İskoçya’daki erişilebilir dağ rotalarından Sicilya’nın dokunsal müzelerine uzanan bu önerilerde, engelli gezginler ve erişilebilir turizm uzmanları Avrupa’da tatili daha kapsayıcı, güvenli ve kolay hale getiren destinasyonları paylaşıyor.
Dağ patikaları mı, Orta Çağ kentleri mi? Avrupa’da tatil planı yapmak çoğu zaman zorlayıcı bir tercih sürecine dönüşüyor. Erişilebilirlik ihtiyaçları söz konusu olduğunda ise bu karar daha da karmaşık hale geliyor.
Responsible Travel adına yapılan ve erişilebilir seyahati odağına alan yakın tarihli bir YouGov araştırmasına göre, erişilebilirlik ihtiyacı bulunan kişilerin istedikleri tatilleri rezerve etmesinin önündeki en büyük engellerden biri, maliyetin ardından “özgüven eksikliği” olarak öne çıkıyor.
Bu kapsamda engelli gezginler ile erişilebilir turizm uzmanları, Avrupa’daki favori destinasyonlarını paylaşarak seyahat konusunda güven kazanmak isteyenler için erişilebilir ve ilham verici rota önerileri sunuyor.
Cairngorms, İskoçya: Karen Darke
Maceracı Karen Darke, 21 yaşında geçirdiği bir tırmanış kazasının ardından felç kaldı. Ancak Darke, sonraki yıllarda 2016 Rio Paralimpik Oyunları’nda altın madalya kazanarak, sit-ski ile Grönland’ı geçip Kanada’dan Meksika’ya el bisikletiyle pedal çevirerek sınırları zorlayan başarılara imza attı.
Darke’a göre İskoçya’daki Cairngorms National Park, açık hava macerası ile erişilebilir turizmin bir araya gelebildiği en iyi örneklerden biri. Evine yakın konumdaki ulusal parkı, özellikle kapsayıcı aile tatilleri için ideal bir rota olarak tanımlıyor.
Bölgeyi ziyaret edecekler için ilk önerisi, erişilebilir yürüyüş parkurlarıyla öne çıkan Rothiemurchus Visitor Centre. Darke, merkezin çevresindeki Kaledonya çam ormanlarının içinden geçen patikaların yanı sıra Loch Morlich, Loch Inshve Loch an Eilean gibi göllerin de farklı erişilebilirlik seviyeleri sunduğunu belirtiyor.
Darke ayrıca, ziyaretçileri dağ manzarasıyla buluşturan füniküler hattı sayesinde Cairngorm Mountain’ın erişilebilir doğa deneyimi açısından öne çıktığını söylüyor. Kış aylarında ise bölgedeki kayak merkezinde Disability Snowsport UK aracılığıyla uyarlanmış kayak aktivitelerine katılmak mümkün.
Konaklama tarafında Darke’ın önerileri arasında erişilebilir ahşap evleriyle öne çıkan Badaguish Outdoor Centre ile kişiye özel etkinlikler ve erişilebilir konaklama seçenekleri sunan Glenmore Lodge yer alıyor. Bölgede uyarlanmış dağ bisikleti, el bisikleti ve kürek sörfü gibi aktiviteler için ise Able2Adventure öneriliyor.
Göteborg, İsveç: Rachel Nafzger
Rachel Nafzger görme engelli, ancak bu onu Avrupa’yı ve ötesini keşfetmekten alıkoymamış. Pratik ayrıntıların yanı sıra, “bir kentin havasının da gerçekten çok önemli” olduğunu söylüyor. Ve 2014’te AB Erişilebilir Kent Ödülü’nü alan Göteborg ondan tam not alıyor.
“Her yer son derece rahat, açık ve güvenli hissettiriyordu” diyor. “Yoldan geçen rastgele insanlara soru sormakta hiç tereddüt etmedim ve her zaman yardım etmeye istekli olduklarını gördüm; üstelik çoğu zaman insanı utandıracak kadar iyi bir İngilizceyle.”
Göteborg’un ulaşım sistemini “muhteşem” diye niteliyor ve “mükemmel tramvay ağı sayesinde yönümü hep bulabildim ve sorunsuz dolaştım” diyor.
Nafzger, özel destek sunan bir uzman şirketle seyahat etmeyi veya güvendiğiniz bir arkadaşınızla yola çıkmayı tavsiye ederken, yolda yardıma ihtiyaç duyduğunuzda yerel halkla konuşmanız için de cesaretlendiriyor. “Dışarıdayken insanlarla etkileşim kurmak, bir yeri gerçekten hissetmenize yardımcı olmasının yanı sıra, en güzel seyahat hikâyelerinden bazılarına da kapı açabilir” diyor.
Berlin, Almanya: Paul Mahoney
Tekerlekli sandalye kullanan gezgin Paul Mahoney, erişilebilirlik konusunda Avrupa’nın en başarılı şehirlerinden biri olarak gördüğü Berlin’e üç kez geri döndüğünü söylüyor. Mahoney, kentte düzenlenen yarı maratona da katıldığını ve düz parkurun tekerlekli sandalye kullanıcıları için “son derece iyi organize edildiğini” belirtiyor.
Mahoney’e göre Berlin, erişilebilir şehir planlamasında “gerçek bir standart” oluşturuyor. Özellikle rampaları ve engelsiz giriş düzenlemeleriyle dikkat çeken Reichstag Building, ziyaret edilmesi gereken noktaların başında geliyor. Ayrıca Berlin Duvarı anıt alanı ile Brandenburg Gate de erişilebilir yapılarıyla öne çıkıyor.
Mahoney, Holokost Anıtı içerisindeki Stelae Alanı’nda bazı patikaların zorlayıcı olabileceğini kabul ediyor. Ancak anıtın geri kalan bölümünün tamamen erişilebilir olduğunu vurgulayarak ziyaretçilerin bundan çekinmemesi gerektiğini ifade ediyor.
Paul Mahoney, Berlin’in toplu ulaşım altyapısının da tekerlekli sandalye kullanıcıları açısından oldukça kapsayıcı olduğunu söylüyor. Özellikle hop-on-hop-off şehir turu otobüslerinin alçaltılmış rampaları ve geniş iç hacimleri sayesinde erişilebilir bir ulaşım deneyimi sunduğunu belirtiyor.
Mahoney, şehir dışındaki bir toplama kampı müzesine trenle ulaşım sırasında bazı zorluklarla karşılaştığını ifade etse de, tarihi yapıların korunma koşulları göz önüne alındığında mevcut erişilebilirlik seviyesini yine de “kayda değer” bulduğunu dile getiriyor.
Bir seyahat rezervasyonu yapmadan önce, güncel erişilebilirlik bilgileri için “özellikle faydalı” bulduğu visitberlin.de sitesine göz atmanızı tavsiye ediyor.
Rachel Nafzger da Berlin’i öve öve bitiremiyor; kenti “dokunsal maketlerin kralı” olarak nitelendiriyor.
“Sadece şehrin dört bir yanına dağılmış değiller; Stadtmodelle adlı başlı başına bir sergi de var” diyor. “Berlin’in yerleşimini hissedebilmeniz için kocaman, üç boyutlu dokunsal bir şehir maketi ile ünlü kent simgelerinin daha küçük dokunsal maketlerinden ve bunlara eşlik eden Braille bilgilendirme panolarından oluşuyor.”
Amsterdam, Hollanda: Carrie-Ann Lightley
Ödüllü seyahat yazarı ve erişilebilirlik savunucusu Carrie-Ann Lightley, Amsterdam’ı tekrar tekrar ziyaret ettiği nadir şehirlerden biri olarak tanımlıyor. Lightley’e göre kentte erişilebilirlik, “sonradan düşünülmüş bir ayrıntı” hissi vermiyor.
Amsterdam’ın en büyük avantajının kolay hareket edilebilir bir şehir yapısına sahip olması olduğunu belirten Lightley, düz ve kompakt yapısı sayesinde kentin birçok tarihi Avrupa şehrine kıyasla bağımsız dolaşım açısından çok daha elverişli olduğunu söylüyor.
Lightley ayrıca erişilebilir toplu taşımanın şehir deneyiminde belirleyici rol oynadığını vurguluyor. Özellikle tramvay ve tren ağlarının büyük kolaylık sağladığını ifade eden yazar, Eurostar ile Amsterdam’a ulaşmanın da hava yolculuğunun yarattığı stres ve belirsizliklerin önemli bölümünü ortadan kaldırdığını belirtiyor.
Lightley, esneklik için Amsterdam Centraal yakınlarında konaklamayı tercih ediyor. Kenti keşfetmenin en rahat yollarından birinin de Blue Boat Company ile düzenlenen erişilebilir kanal turları olduğunu söylüyor. Lightley’e göre bu turlar, “kalabalık sokaklarda tüm gün yön bulmaya çalışmanın yarattığı yorgunluk olmadan” şehrin genel atmosferini deneyimleme fırsatı sunuyor.
Kültür rotaları arasında ise Rijksmuseum ile Van Gogh Museum öne çıkıyor. Lightley, her iki müzenin de güçlü erişilebilirlik uygulamaları ve ziyaretçilerin rahat hareket edebilmesini sağlayan anlaşılır planlamalarıyla dikkat çektiğini belirtiyor.
Amsterdam’ın özellikle ilk kez erişilebilir seyahate çıkacak kişiler için uygun bir başlangıç noktası olduğunu söyleyen Lightley, kenti “özgüven kazandıran harika bir destinasyon” olarak tanımlıyor.
Katanya, Sicilya, İtalya: Damiano La Rocca
Damiano La Rocca, görme engelli ya da kısmi görme kaybı olan kişiler için bireysel ve grup tatilleri düzenleyen Seable’ın kurucusu. Katanya’daki yerel turların “şehir gezisini tamamen kapsayıcı, çok duyulu ve engelsiz bir deneyime dönüştürdüğünü” söylüyor.
Sicilya, ziyaretçilere yalnızca tarihi ve doğal güzellikleriyle değil, duyulara hitap eden deneyimleriyle de öne çıkan bir seyahat rotası sunuyor. Sokak lezzetleri, Sicilya usulü dondurmalar, çıtır cannoli’ler, şarap tadımları ve balık pazarlarının sesleri ile kokuları, bölgenin erişilebilir turizm deneyiminin önemli parçaları arasında yer alıyor.
Erişilebilir seyahat uzmanı Amar Latif’in kurduğu Seable’ın rehberlerinden Francesca La Rocca ise özellikle Museo Tattile Statale Omero benzeri dokunsal deneyimlerin Sicilya’daki karşılıkları arasında gösterilen Dokunsal Müze’yi öneriyor. La Rocca’ya göre müze, Sicilya’nın tarihi yapılarının son derece ayrıntılı üç boyutlu modelleriyle Avrupa’nın en etkileyici erişilebilir kültür alanlarından biri olarak değerlendiriliyor.
La Rocca’nın öne çıkardığı bir diğer deneyim ise erişilebilir Mount Etna turları. Rehberlerin ziyaretçilere çok duyulu bir deneyim sunduğunu belirten La Rocca, teleferik ve erişilebilir 4x4 araçlarla zirveye ulaşırken ziyaretçilerin volkanik toprağı fiziksel olarak hissedebildiğini söylüyor.
Seable tarafından düzenlenen Sicilya’daki altı günlük kişiye özel turların kişi başı fiyatı ise oda-kahvaltı konaklama, aktiviteler ve günde sekiz saate kadar eğitimli gören rehber hizmeti dâhil olmak üzere 1.850 sterlinden başlıyor.