Son Dakika

Son Dakika

Almanya'da aşırı sağın yükselişi: Yüzleşmek zorundayız

Okunan haber:

Almanya'da aşırı sağın yükselişi: Yüzleşmek zorundayız

Almanya'da aşırı sağın yükselişi: Yüzleşmek zorundayız
Metin boyutu Aa Aa

Caro Keller

26 Ağustos akşamı, yaklaşık bin kişilik bir grup Chemnitz şehir merkezinde ‘’Alman olmayanları’ protesto için toplandı. Irkçı güçler öncesinde zaten harekete geçmek için seferber olmuştu. Bu gruplar, olayları tırmandırmak için Danial H. isimli bir Alman vatandaşının ölümü gibi bir tetikleyiciyi bekliyordu.

Danial H.’nin ölümü ve katilleriyle ilgili bilgiler henüz netlik kazanmadı. Ancak onlar için bu gerçekler önemsiz, söylentiler yeterliydi.

Uzun yıllar boyunca bunu besleyen dinamikler Almanya’da varlığını sürdürüyordu. Şimdi Chemnitz’deki son olay, aşırı sağcıların yeniden bir araya geldiğini gösteriyor; üstelik onları geri planda tutan son çekinceler de bir kenara bırakıldı.

Aşırı sağcı kimdir?

Her grup, aşırı sağı kendi kimliği ve bakış açısından yola çıkarak tanımlıyor: ‘Batının İslamlaşması’na karşı çıkan Pegida’ya göre aşırı sağ ‘sıradan ve muhafazakar Almanlar’dan oluşuyor. Kimlikçi Hareket tarzı gruplar ise aşırı sağcıları ‘havalı gençler’ olarak görüyor. Yine aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi (AfD) gibi siyasi partilerse, ki bunlar aynı zamanda sağcı holiganlar gibi şiddeti yüceltirler, aşırı sağcılar ‘çocukları ya da Hristiyanlık için endişelenen insanlar’.

Bu kesimler, kendi aralarındaki anlaşmazlıklara ve farklı tarzdaki ortaklıklarına rağmen aynı ideolojik doğrultuda hareket ediyor. Mesajları ve gündemleri ana akım haline geldikçe de bundan ilham alarak canlanıyorlar.

Aşırı sağ artık dışlanmış bir eğilim değil; şu an ülke çapında bir fenomene dönüştüğüne ve ırkçılığın ana akımda normalleştiğine şahit oluyoruz. Sağ kanat ‘Gerçekten de bunu söyleme iznimiz var...’ dediği zaman reddedilmediğinde, yüksek sesle neyin söylenebileceğiyle ilgili kurallar değiştiğinde ve bu sözler daha sonra eyleme dönüşebildiğinde, aşırı sağ soyut bir problem olmaktan çıktı. Almanya genelinde sayısı gittikçe artan sağ kaynaklı saldırılar da bunu gözler önüne seriyor.

Nasıl örgütleniyorlar?

Doğu Almanya’da, özellikle de Saksonya’da Pegida gibi gruplar tarafından organize edilen kitle yürüyüşleri oluyor. Yürüyüşlerine 20 binden fazla insanın katıldığı grup ‘sıradan ve muhafazakar Almanlar’ oldukları iddiasında.

Neo-naziler başlangıçtan beri Pegida’nınki gibi gösterilere katılmış olsa da, aynı şey Pegida için söylenemez. Almanya Ulusal Demokratik Partisi (NPD) ve Üçüncü Yol Partisi (Der Dritte Weg) gibi grupların mitinglerinde çok az sayıda Pegida mensubu yer aldı.

Ancak bu Chemnitz’den beri değişti. Berlin’deki faşizm karşıtı basın servisi ve eğitim merkezi Apabiz yaptığı bir açıklamada, son zamanlarda yaşanan olayların “değişik gruplar arasındaki geçirgenliği ve farklı nesillerden aşırı sağcı aktivistlerin kısa süre içinde birleşebildiklerini” gösterdiğini yazdı.

Bu hareketlerin tümü seçimlerde oy aranını oldukça yükselten AfD tarafından parlamentoda temsil edildi. Seçim sonuçlarının sağ kanat yürüyüşlerde etkisi olduğu tam olarak söylenemez. Her sağcı yürüyüş ya da gösteri, her büyük çaplı sağ kanat konseri ve her seçim başarısı Almanya’daki aşırı sağı güçlendiriyor ve bireysel ya da gruplar halinde bağlantılar oluşturmalarına imkan sağlıyor.

Dolayısıyla Pegida yürüyüşleri sırasında ırkçı saldırıların arttığını gösteren istatistikler şaşırtıcı değil. Kalabalıkların desteğinden ve ‘halk için bir şeyler’ yapabilme duygusundan etkileniyorlar, henüz örgütlenmemiş aşırı sağcılar bile ideolojik inançlarını gerçekleştirmek için şiddete başvuruyor.

Bu aynı zamanda ülke çapında bir olgu, yansımasını da örneğin mülteci evlerine yapılan saldırıların çoğunda görmek mümkün. Karşılığında, diğer aşırı sağcılar bu saldırılardan ilham alıyor ve cesaretleniyor, özellikle failleri tespit edilmediğinde. Cezasızlık, bu dinamiği muazzam şekilde besliyor ve yoğunlaştırıyor.

REUTERS/Matthias Rietschel

Neo-Naziler 90’lardaki ırkçı hareketlerle kıyaslanabilir mi?

Neo-nazilerle 90’ların ırkçı hareketleri, şu anki aşırı sağa kayış başladığından beri çok defa kıyaslanmaya çalışıldı. Kesin olan, bugün aşırı sağa kayma toplumun her kesiminde görülebilir ve sorunun kaynağı sadece bireysel failler olduğu iddia edilen küçük neo-nazist gruplar olamaz.

Bunun yanında NPD ve Cumhuriyetçilerin seçim başarısına rağmen bugün AfD kadar ülke çapında etkisi olan başka bir aşırı sağ fraksiyon yoktu. Ayrıca içinde bulunduğumuz dijital çağda kitlesel mitingler 1990’lardakilere oranla çok daha görünür hale geldi.

Ancak yine de aşırı sağ kaynaklı sokak terörü ve mafyavari saldırılar gündelik hayatın parçasıydı, bu da sağcı söylemde değişim yarattı. Aşırı sağın hedefleri AfD’nin parlamentoda yer almadığı doksanlarda bile uygulandı; örneğin iltica mevzuatı giderek daha kısıtlayıcı hala getirildi. Aşırı sağ kanat böylece güçlenmiş oldu. Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) adlı silahlı grubun sağcı terörü bunun bir sonucuydu.

Nasyonal Sosyalist Yeraltı’nın sicilinde 10 cinayet ve üç bombalama olayı vardı ve halkın ideolojik olarak onlarla olduğuna inanıyordu. Sonrasında ırkçı polis soruşturması, cinayetlerle ilgili ırkçı raporlar ve halkın büyük çoğunluğunun cinayetler hakkında bilgilendirilmemesi bu varsayımlarını doğrulamış olmalıydı.

Aşırı sağa yöneliş nasıl durdurulabilir?

O zamanki gibi bugün de sağa kayan eğilime gazetecilerin, faşizm karşıtlarının ve diğer eleştirilerin artan ilgisi eşlik ediyor.

Biz sadece aşırı sağ hareketi değil, bunun sosyal etkileşimini de inceliyoruz. Siyasetin, otoritenin ve geri kalanların toplumun sağa kaymasına nasıl tepki verdiğini ve / veya bizim burada kendi rolümüzün ne olduğunu gözlemliyoruz.

Bunun yanında polis ve neo-nazi gibi otoriteler arasındaki doğrudan bağlantılar ideolojik olabilir ya da aktif katılımcılık açığa çıkarılabilir: Nazi selamları, polis memurları tarafından yapılan ırkçı saldırılar, ırkçı profilleme, polisin ‘Freital Grubu’ gibi neo-nazist gruplarla işbirliği yaptığı iddiası, Pegida mitinglerine katılan polis memurları... Bütün bunlar sosyal medyada, Pegida ve Almanca polis anlamına gelen Polizei kelimelerinin birleşiminden ‘Pegizei’ teriminin oluşmasıyla sonuçlandı.

REUTERS/Matthias Rietschel

Öte yandan, ırkçı ve diğer aşırı sağ kaynaklı saldırılar çözüme kavuşturulmadan bırakılıyor, bu saldırılara aruz kalanlar suçun aşırı sağ kökenli olduğunu belirttiğinde hâlâ ciddiye alınmıyor, faillere karşı mahkeme kararları genellikle çok hafif cezalar içeriyor ve eylemlerin ardındaki politik ve ideolojik sebepler çok bariz olduklarında dahi görmezden gelinebiliyor.

Özellikle de NSU ağına karşı açılan soruşturmalar ve ilk NSU davasındaki karar, Almanya’da devlet kurumlarının aşırı sağcı terörle uzlaşmaya kısmen elverişli ya da hazır olduğunu gösterdi. Aşırı sağ güçlendirildi ve buna karşı düşmanca fikirlerini gösterenlerin içinde bulunduğu tehlike giderek artıyor.

Bu sorunu ele almak için politik ya da toplumsal yapılar ve ideolojiler açıkça tanımlanmalı. Deneyimlerin de gösterdiği gibi bu konuyu ‘önemsizleştirme’ aşırı sağı güçlendiriyor. Özellikle ırkçılığın reddedildiği ya da aşırı sağın ifadeleri ve eylemlerinin anlayışla karşılandığı durumlarda aşırı sağcılar daha da teşvik edilmiş hissediyor.

Diğer yandan aşırı sağ kaynaklı yapılar, bireyler ve pozisyonlara toplumun her seviyesinde karşı olunduğu açıkça gösterilmeli. Yine deneyimler gösteriyor ki bu, sağ kanadın aşırılığına karşı durmaya yardım edecek tek seçenek.

Ancak bütün bunlar sadece devletin sorumluluğunda değil. Toplum bir bütün olarak aşırı sağa meydan okumalı. Bu nedenle de eğer sağa kayışı durdurmak ya da tersine çevirmek istiyorsak, her birimiz onunla yüzleşmek zorundayız.

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, euronews'ün editoryal görüşünü yansıtmaz

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Danimarka 'aile birleşimi'nde neden son sıralarda?

Kanser: Batı'da bir hastalık Afrika'da ise ölüm cezası

Korku ve endişe siyasetinin yerine, yeniden müzakere kültürü - Görüş