Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

Özel | Cezaevinden mektuplar yazı dizisi - 2: Gültan Kışanak

Gültan Kışanak
Gültan Kışanak
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye, 16 Temmuz 2016 sabahından bu yana gerçekleştirilen sayısız operasyon ve Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde çıkarılmış Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile bundan üç yıl önce gerçekleştirilen darbe girişimiyle hesaplaşma çabasında.

İçişleri Bakanlığının Mart 2019 tarihinde aktardığı verilere göre, 'darbe girişiminde rolü olduğu gerekçesiyle' o günden bu yana yarım milyon kişi gözaltına alındı; 30 bin 821 kişi tutuklandı.

Hükümet aralarında öğretmen, polis, askeri öğrenci, gazeteci, aydın, üst rütbeli asker, yargı mensupları, milletvekili ve siyasetçilerin de olduğu bu büyük toplamın darbe teşebbüsünde doğrudan ya da dolaylı rol aldığını savunuyor; muhalefet ve insan hakları örgütleri ise bu yargılamaların bir cadı avına dönüştüğü görüşünde.

Hükümet terörle ve darbecilerle mücadele ettiğini söylerken, binlerce kişinin yetersiz ve hukuki olmayan delillerle yargılandığı iddiaları da gündemden düşmüyor.

Uzun tutukluluk süreleri ve pek çok davada şüphelilerin tutuklu olarak yargılanması Türkiye cezaevlerinde yeni bir tablonun da oluşmasına neden oldu. Türkiye’de 2015 yılında cezaevindeki kişilerin sadece yüzde 14,6’sı tutuklulardan oluşurken bu oran 2017’de yüzde 34’e yükseldi.

Bugün cezaevlerinde 264 bin kişi bulunuyor ve pek çok cezaevi kapasitenin üzerinde bir doluluğa sahip.

Türkiye’de üç yıldır değişmeyen bu tablonun ışığında, fiziksel bir yaşam alanı olarak gözden ırak olan cezaevlerine bu kez dışarıdan içeriye bakmak için bir pencere açıyoruz. Cezaevlerinde bulunan farklı kesimlerden kimi tutuklu; kimi mahkumiyet almış isimlerin oradaki yaşamlarını, koşullarını anlattıkları mektupları bir yazı dizisi olarak sunuyoruz.

Eski Tunceli milletvekili Edibe Şahin (solda), Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak (ortada), Eski Tunceli Belediye eşbaşkanı Nurhayat Altun (sağda)

Gültan Kışanak'ın mektubu:

Sevgili Rengin,

Tutuklandığımda ilk okuduğum kitap Michel Foucault’un “İktidarın Gözü” isimli eseri oldu. Kitabı okurken arada bir kafamı kaldırdığımda, havalandırma ve çatılardaki kameralarla karşılaşıyordum. Gece etrafı aydınlatan projektör ise tam hücre penceremin karşısındaydı. Pencereye perde asmak yasaktı. Cama yapıştırdığım gazetelerle, ışığı biraz olsun engellemeye çalışıyordum. Yoksa uyumak mümkün değildi.

"Burada yaşamaya mecbur olabilirim ama mahkum olmayacağım" demiştim. Sözümü tutuyorum. Yoğun olarak okuyorum, yazıyorum, spor yapıyorum, küçük şeylerle hayatıma renk katmaya çalışıyorum.

Hücre kapısının yarısından aşağıda, dışarıdan açılabilen bir mazgal vardı. Gardiyanlar istedikleri zaman, mazgalı açıp içeri kolaçan ediyor, yemeği buradan veriyorlardı. Mazgalı açan kişiyi görebilmek için yere çömelmek ya da iyice eğilmek gerekiyordu. Ekmek, gazete, yemek, sayım, havalandırma kapısını açma-kapama derken gardiyanlar günde en az 8-9 kez geliyordu. Okuduğum kitap tam da bu yaşadıklarımı anlatıyordu.

Tecrit uygulamasına itiraz ettiğimde, İnfaz Hakimliği’nden gelen yanıt ise itiraf niteliğindeydi. Tecridi haklı bulan kararda cezaevleri “elem ve keder çekme” yeri olarak tanımlanıyordu. Bu kararı okuyunca koşullar ne olursa olsun moralimi bozmayacağıma dair kendime söz verdim. Tahakkümü, otoriterliği, cinsiyetçiliği, militarizmi sorgulayan, eşit ve özgür bir gelecek için mücadele eden bir kadın olarak “iktidarın gözünün” üzerimde olduğunu biliyordum. Bununla başa çıkacak stratejiler geliştirmeliydim. Cezaevi günlerim bu sorgulamalarla başladı.

Bu cezaevinde, milletvekilliği, belediye başkanlığı yapmış 10 HDP’li kadın var. Üçer kişilik hücrelerde kalıyoruz. Haftada iki gün, ortak etkinlik saatlerinde birbirimizi görebiliyoruz. Görüş yerine giderken başka hiçbir tutuklu ile karşılaşmayacağımız şekilde tedbir alıyorlar. Yine de bazen uzaktan birilerini gördüğümüz oluyor. Cezaevinin mahpus profili epeyce renkli, politikacı, gazeteci, yazar, hakim vs...

İdarenin belirlediği TV kanallarını izleyebiliyor, tek kanallı radyo dinleyebiliyoruz. Tek yönlü enformasyon için yeterli TV kanalı ve gazete var. Muhalif gazetelerden Yeni Yaşam ise verilmiyor.

Haftada bir saat kapalı görüş, ayda bir saat de açık görüş var. Her görüş “ne çabuk bitti” cümlesiyle sona eriyor. Konuşmamız gereken şeylerin yarısını bile konuşamadan görüş bitiyor. Ailem yüzlerce kilometre öteden, Diyarbakır’dan geliyor. Değil hasret gidermek, daha fazla özlem yüklenerek ayrılıyoruz. Görüş günleri telaş, hüzün, sevinç karışımı duygular yaşıyorum. Sosyal ve kültürel çevreden uzak yaşamlarımız, çorak topraklarda yeşeren bitkiler misali, çelimsiz ama çok güçlü. F Tipi cezaevleri, yoksunluğun katmerli yaşandığı tecrit mekanları. Uzun süreli tecrit koşulları, insanın düşünme yetisinde, muhakeme gücünde, duygulanım düzeyinde olumsuzluklar yaratıyor. İnsanın ruhu da fiziki yapısı da etkileniyor. Bu anlamda F Tipi için “zamana yayılmış işkence mekanı” demek abartı sayılmaz. Hücre kapısından ilk içeri girdiğimde, “Burada yaşamaya mecbur olabilirim ama mahkum olmayacağım” demiştim. Sözümü tutuyorum. Yoğun olarak okuyorum, yazıyorum, spor yapıyorum, küçük şeylerle hayatıma renk katmaya çalışıyorum.

Geçen yıl, farklı cezaevlerindeki kadın milletvekili ve belediye başkanlarıyla mektuplaşarak yaptığım röportajları derlediğim bir kitap yazdım. “Kürt Siyasetinin Mor Rengi” isimli kitabım yayınlandığında, inanılmaz heyecan duydum. Kitapla ilgili olumlu mesajlar geldikçe tutsaklığımı unuttum.

Bu sene bir senaryo yazmaya çalışıyorum. 12 Eylül darbesinden günümüze uzanan bir hikaye etrafında kadın ve çocukların yaşadıklarını anlatan bir senaryo olacak. Henüz daha işin başındayım ama galiba iyi gidiyor.

Ayrıca “Kadının Başucu Kitaplığı” adıyla feminist mücadelenin önemli kitaplarını tanıtan, aynı zamanda güncel kadın sorunlarına değinen bir yazı dizisi hazırlığı içindeyim. Özgürlük mücadelesine ilgi duyan kadınlara katkı sunan bir yazı dizisi olacağını umuyorum.

Bu çalışmalar bana iyi geliyor. Böylece, dört duvara aldırış etmeden, kadınlarla birlikte mücadele ettiğimi hissediyorum.

Türkiye’nin acil çözüm bekleyen iki sorunu nedeniyle 32 aydır cezaevindeyim. Biri Kürt sorunu, diğeri kadınların özgürlük sorunu. Kürtler ve kadınlar, özgür yurttaş olarak kabul görmek ve yönetime katılmak istiyorlar. Mevcut yönetim anlayışı her ikisini de dışlıyor. Ben de bu nedenle cezaevindeyim. Milletvekilliği, parti eş genel başkanlığı, belediye başkanlığı yapmış bir kadın olarak, siyasi faaliyetlerim dava konusu yapıldı. Katıldığım mitingler, basın açıklamaları, protesto yürüyüşleri suç gibi gösterildi. Öyle ki 12 Eylül döneminde ağır işkencelere maruz kaldığım Diyarbakır Cezaevi önünde yapılan bir basın açıklamasına katılmakla suçlandım. O yıllarda, umuda tutunarak hayatta kalmıştım. Özür beklerken, sorgulanmak bir kez daha yaralarımı kanattı.

Hakkımda açılan dava, siyasi iktidar tarafından ısmarlanmış, siyasi bir davadır. Benim/bizim şahsımızda topluma, kadınlara, demokrasi ve özgürlük isteyen herkese gözdağı vermek istiyorlar.

Adil ve hukuka uygun bir yargılama da yapılmadı. İki yıl boyunca duruşmalara götürülmedim. SEGBİS’le cezaevinde bir kamera karşısında savunma yapmaya zorlandım. Bunu kabul etmedim. Malatya’da görülen dava ben olmadan yürütüldü. Sadece son duruşmaya götürüldüm, mahkeme heyetinin kararı zaten hazırdı. Savunma hakkım gasp edildi. Yerel mahkemenin kararına itiraz ettim. Şimdi Bölge İstinaf mahkemesinin kararını bekliyorum.

Geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanı bir Yargı Reform Paketi açıkladı. İnandırıcı olmak istiyorlarsa, iktidar talimatıyla açılan davaları durdurur, tüm siyasi rehineleri, gazetecileri, hasta tutuklu ve hükümlüleri serbest bırakırlar. Yargının üzerindeki iktidarın gözünü kaldırırlar.

Gültan Kışanak

Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi.

Ne olmuştu?

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı sırasında, bundan yaklaşık üç yıl önce gözaltına alınan siyasetçi ve gazeteci Gültan Kışanak daha önce Barış ve Demokrasi Partisi eş genel başkanlığı da yaptı.

'Terör örgütüne üye olmak' suçlamasıyla Malatya Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Kışanak’a 14 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Kışanak hakkında bunun yanı sıra üç dava daha bulunuyor.

Kışanak diğer dokuz HDP’li kadın siyasetçiyle birlikte Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde kalıyor.

Yazı dizisinde sıradaki mektup: Hatice Şahnaz (Tutukluyken doğum yapıp ertesi gün bebeğiyle cezaevine dönen anne)