamuoyu, Amerika’daki anayasa değişiklikleriyle, Amerikalıların Avrupa yasalarıyla ilgilendiği kadar ilgileniyor; yani neredeyse hiç. Üstelik yeni teknolojiler konusundaki küresel iş birliği, gerçek bir ortaklıktan ziyade diplomatik görüşmeler ve kağıt üzerinde kalan belgelerden ibaret. Şimdiye kadarki diyalog çabaları da maalesef beklenen sonucu vermedi.
Atlantik’in her iki yakası da bir kısırdöngüye hapsolmuş durumda. Tıpkı ticaret anlaşmalarında olduğu gibi, ilişkileri normalleştirme çabaları; tarafları yakınlaştırmak yerine birbirinden uzaklaştırmak isteyenler tarafından birkaç ayda bir sabote ediliyor.
Her iki tarafı anlamak
Amerikan bakış açısını anlamak zor değil. Sosyal medya platformları dünya genelinde tek tip bir deneyim sunmak üzere kurulduğundan, AB’de çıkan her yeni kural, eninde sonunda bu platformların tüm işleyişini değiştiriyor. Bu da haliyle “Amerikalıların ifade özgürlüğü haklarını” doğrudan etkiliyor.
Buna AB’nin kendi kurallarını dünyaya dayatma isteğini, ABD ile olan ticaret dengesizliğini, bazı Avrupa yasalarının belirsizliğini ve ABD’nin Çin ile girdiği teknoloji yarışını da eklerseniz; Amerikalıların neden bu kadar tepkili olduğu netleşiyor.
Avrupalıların da haklı olduğu noktalar var: 450 milyonluk bir pazarın, kendi değerlerine ve ihtiyaçlarına uygun kurallar koyma hakkı vardır. Ancak bu durum, mevcut kuralların hatasız olduğu ya da bu gidişatı eleştiren Avrupalıların "hain" olduğu anlamına gelmez.
Değişim Avrupa için kolay bir süreç değil. Kuralları sadeleştirmeyi öneren bazı siyasetçiler ve Avrupa Komisyonu üyeleri, tabiri caizse ateş hattında kalıyor. Kuralları basitleştirme çabaları bile çoğu zaman sert saldırılarla karşılanıyor. Bunun sebebi sadece siyasi görüş ayrılıkları değil; Avrupa’nın devasa bürokratik yapısının, bu kurallardan beslenen ve onları ne pahasına olursa olsun savunan geniş bir uzman ve danışman ordusu yaratmış olmasıdır.
Öte yandan, bazı Amerikalı kanaat önderleri de toptancı bir AB karşıtlığı yaparak kendi işlerini zorlaştırıyor. Bu tutum, Avrupa’daki ılımlı sesleri sustururken savunmacı refleksleri daha da körüklüyor.
Daha geniş açıdan bakmak
Son iki yıl, her iki yakadaki ılımlı kesimler için yıpratıcı geçti. Ortak çıkarlar üzerine kurulması gereken tartışmalar, yerini sert ve karamsar açıklamalara bıraktı.
Şu anki en mantıklı yol, uzun vadeli bir perspektife sahip olmaktır. Çin ve Rusya arasındaki yakınlaşmayı da hesaba katarak, AB-ABD teknoloji ortaklığını daha geniş bir jeopolitik tablo içinde değerlendirmek ve geçici gerginlikleri çok büyütmemek gerekir.
Ne Avrupalılar ne de Amerikalılar dış dünyadan kopuk yaşıyor. Eğer somut bir diyalog kurulmazsa, her iki taraf da günün sonunda kaybeden taraf olacak. Ekonomi artık tamamen iç içe geçmiş durumda, bağları tamamen koparmak gerçekçi değil. Dünyanın geri kalanı ise bu kavgayı kenardan izliyor ve oluşan bu çatlaktan kendine fayda sağlamaya çalışıyor.
Bu makale ilk olarak EU Tech Loop'ta yayınlanmış olup Euronews ile yapılan bir anlaşma kapsamında yeniden yayınlanmıştır.