Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

Kaftancıoğlu: İfade ve düşünce özgürlüğünün ceza almadığı bir dava olmasını umuyorum

CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu (ortada)
CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu (ortada) -
Telif hakkı
AA/ Arif Hüdaverdi Yaman
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

Canan Kaftancıoğlu bundan bir buçuk yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul il başkanlığına seçildi. İstanbul’un 25 yıl aradan sonra ilk kez CHP yönetimine geçtiği 31 Mart ve 23 Haziran yerel seçimlerinin kazanılmasında büyük rol oynadı.

Kaftancıoğlu iki seçim arasında hakkında düzenlenen iddianameyle 28 Haziran’da hakim karşısına çıktı. 2012 -2017 yılları arasında yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeniyle yargılanan Kaftancıoğlu hakkında 11 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Canan Kaftancıoğlu'na, "Türkiye Cumhuriyeti devletini alenen aşağılama", ''kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret'', ''Cumhurbaşkanına hakaret'', ''halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek'' ve ''terör örgütü propagandası yapmak'' suçlamaları yöneltildi.

Davada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da şikayetçi sıfatıyla yer alıyor.

Davanın ikinci duruşması için yeniden hakim karşısına çıkacak olan Kaftancıoğlu euronews Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

Davanın kapsamı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

İlk duruşmanın çıkışında da söylemiştim. Söylenebilecek ilk cümle: O kaybetti, biz kazandık. Bu davanın tek sebebi de bu. Benim yedi sene önce attığım tweetler, yaptığım paylaşımlar il başkanı olmamdan sonra gündeme getiriliyor ve İstanbul’u kazandıktan sonra apar topar iddianame hazırlanıp jet hızıyla kabul edilip, bu sırada dava görülüyorsa bu dava benim açımdan bir cezalandırma davasıdır.

İstanbul’u yeniden halka vermek üzere yola çıkmış bir il başkanını cezalandırma davasıdır. Yazdığım, yaptığım her şeyin siyasi eleştiri sınırları içinde olduğunu biliyorum. Tamamen düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken şeyler olduğunu biliyorum. Ben yedi yıl öncesinden başlayarak bu tweetlerin sosyal medya paylaşımlarını yapmışım. Bu “suçsa” eğer o zaman neredelerdi, ya da bunun yedi yıl sonra akıllarına gelmesi bence bu söylediklerimi doğrular nitelikte.

Bu davanın siyasi bir dava olduğu yönünde eleştiriler var. Özellikle iki seçim arası gündeme gelmiş olması dikkat çekici olarak nitelendiriliyor.

Zamanlaması oldukça manidar. Ben Ocak 2018, yani il başkanı seçilmemden önce de bu partide önemli sayılacak görevlerde bulundum. O yıllarda yazdıklarımın il başkanı olmamdan sonra gündeme getirilmesi, il başkanı olduktan iki gün sonra jet hızıyla soruşturma açılması, 24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce soruşturmaya bakanlık tarafından izin verilmesi ve iki seçim arasında da jet hızıyla iddianame yazılıp, beş günde iddianamenin kabul edilip 23 Haziran seçimlerinden hemen sonrasına dava günü verilmesi hukuku bilmeyenlere “hukuk ne kadar hızlı işliyor” diye düşündürür. Memlekette hukukun bu kadar yavaş işlediği işletildiği, en basit örnekle Osman Kavala iddianamesinin aylar yıllar sonra ortaya çıktığı, hukuk içinde uzun sürelere yayılan davalar düşünülünce benim davam biraz jet hızıyla gidiyor. O da manidar diyorum.

Bu davada Cumhurbaşkanı Erdoğan da şikayetçi sıfatıyla yer alıyor. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bir kere normalde 2017 yılından itibaren partili cumhurbaşkanlığı sistemi geldi. Ancak 2017’den önce de her fırsatta ayrıştıran, ötekileştiren ve tarafsız olmadığını itiraf eden bir cumhurbaşkanı vardı. Yani 2017’deki referandum aslında zaten uygulamada var olan cumhurbaşkanına yapılan, bir AKP Genel Başkanı’na, sonuçta bir vatandaş, siyasetçi ve insan hakları savunucusuyum- yapılan eleştirileri ve yapılması gereken eleştirileri alıp bunları Cumhurbaşkanlığı koruması zırhına bürümesini anlamak mümkün değil. Bana sorarsan hukuk kurallarıyla açıklamak da mümkün değil. Çünkü benim paylaşımlarımın hiçbiri cumhurbaşkanlığının şahsına, cumhurbaşkanlığı tarifinde kendine tariflenen şeylere yönelik değil. Benim paylaşımlarımın tümü, 2016’dan önce hala AKP Genel Başkanı gibi davranan, 2016’dan sonra da yasayla öyle tariflenen AKP Genel Başkanı’nın bugün de katılmadığım ayrıştırıcı kutuplaştırıcı siyaset diline bir eleştiri ve katılmadığım siyasi düşünüşlerine dair ifade ve düşünce özgürlüğümü kullanmamdır. Cumhurbaşkanı’na hakaretten yargılanan ilk kişi değilim. Umarım son kişi olurum. Mücadelem de bunun için olsun isterim. Bununla yargılanan o kadar çok kişi var ki. Tarafsız olması gereken veya tarafsız olduğu var sayılan, ki Meclis’te ettiği yemin bunu çok net ifade eder- bir cumhurbaşkanın bir davada taraf olması bence bu toplum adına üzücü bir şey. Kendi adına da üzücü olmalı.

Bir önceki duruşmaya hazırlanmaya vaktiniz oldu mu? Davanın seyri nasıl ilerliyor?

Seçim çalışmaları sırasında duruşma için hazırlanmaya vaktim olmadı elbette. Ama elbette zaman yaratabilirdim. Fakat öylesi yoğun bir süreçte, öylesi İstanbul’u ve 16 milyonu ilgilendiren bir süreçte, “benim davam var, davam için zaman ayırıyorum” demeyi ayıp sayarım. Ki mahkemede de onu söyledim. Sonuçta her ne kadar düşünce ve ifade özgürlüğü davası olsa da toplumun pek çok kesimini ilgilendirse de Canan Kaftancıoğlu davası. Dolayısıyla bu hassasiyetten dolayı seçimlerde öncelikli olarak, “İstanbul’u halka yeniden verme” diye ifade ettiğim şeye hazırlandım. Bununla ilgili olarak da zaman ayırmayı tercih etmediğimi hakime ifade ettim. Olmayan hukuksal sistemde hukuki bir hakkım olan süre talebinde bulundum. Ki bu ifade özgürlüğü ve savunma hakkı bağlamında mutlaka verilmesi gereken bir durum. Hakim ilk önce bunu vermedi. Sonrasında ilginç bir şekilde bir ara vererek, bu ek süreyi verdi. Verdiği süre de oldukça kısa oldu..

Sosyal medyada Cumartesi Anneleri’nden biri olan Emine Ocak’tan, Ahmet Türk’e kadar pek çok isim size destek için mesajlar yayımladı. Bu destek karşısında ne hissediyorsunuz?

Birbirini anlayan, hisseden; hissetmenin ötesinde birbirlerinin hakları için, herkesin eşit hakkı için mücadele eden insanlar mağduriyetlerinde de birbirlerinin yanında oluyorlar. Bu insanların sahici ve samimi halleri. Tek adamın yönlendirmesiyle açılmış bir davada ifade özgürlüğünün yanında oluyorsa eğer benim için çok kıymetli olur. Ama çok da mahçup hissederim.

Bu duruşmadan ne bekliyorsunuz? Ne olacak?

Bu duruşmada savunma yapacağım. Ama karar vericisinin ben olmadığım bir yerde ne beklediğimi hiç düşünmüyorum. Ben bugüne kadar çocukluğumdan itibaren ne olduğumu, nereden geldiğimi, hangi değerler için mücadele ettiğimi ve hangi değerler için mücadele edeceğimi anlatacağım. Herhangi bir olumlu veya olumsuz beklentim yok. Ama bir umudum olabilir, üstünlerin hukukunun değil de hukukun üstünlüğünün sağlanabildiği ya da düşünce ve ifade özgürlüğünün ceza almadığı bir dava olmasını umuyorum.

Sanıyorum bu sıralar size en çok sorulan soru şu: Korkuyor musunuz?

Hayır. Ben bugüne kadar korkacak hiçbir şey yapmadım. O yüzden hiç korkmuyorum. Korkacak işleri yapanlar korksunlar.