Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

Türk ekonomisinde durgunluk tartışması: Dünyadaki gelişmeler de umut vermiyor

Euronews logo
Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Bu köşede Türkiye ekonomisine ilişkin yazılarımda ağırlıklı olarak ülkenin makro verilerini kullanarak ekonominin karşılaştığı riskleri ve sorun alanlarını yazıyorum. Bu yazıda dünya ekonomisindeki gelişmelerin Türkiye ekonomisine olası etkileri üzerinde duracağım.

Dünya ekonomisine ilişkin gelişmelerden bahsedilirken ağırlıklı olarak finansal piyasalara bakılıyor ve borsalarda son zamanlarda yaşanan gelişmeler analizlerin odağında oluyor. Piyasaların yükselmekte olduğundan bahsediliyor. Evet, sadece borsalara bakarsanız bu söylenenlerin doğru olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak bu yükselişin süreceğini destekleyecek ekonomik verilere maalesef sahip değiliz. Örneğin ABD borsaları uzun zamandan beri bir “boğa piyasası” içerisinde ve yükseliyor. Ancak hisse senetlerinin fiyatlarının yükselmesine yol açan alıcıların kim olduğuna baktığımızda bunun ağırlıklı olarak şirketlerin kendi hisse senetlerini piyasalardan geri almaları yüzünden olduğunu görüyoruz. ABD Başkanı Trump’ın göreve gelmesiyle uygulamaya soktuğu kurumlar vergisi indirimi ile birlikte şirketler yüklü miktarda nakit imkânlarına kavuştular. Ancak ellerine geçen bu nakdi, belki de yatırım yapacak verimli alanlar bulamadıkları için, yatırıma yönlendirmek yerine kendi şirket hisselerini piyasalardan geri almak için kullanıyorlar. 2018 yılı sonu itibariyle şirketlerin hisselerini geri alım için harcadıkları para miktarı bir trilyon doların üzerine çıkmıştır. Dolayısıyla bu alımların borsaları yüksek tutuyor olmasına çok fazla anlam yüklememek gerekiyor. Çünkü normal olarak şirketlerin hisse senetlerinin fiyatlarının artmasına yol açan temel unsur gelecek dönemlerde artması beklenen şirket karlarına ortak olma güdüsüdür. Ancak son zamanlarda yaşanan artışlar bundan dolayı değildir. Bu nedenle borsalara bakarken biraz da satır aralarına bakmakta yarar var.

Finansal piyasaları bir kenara bırakıp makro göstergelere baktığımızda işlerin biraz daha karamsar olduğu ortaya çıkıyor.

Bu ay OECD dünya ekonomik görünümüne ilişkin beklentilerini güncelledi ve hemen tüm bölgeler için büyüme tahminini aşağıya çekti. Dünya ekonomisinin 2019 yılı büyüme beklentisini %3,6’dan %3,3’e indirdi. Ancak Türkiye için daha fazla anlam ifade eden Avrupa bölgesi için büyüme beklentisini çok daha hızlı indirdi; %1,8’den %1’ düşürdü. Özellikle Almanya’nın büyüme beklentisinin %1,4’den %0,7 indirerek yarı yarıya azaltmış oldu. Benzer şekilde Türkiye’nin de küçülmesinin daha önce öngördüklerin daha sert olacağını açıkladı.

Dünya ekonomisinin lokomotiflerinden olan Çin’de de işler pekiyi gitmiyor. Şubat ayında Çin’in ihracatı %20,7 azaldı. Piyasaların tahminin beş katı kadar hızlı bir gerilemeden bahsediyoruz.

Geçen hafta Perşembe günü Avrupa Merkez Bankası(AMB) Başkanı Draghi yaptığı açıklamada Avrupa bölgesinde işlerin iyi gitmediğini, büyüme üzerindeki risklerin aşağı yönlü olduğunu belirterek 2019 yılında faiz politikasında değişikliğe gitmeyeceklerini ve Eylül ayında 2 yıllık yeni TLRTO uygulamaya sokacaklarını açıkladı.

“Hedefe Yönelik Uzun Vadeli Yeniden Finansman Programı (TLRTO)” nedir?

AMB ekonomik aktiviteyi canlandırmak için bankaların mevcut kredi portföylerinin %30’u kadar bir miktarda uzun vadeli krediyi sıfıra yakın bir faiz oranı ile bankalara kullandırması programıdır. Bankaların aldıkları bu kredileri kullanarak müşterilerinin kredi ihtiyacını karşılaması hedefleniyor. Bu program daha önce de uygulandı. Ancak beklenen sonucu vermedi. Şimdi yeniden tekrarlanacak. Bankalar bu kaynaktan fon kullanır mı? Eğer yeterli kredi talebi olacağını düşünürlerse kullanabilirler. Ancak kredi kullanmak isteyenlerin bu ekonomik koşullarda sınırlı olacağını düşünebiliriz. Burada verilmeye çalışılan mesaj “ben parayı veririm” olmakla birlikte, aynı zamanda örtük olarak, ekonomik beklentinin iyice bozulmuş olduğu anlamını da içeriyor.

Bütün bu veriler ve yapılan açıklamalar gösteriyor ki dünya ekonomisi, özellikle de Avrupa bölgesi ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya. Özellikle büyüme oranlarının hızla yavaşlayacağı beklentisi Türkiye ekonomisi açısından da ciddi olumsuzlukların ortaya çıkması riskini taşıyor.

İhracatta yavaşlama olur mu?

Türkiye’nin, uzun zamandan beri hızla daralmış olan iç talep nedeniyle, ekonomik büyümesi hızla yavaşlamaktadır. Her ne kadar kamu harcamaları artıyor olsa da bu büyümeyi desteklemek için yeterli olmayacaktır ve sürdürülebilir değildir. En son açıklanan Şubat ayı bütçe gerçekleşmesi gösteriyor ki bütçe açığı hızla büyüyor. Şubat ayı açığı 26 milyar lira seviyesine ulaştı.

Bütün tahminler 2019 yılında ekonomik küçülmenin çok hızlı olacağı yönünde. Türkiye’nin ekonomik daralmayı ihracat üzerinden sınırlaması bekleniyordu. Ancak ihracatın yaklaşık yarısının Avrupa bölgesine olması ve bu bölgede yaşanması beklenen ekonomik yavaşlama ile birlikte Türkiye’nin yapacağı ihracatın da hedeflendiği kadar artma ihtimali gittikçe azalmaktadır.

Bütün bunlara ek olarak ABD’nin Türkiye’yi belli ürünleri gümrük vergisi olmadan ihraç etmesine imkân veren “Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi(GTS)” programından çıkaracağına yönelik açıklaması da sınırlı da olsa ABD’ye yapılan ihracatı olumsuz etkileyecektir.

Dolayısıyla hem daralmış olan iç talep hem de yavaşlaması muhtemel ihracat olanakları ile birlikte değerlendirdiğimizde 2019 yılında ekonomik büyümeye ihracat üzerinden de çok fazla bir katkı gelmeyeceğini tahmin edebiliriz.

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.

WhatsApp'ta ücretsiz bültenimize abone olun, Türkiye ve dünya gündeminden seçtiğimiz haberler her gün telefonunuza gelsin! Abone olmak için tıklayın