Son Dakika

Son Dakika

Fransa: 'Laiklik yeniden müzakere edilmeli ve tanımlanmalı'

Okunan haber:

Fransa: 'Laiklik yeniden müzakere edilmeli ve tanımlanmalı'

Paris Camisi
Metin boyutu Aa Aa

Müslüman derneklerine yönelik dış finans desteğini kesmek isteyen Fransa, "laiklik" yasasından dolayı söz konusu derneklere doğrudan maddi katkı sağlayamıyor. Montaigne Enstitüsü adlı düşünce kuruluşu tarafından hazırlanan rapor "helal" sertifikası için uygulanacak özel bir verginin vakıflar üzerinden camilere aktarılmasını öneriyor.

Fransa'da Müslümanlara yönelik kullanılan dil değiştirilmeli

Riva Kastoryano Sosyolog

Raporu hazırlayanlardan İslam Tarihi uzmanı Hakim El Karoui, bu yöntemin "Fransa İslamı"nın inşasında radikal yaklaşımları saf dışı bırakacağı görüşünde.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'a sunulan raporu, 'laiklik', 'helal vergi' ve 'Fransa İslamı' konuları etrafında sosyolog Riva Kastoryano ile konuştuk.

Akademik çalışmalarını Paris Science po ve Harvard'da yürüten Kastoryano, raporu 'geç kalınmış olumlu bir adım' olarak değerlendiriyor ve Fransa'nın lakiliği yeniden müzakere etmesi gerektiğini savunuyor.

"Fransa'da Mülüsmanlara yönelik kullanılan dil değiştirilmeli"

Euronews: Hakim Karoui’nin raporundaki öneriler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Riva Kastoryano: Bu öneriler çok önemli. Fransız halkını, özellikle bazı internet siteleri ve kullanılan söylemler hakkında uyarmalarını doğru buluyorum. Bu kişilerin kullandığı dil ve hitabetin gençler üzerinde çok etkili olduğu vurgusu yapılmalı.

Raporda Müslümanlara farklı bir dil kullanma teklifinde bulunulması bence doğru bir yaklaşım. Daha doğru olanı, güçlü ve cumhuriyetçi bir yaklaşım ve kimlik arayışı içinde olmak; zira internet üzerinde zaten var olan ve İslami duygular üzerine kurulmuş bir söyleve karşı tutunulacak dini bir yaklaşımın oluşturacağı kimlik hakkında şüpheliyim.

Bu insanlar için yaşadıkları toplum içerisinden gelen bir kuvvetli söylev bence çok önemli.

"Tüm Müslümanları temsil edecek bir kurum oluşturmak mümkün değil"

Euronews: Fransa İslam Konseyi’ni (CFCM) kuran Sarkozy, özellikle camilerin finansmanını da kontrol altına alabilmek için Fransa İslamı olarak adlandırılan kavramı oluşturmak istedi. Macron’un yaklaşımı Sarkozy’ninkinden farklı mı?

Kastoryano: Zaten tüm toplumu temsil eden bir kurumun olması mümkün değil. Devlet tarafından kurulan bir kurumun ne kadar destek alacağını bilemiyorum. Bu mantıklı değil.

Ama ben bu kurumun toplumun bir kesimini temsil etme kapasitesine sahip olduğunu düşünüyorum. Belli bir kimlik oluşturacak olan şey bu konuyla olan ilgileri ve sahip oldukları kimliksel yaklaşım.

Yani Fransa İslam Konseyi belki de bir kayıp değil, ama bu tarz kurumlarda göçmenlerin geldiği ülkeler çok önem kazanıyor. Bu da büyük bir hata. Ben Fas üzerine bir araştırma yaptım ve bu ülke Fransa’da entegrasyon politikası yürütüyor.

Ülkeler arası entegrasyon politikaları mevcut. Bunun amacıysa İslam’ı millileştirmek.

Çünkü internet üzerindeki söylev küresel bir İslam tehlikesi oluşturuyor; bu da İslamın ve İslamcılığın küreselleşmesi anlamına geliyor. İslamı millileştirmek ise onu bu ülkelerin desteğiyle de olsa Fransızlaştırmak anlamına geliyor.

Euronews: Ama bu gençler kendilerini anne babalarının geldiği ülkeye ait görmüyorlar.

Kastoryano: Kesinlikle.

Euronews: Sizce sorunun kalbinde yatan problem bu ülkelerin dini kurumlar üzerinde oluşturduğu baskı mıdır?

Kastoryano: Bu ülkeler politik kozlarını kullanıyor, gençlerin kimliğini umursamıyorlar. Küresel İslam ise daha çok kimlik kozunu kullanıyor. Bu sebeple gençler için anne babalarının geldiği ülkeler hiçbir şey ifade etmiyor.

Euronews: Ancak bu ülkeler kendilerini temsil ettirerek güç kazanmak istiyor.

Kastoryano: Gençlerin kendilerini anne babalarının ülkelerine ait hissetmedikleri konusunda size katılıyorum. Fas, Tunus, Cezayir, Türkiye...

Belki bu durum Türkiye için biraz daha az geçerli çünkü Türkiye milliyetçilik kozunu oynuyor. Hatta milliyetçilik kozunu küresel İslamcılık kozuyla beraber oynuyor. Bu nedenle gençler kendilerini bu Türkiye’ye ait hissedebiliyor, hatta Mağripliler de kendilerini bu ülkeye ait hissedebiliyor.

Yani göç veren ülkelerin, göç alan ülkelerde baskı yaparak güç kazanmaya çalışmalarından kaçınmak gerekiyor.

Euronews: Peki bu önerilerin laiklikle övünen Fransa’da ne gibi etkileri ne olacaktır? Sonuç olarak devletin bir kesimin dinine müdahale etmesi laikliği tehdit eden bir inisiyatif olarak değerlendirilmez mi?

Kastoryano: Zaten laiklik yeniden tanımlanmalıdır. Artık laikliğin ne olduğunu anlayamaz hale geldik. 1989’daki başörtüsü olayından beri 10 bin farklı tanıma büründü. Devlet, kurumlar aracılığıyla her zaman dinler üzerinden bir ele sahip olmuştur.

Bu kurumlar, o dine inanan toplumlar ve devlet arasında bir aracı olmuştur. Bu durum laikliğe aykırı değil, hatta aksine laiklik bu kurumların oluşması gerektirmiştir.

"Laiklik zaten sorgulanıyor"

Laiklik, sahip olduğu tanım, uygulana ve resmi kurumlar üzerindeki etkisi nedeniyle zaten sorgulanmaktadır. Mesela eşcinsel evliliğini düşünelim. Tüm Fransa eşcinsel evliliğe karşı protesto yaparken ve bunun için dini gerekçeleri öne sürerken bunun laiklik üzerine bir etkisi yok mudur? Tabii ki de var. Artık laiklik kurumsal bir şey mi bunu bilmiyoruz.

Ama bence bu nedenle laikliği sorgulamamalıyız. Tam tersine, rapor bu alanda yetiştirilecek çalışanların laiklik eğitimi almasını öneriyor. Çünkü artık laiklik eski anladığımız laiklik değil. Bu konsepti Fransız toplumu üzerinde farklı bir bakış açısına sahip olan toplulukları göz önünde bulundurarak tanımlamamız gerekiyor. Bu sayede farklı Fransız bakış açıları arasında bir sentez yaparak her dini inancı kapsayan bir tanım bulmamız gerekiyor.

Euronews: Rapordaki öneriler kabul edildiğinde sizce Fransa’daki Müslümanlar tarafından nasıl karşılanacaktır? Bu önerileri Müslüman topluluğa nasıl kabul ettirebiliriz?

Kastoryano: Karşı çıkanların Müslümanların küçük bir kısmı olması bizleri telkin ediyor, ama bu kısım yine de bir tehlike. Diğerleri üzerinde bir etkisi var. Birçok genç Müslüman Fransa’da ve dünyada bu görüşlere katılmıyor.

Yani analiz yapmak çok önemli ve tek tipleştirme yapmamamız için gerekli. Bu raporun altını çizdiği tehlike Müslümanların sadece küçük bir kesimini ilgilendiriyor.

Euronews: Bu raporun önerileri arasında Helal vergisi ve okullarda arapça öğretilmesi de var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kastoryano: Okulda Arapça öğretilmesinde bir sakınca görmüyorum. Ama konuşulan bir dil olarak öğretilmesi lazım. İletişim ve günlük kullanım için, yani din eğitimi için değil. Ama tabii ayrımını yapmak zor. Yine de, edebi bir dil, internet üzerinden yayılan, nefret dolu ve edebi olmayan söyleme karşı da bir güç oluşturabilir.

Euronews: Ama internet üzerindeki bu mesajlar Arapça paylaşılmıyor.

Kastoryano: O zaman görüyorsunuz işte.

Euronews: Bu gençlerin çok büyük bir kısmı Arapça konuşmuyor.

Kastoryano: O zaman daha da iyi, öğrenmeleri gerekiyor. Bu onlara dini aidiyetten başka bir aidiyet yaşama fırsatı verecektir.

Euronews: Sizce bu öneriler Fransa’daki radikalleşme akımını bastırmak için yeterli olacak mıdır?

Kastoryano: Bir yerden başlamak gerekiyor. Ben hatta geç kaldığımızı düşünüyorum. Farkındalık bir başlangıçtır.

Aslını söylemek gerekirse bu ilk defa fark edilmedi ve daha önce de bu konuya dikkat çekilmişti. Ben şahsen kullanılan dilin etkisi üzerine ve laikliğin belirsizliği üzerine yazılar yazmıştım. Başkaları da yazdı.

Var olanı kabul etmek, harekete geçebilmek için çok önemli. Bu rapor bize bir tehlikenin var olduğunu söylüyor. Önlem almak ve bu bağlamda politikalar üretmek önemli. Belki yeterli olmayacaktır, zamanla göreceğiz. Ama başta bir adım atmamız önemli.

Euronews: Bu fenomene karşı cevap sosyal ve ekonomik bir bağlamda olmamalı mı? Zira bu ideolojinin sebebi dışlanma ve sosyal sefalet değil mi? Niye bu açıdan başlanmıyor?

Kastoryano: Yıllardır deniyoruz. Önce bununla başlandı. Size katılıyorum, ortada sosyal ve ekonomik bir fenomen var, ve bir marjinalizasyon fenomeni var. Şimdi kimlikçi bir çözüm üretiyoruz. Soru şu: bu kimliksel çözümü, sosyal ve ekonomik entegrasyonla nasıl bağdaştıracağız? Problemin anahtarı burada. Ama, kendi politikalarımız ve kendi değerlerimiz tarafından köşeye sıkıştırılmış durumdayız.

"Ekonomik ve sosyal bir sorun söz konusu"

Vatandaşlık, eşitlik ve insan hakları üzerinde o kadar uzun süre durduk ki sorun politik ve ekonomik sosyal kimlik sorununa dönüştü.

Size katılıyorum, problem sosyal ve ekonomik. Marjinalleşmeden ve toplumdaki değerlerin kaybetmesinden kaynaklanıyor, çünkü sadece Müslüman olarak doğanlar yok, onların haricinde gençler arasında yüzde 30 civarında din değiştirmiş olan ve harekete geçmek isteyenler de var. Sosyal bir rahatsızlık var, kendilerini evlerinde hissetmiyorlar. Bunların hepsi birer etken.

Ekonomik ve sosyal kozu oynamayı Fransa başaramıyor. Kimliksel sorunların üzerine gitmek bir sonuç verir mi? Bu genç Müslüman’a, “Sen marjinalleşmiş değilsin, bu toplumun bir parçasısın. Senin bir iş sahibi olman için ve banliyölerin, gettoların düzelmesi için elimden geleni yapıyorum. Ama önce kimliksel sorunlarla başlayalım.” denmeli. Gencin kim olduğunu bilmesi gerekiyor.

"Fransız Yahudiliği diyebiliyorsak Fransız İslamı da diyebilmeliyiz"

Euronews: Sizce neden ‘Fransa İslamı’ndan bahsederken ‘Fransa’da İslam’dan konuşmuyoruz. Örneğin İngiltere’de bir İngiliz İslamı mı var? Fransız Hristiyanlığı da yok örneğin. Halbuki Fransa, Kilise’nin büyük kızı olarak adlandırılır. Bu öneriler toplumun bir kısmı tarafndan kendilerine müdahale olarak değerlendirilip reddedilme riskini taşımıyor mu?

Kastoryano: Ben katılmıyorum. Fransız yahudiliği deniyor örneğin. Niye Fransız yahudileri diyoruz? Çünkü burada bir kısım Fransızlaşma söz konusu. Bu Fransız tarzı bir yahudilik yaşamak, Fransız tarzı bir İslam yaşamak anlamına geliyor.

Bir göç ve entegrasyon olayı var. Kendi kültürleri ve dillerinden farklı bir ülkede yaşıyorlar. Fransa’ya gelindiklerinde Fransızca öğreniyorlar. Dayatılan ve kendilerini alıştırmak zorunda oldukları bir yaşam tarzı var.

Ben hatta ‘Fransa İslamı’ndan da öteye gidiyorum ve bir Fransızlaşan İslamı savunuyorum.

Artık bir azınlık dininden bahsediyoruz, ama Fransa azınlık fikrine karşı çıkıyor. Bu topluluklar Fransa’nın azınlıklarıdır, ve bu kurumlar azınlığın entegrasyonu ve kendini evinde hissedebilmesi açısından önemlidir.

"Radikal görüşe alternatif Fransızlaşmış bir İslam olmalı"

Ben ABD’deyim ve Mağrip’ten gelmiş birçok genç göçmen görüyorum. Onlar birer Fransızlar, Fransız Müslümanlar. Ben de Fransızlaşmış İslam istiyorum. ‘Fransa İslamı’ demek sanki toplama bir ifade gibi duruyor, sanki onları evlatlık edinmişiz gibi.

Öncelikle bizim onları Fransız olarak kabul etmemiz gerekiyor. Bence küresel İslama karşı bir milli İslam geliştirmeliyiz. Çünkü internet üzerindeki hareketlilik zaten küresel İslam ile alakalı.

Bu önerilerin hukuki ve kurumsal açıdan nasıl değerlendirileceğini bilmiyorum. Bildiğim şey, İslamcıların ve cihatçıların karşısında alternatif bir dil geliştirilmesinin gerekliliği. Bu aynı zamanda Cumhuriyete bağlılığı dile getiren bir tutum olmalı. Radikaller güçlü bir dil oluşturabildiler, peki bunu devletler de yapamaz mı!