Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

Merkez Bankası başkanını görevden almak ekonomiye çare olur mu?

Euronews logo
Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Cumartesi günü Resmi Gazete’de yayınlanan bir Cumhurbaşkanlığı kararı ile Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın görevden alındığını ve yerine yardımcısı Murat Uysal’ın atandığını öğrendik.

Görevden almaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararına 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 35. Maddesi dayanak olarak gösteriliyor. Bu madde görevden almayı şu şekilde tanımlıyor: "Cumhurbaşkanınca süreli atanan üst kademe kamu yöneticileri, ilgili kanunlarda öngörülen görevden alma gerekçeleri yanında kurumsal hedeflere ulaşılamaması nedeniyle de süreleri tamamlanmadan görevlerinden alınabilirler."

Bu madde Türkiye’de yürürlükte olan ve “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” olarak adlandırılan yönetim modelinin yol açtığı, Türkiye’nin kurumsal yapısına ve kurumların bağımsızlığına ilişkin önemli bir sorunun varlığının göstergesidir. Kanunlarında “bağımsız” oldukları yazmasına rağmen hiçbir kurum veya kuruluş Cumhurbaşkanından bağımsız değildir. Tümünün yöneticilerini Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu maddeye dayanarak görevden alabilir, yerine istediği kişiyi atayabilir.

Görevden almaya dayanak gösterilen maddede vurgulanan “Kurumsal hedeflere ulaşılamaması nedeniyle de süreleri tamamlanmadan görevlerinden alınabilirler.” ifadesi, aslında, bu keyfiyetin sınırsızlığının da bir göstergesidir.

Aslında bu sınırsız yetki, Türkiye’de yöneticilerin kararları tek bir kişinin beklentisini tatmin etmeye yönelik almak zorunda olduğunu, aksi takdirde görevlerinde kalmalarını sağlayacak bir hukuksal güvencenin olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla Türkiye’de kurumsal yapının, kanunların ve ilgili düzenlemelerin kendilerine verdiği görevlerin gereklerine uygun karar almalarından ziyade, iktidarın en güçlü kişisinin, Cumhurbaşkanının, beklentilerine uygun karar almalarına yol açıyor.

Kurumsal hedefleri tutturamayan sadece MB Başkanı mı?

Kurumsal hedefler açısından bakıldığında bugün yönetim kadrolarında olan pek çok bakan ve bürokratın yerlerinde oturmaması gerekir.

Mesela, Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak. Ekonomiyi küçültmek, işsizliği artırmak, bütçe açıklarının kontrolden çıkmasına yol açmak gibi “hedefleri” olamayacağına göre ve bunların maalesef yaşanmasına vesile olan politikalar uygulaması nedeniyle “hedeflere” ulaştığını söyleyebilir miyiz? Başka kurumları ve kişileri de burada sırlamak mümkün.

Merkez bankası başkanı neden başarısız bulundu?

Merkez bankasının “kurumsal hedeflere” ulaşmak için kullandığı pek çok araç vardır. Karşılık oranlarından, açık piyasa işlemlerine kadar diğer araçları kullanıyor olsa da en çok konuşulan aracı faiz oranlarıdır. Bunu değiştirerek hedeflerine ulaşmaya çalışır.

Peki, merkez bankasının uyguladığı faiz oranlarını kim belirliyor? Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK). Her ne kadar PPK yetkili olsa da, MB’nin görünen yüzü başkanıdır. Bu nedenle, Başkanı görevden almasıyla, uygulanan faiz politikasına Cumhurbaşkanının da nasıl baktığı konusunda fikir edinebiliyorsunuz. Gerçi bakmanıza da gerek yok. Erdoğan bu konudaki görüşlerini zaten her ortamda yüksek sesle söylüyor. Ancak ilginç olan görevden alınanın yerine atananın da PPK üyesi olması. Onun da bu kararlarda imzası var.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz enflasyon ilişkisi konusunda ekonomi literatüründe karşılığı olmayan bir teorisi var: Faiz enflasyonun sebebidir, enflasyonu düşürmek için faizleri düşürmek gerekir. Sanırım beklenti odur ki yeni başkan da bu “teoriye” uygun kararlar alınmasını sağlasın.

Görevden alınan Murat Çetinkaya’nın başkanlığı döneminde bankanın performansının pek parlak olduğu söylenemez. Ayrıca piyasalar açısından yüksek bir itibara da sahip değildi. Göreve geliş süreci de çok tartışılmıştı. Merkez bankacılığı yetkinliklerine sahip olmadığı atanma kriterlerini bile karşılayamamış olmasından belli oluyordu.

Faiz değişimlerinin zamanlaması konusunda yapılan hatalar, rezervler hakkında piyasalarda şüphelerin oluşmasına yol açan uygulamalar, swap işlemleri, arka kapıdan kurlara müdahale gibi işlemler hep hatırlanacaktır.

Dolayısıyla Çetinkaya’nın görevden alınmasını değerlendirirken performansından ziyade görevden alma sürecinin verdiği sinyaller açısından incelenmesi gerekir. Bu da çok kötü bir sinyaldir: Ülkede tek karar verici vardır ve onun karar vermesini sınırlayacak, kurumsal yapının güçlü ve kurumların bağımsızlığının var olduğunu gösterecek herhangi bir kanun ya da düzenleme yoktur. Olanların da bağlayıcılığı yoktur. Bu durum Türkiye’de var olan yönetim modeli nedeniyle ülkenin öngörülebilirliğinin kalmadığının bir diğer göstergesidir. Tüm kararlar bir kişi tarafından, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadan alınmaktadır.

Diğer bir ifade ile sorun, aslında, MB Başkanının görevden alınması değil, sorun bir kişinin istediği tüm kararları almasına, istediği kişileri istediği zaman göreve getirip sonra görevden almasına imkan tanıyan yönetim modelindedir.

Türkiye’de var olan yönetim modeli eleştirilirken güçler ayrılığının kalmadığına atıf yapılıyor. Doğru. Ancak bundan kastedilen sadece yasama, yürütme ve yargı ise eleştiriler eksik demektir. Kurumsal yapı (bürokrasi), medya, sivil toplum gibi demokratik rejimlerde var olan yapılanların da gücü elinde bulunduran kişiden etkilenmeden faaliyet gösterebilmeleri gerekir. Bu olmadığı sürece demokrasinin varlığından bahsedemeyiz.

Bundan sonra ne olacak?

25 Temmuzda MB’nin faizler konusundaki kararını öğreneceğiz. Enflasyonun %16’nın altına inmiş olması, kurların 5,60 seviyelerinde hareket ediyor olması ve yurt dışı piyasalarda gelişmekte olan ülkelere yönelik, sınırlı da olsa, bir miktar sermaye hareketlerinin olduğu gerekçesiyle bir süredir faizlerde bir indirim olacağı beklentisi de oluşmuştu.

MB Başkanının görevden alınmasıyla birlikte 25 Temmuzda alınacak olan karar artık sorgulanır hale gelmiştir. Kararın ekonomik saiklerden ziyade politik baskılar nedeniyle alınmış olacağı düşünülecektir.

Bu kararın etkisi piyasalarda görülecektir. Kurlar ve faiz tepki verecektir. Zaten kararın hafta sonu açıklamasının temelinde de piyasaların göstereceği tepki bulunmaktadır.

*Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.