Macarlar pazar günü sandık başına giderken AB iki senaryoya hazırlanıyor: Orban yönetiminde vetoların devam etmesi ya da Magyar'ın ilişkileri yeniden başlatabilecek bir zafer kazanması. Ancak Brüksel her iki senaryoya da temkinli yaklaşıyor.
Macaristan’da pazar günü yapılacak seçimlere giderken Avrupa Birliği (AB) yetkilileri, Başbakan Viktor Orban yönetiminde sürecek bir gerilim senaryosundan muhalefet lideri Peter Magyar ile temkinli bir normalleşmeye kadar tüm olasılıkları değerlendiriyor.
Orban, uzun süredir Brüksel ile yaşadığı anlaşmazlıklarla öne çıkarken, sık sık veto yetkisini kullanması ya da kullanma tehdidinde bulunmasıyla AB içinde sistemsel bir gerilimin kaynağı olarak görülüyor. Son olarak mart ayında, Druzhba boru hattı üzerindeki anlaşmazlık nedeniyle Ukrayna’ya sağlanması planlanan 90 milyar euroluk krediyi engellemişti.
İki yıl önce kurduğu Tisza Partisi ile siyaset sahnesine çıkan Magyar ise Macaristan’ın AB ve NATO ile “bozulmuş ilişkilerini” yeniden inşa etme sözü veriyor. Brüksel’de bu vaat olumlu karşılanırken, Tisza Partisi seçim öncesi anketlerde Orban’ın Fidesz Partisi’nin önünde görünüyor. Ancak Magyar, klasik anlamda Batı yanlısı liberal bir çizgide değerlendirilmiyor.
Bir AB diplomatı, Euronews’e yaptığı açıklamada kampanyayı yakından takip ettiklerini ve temkinli bir iyimserlik içinde olduklarını söyledi. Diplomat, sonuçların netleşmesinin ardından pazartesi günü daha kapsamlı bir değerlendirme yapılacağını ifade etti.
Fidesz cephesi ise anketlere şüpheyle yaklaşıyor. Partiye yakın bir kaynak, “İki kampın büyüklüğü benzer ve anketler çok güvenilir değil; insanların yaklaşık onda biri telefona cevap veriyor. Tisza seçmenleri daha yüksek sesle konuşmayı tercih ediyor, bizimkiler daha sessiz. Sonuçta belirleyici olacak olan katılım oranı,” dedi.
Orban ise seçimlerde bireysel seçim bölgelerinin çoğunu kazanarak parlamentoda 199 sandalyeli mecliste 100 ila 110 sandalye arasında bir çoğunluk elde edeceğini öngörüyor. Fidesz’in 2011 yılında gerçekleştirdiği seçim sistemi reformunun, iktidar partisine avantaj sağladığı da belirtiliyor.
Orban kazanırsa: Vetolar, radikalleşme ve sağın genişlemesi
Orban'ın iktidarı elinde tutması halinde AB diplomatları Brüksel ile gerilimin derinleşmesini bekliyor.
Adının açıklanmaması kaydıyla konuşan bir diplomat, Ukrayna kredisine bir çözüm bulunmasının neredeyse imkansız hale geleceğini ve AB'nin muhtemelen hem Macaristan hem de Slovakya'yı atlayarak 25 üye ülke düzeyinde ilerlemesi gerekeceğini söyledi. Diplomat, Macaristan'ın Ukrayna ile AB katılım müzakere fasıllarının açılmasını da engellemeye devam edeceğine inandığını belirtti.
Bir Fidesz kaynağı çok az şeyin değişeceğini doğruladı. "Bazı konularda anlaşmaya varılabilir ama Macaristan için müzakereye açık olmayan kırmızı çizgiler var: Ukrayna ve oy birliği meselesi. Büyük bir anlaşma beklemiyorum."
Yine de AB'den üst düzey ikinci bir diplomat Euronews'e seçimden sonraki gerçekliğin daha nüanslı olabileceğini ve zafer marjının önemli olacağını söyledi: Dar bir galibiyet Orban'ı ülke içinde siyasi olarak zayıflatabilir ve bazılarının 'Orban-light' olarak tanımladığı, kendisinin Avrupa sahnesinde daha az iddialı bir versiyonunu üretebilir.
Berlin merkezli Avrupa Politikaları Enstitüsü'nün müdür yardımcısı Daniel Hegedüs, bu tür bir ılımlılığa şüpheyle yaklaştığını ifade etti.
"2014'ten bu yana Başbakan Orban her seçim zaferinden sonra radikalleşti. Kazansa bile Rusya ve mevcut Trump yönetimiyle stratejik ortaklıklara daha da bağımlı hale gelecek," dedi.
Fidesz'den bir yetkili, Orban'ın zafer kazanması halinde, "Brüksel'i işgal et" sloganıyla çerçevesini çizdiği Avrupa için Vatanseverler (PfE) grubunun Avrupa Parlamentosu'ndaki etkisini arttırma çabalarını hızlandıracağını da sözlerine ekledi.
"2029'a hazırlanıyoruz. Avrupa Parlamentosu seçimlerine ve 2027'deki Fransa seçimlerine. Sağın Parlamento'da mutlak çoğunluğa sahip olması gerekiyor," dedi.
Seçim hileleri bir kırılmayı tetikleyebilir
Brüksel'deki ana kaygılardan biri de seçimin kendisi.
Hollandalı Yeşiller milletvekili Tineke Strik Euronews'e yaptığı açıklamada, Brüksel'den oylamayı yakından takip etmesini ve Orban'ın hile ya da oy satın alma yoluyla kazanması durumunda hızlıca müdahale etmesini istedi. Bazı milletvekilleri de Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'e mektup yazarak Avrupa Komisyonu'nun daha fazla denetim yapmasını talep etti.
Strik, hile ya da oy satın alma söz konusuysa AB'nin "tüm fonları dondurması gerektiğini çünkü Orban'dan sadece daha fazla radikalleşme bekleyebileceğimizi" söyledi. Strik ayrıca AB Konseyi'ne, 2018 yılında Macaristan'a karşı başlatılan ve nihayetinde ülkenin oy haklarını elinden alacak bir mekanizma olan 7. Madde prosedürü üzerindeki çalışmalarını hızlandırması çağrısında bulundu.
Ancak bu prosedür, oy birliği gerektirdiği ve 27 üye ülkenin tamamının mutabakat sağlama ihtimali düşük olduğu için durmuş durumda.
Uzman Daniel Hegedüs, "Bratislava, Prag ya da Roma'nın Macaristan'ın oy hakkının askıya alınmasını destekleyeceği bir senaryo göremiyorum," dedi.
Hegedüs ayrıca farklılaştırılmış entegrasyon yoluyla Macaristan'ı bypass etme umutlarına karşı da uyarıda bulundu.
"Farklılaştırılmış entegrasyonu her gün yapamazsınız. AB bütçesinin ya da çok yıllı mali çerçevenin hükümetler arası bir versiyonu yok," diyen Hegedüs, bunun yerine nihayetinde siyasi bir çözümün gerekli olacağını öne sürdü.
Diplomatlar Orban'ın Ukrayna'ya verilecek 90 milyarlık krediyi veto etmesini, Kiev karşıtlığının ana tema haline geldiği yeniden seçim kampanyasıyla bağlantılı görüyor. Seçim biter bitmez, ablukayı sürdürmesi halinde AB liderlerinin Orban'a karşı daha sert bir tutum takınmasının beklendiğini söylüyorlar.
Euronews'in görüşüne başvurduğu üst düzey diplomatlardan biri, "Orban diğer üye ülkelerin neye tahammül edeceğinin sınırlarını sürekli test ettiğinin farkında," dedi.
Bu tepkinin bir önizlemesi mart ayı ortasında, Ukrayna finansman anlaşmasından son anda geri adım atmasının ardından AB liderlerinin hararetli bir zirvede Orban'ı sırayla kamuoyu önünde azarlamasıyla geldi.
Çoğu başkent vetoyu, bloğun ortak karar alma mekanizmasının temelini oluşturan samimi iş birliği ilkesinin ihlali olarak görüyor. Bu da Avrupa Komisyonu'nun seçimden sonra Budapeşte'ye karşı dava açmak için kullanabileceği yasal bir dayanak.
Magyar kazanırsa: İhtiyatlı iyimserlik ve AB fonlarının kilidini açma yarışı
Peter Magyar'ın kazanacağı bir zafer Brüksel'de ihtiyatlı bir iyimserlikle karşılanacaktır.
Magyar'ın da Associated Press (AP) haber ajansına verdiği son röportajda belirttiği gibi, genel beklenti, Macaristan'ın sık sık veto kullanmaktan vazgeçeceği ve AB işlerinde daha yapıcı bir yaklaşım benimseyeceği yönünde.
Yine de Brüksel'de hiç kimse dramatik bir dönüşüm beklemiyor. Magyar, 2024'te kabul edilen AB göç anlaşmasına karşı çıkacağını ve Ukrayna'nın üyelik sürecinin hızlandırılmasına direneceğini zaten söylemişti.
Kazanması halinde ilk önceliği Macaristan'ın dondurulmuş AB fonlarının kilidini açmak olacak. Macaristan için ayrılan 27 milyar euronun 17 milyar eurosu hukukun üstünlüğüne ilişkin kaygılar ve yolsuzluk riskleri nedeniyle bloke edilmiş durumda.
Diplomatlar, Budapeşte'de siyasi irade olması ve gerekli yasal değişikliklerin yapılması halinde fonların önemli bir kısmının hızla serbest bırakılabileceğini söylüyor.
İyimser bir senaryoya göre, mayıs ayına kadar yeni bir hükümet kurulabilir. Bu da potansiyel olarak haziran ayında yasal değişikliklere ve yaz boyunca AB transferlerinin kademeli olarak yeniden başlamasına izin verebilir.
Erken adımlardan biri Macaristan'ın Avrupa Savcılar Ofisi'ne (EPPO) katılması olabilir.
Hegedüs, "EPPO'ya katılmak, yeni bir Macar hükümetine, askıya alınan uyum fonunun büyük bir kısmına, büyük bir siyasi müzakere gerektirmeden, tamamen liyakate dayalı olarak erişim sağlayabilir," dedi.
Hegedüs ayrıca Macaristan'ın AB'nin Kurtarma Fonu'ndan para çekme süresinin dolacağı ağustos ayında 10 milyar euro kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu ve 12 ila 18 aylık bir uzatma sağlanması için diplomatik çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.
Üst düzey bir diplomat Peter Magyar'ı "AB-Macaristan ilişkilerini yeniden başlatmak için bir fırsat" olarak nitelendirirken, AB fonlarının açık bir teşvik olarak görüldüğünü ve aynı zamanda bir ihtiyat notu olduğunu belirtti.
"Peter Magyar'ın kişiliği hakkında çok fazla belirsizlik var. Gerçekte ne düşündüğü ya da kim olduğu konusunda hiçbir fikrimiz yok. Bir Orban ışığı olup olmadığını göreceğiz."
Strik de bu kararsızlığı yineleyerek Peter Magyar'ın zaman zaman Viktor Orban'a benzediğini, özellikle de göç konusunda önemli bir değişiklik beklemediğini belirtti.
Magyar'ın Polonya Başbakanı Donald Tusk'a benzer bir yol izleyebileceğini öne sürdü. "Ukrayna konusunda Orban'dan daha az radikal," diyen Strik, "LGBTQ+ konularında da sessiz" olduğunu sözlerine ekledi.
Macaristan'ın bloke edilen fonlarının yaklaşık iki milyar euroluk kısmı LGBTQ+ topluluklarını hedef alan mevzuatla bağlantılı. Magyar bu konuda hiçbir taahhütte bulunmadı ve Orban hükümeti geçen yıl Budapeşte Onur Yürüyüşü'nü yasakladığında da sesini çıkarmadı.
Strik, Avrupa Adalet Divanı'nın Macaristan'ın Çocuk Koruma Yasası olarak adlandırılan ve yaygın olarak eşcinsel karşıtı olarak kabul edilen yasayı iptal etme ihtimalinin Tisza hükümetini teste tabi tutacağı konusunda uyardı.
"Mahkeme bir karar verirse, yasayı geri çekmek zorunda kalacak. Eğer bunu yapmazsa, kendi sözlerini tutmamış olacak," dedi.