Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

"Eğitimde başarısız olanın üretimde şansı olmaz"

Euronews logo
Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Geçen hafta üniversite giriş sınav sonuçları belli oldu. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından sınava giren öğrencilerin hangi konularda kaç soruyu doğru yanıtladıklarına ilişkin bir analiz yayınladı.

Buna göre sınavı geçerli sayılan 2 milyon 390 bin üniversite adayı temel matematik alanında sorulan 40 soruya ortalama 5,7 doğru yanıt verirken, fen bilimleri alanında sorulan 20 soruya ortalama 2,5 doğru yanıt verdi. Diğer alanlarda da gözle görülür bir başarıdan söz etmek mümkün değil.

Üniversite adaylarının 12 yıllık temel eğitimden sonra girdikleri sınavda sergilemiş oldukları bu performans aslında eğitim sisteminin içinde bulunduğu sorunların bir göstergesidir. Buna benzer sonuçlarla ilk kez karşılaşmıyoruz. Daha önceki sınavlarda da benzer sonuçlar çıkıyordu. Durum böyle olmasına rağmen, bu konu ne siyasetçilerin ne de genel olarak toplumun gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Sanki herkes bu konuyu kabullenmiş gibi.

Bu durum sadece eğitimcilerin bir sorunu değildir. Ülkenin bir bütün olarak eğitim konusunda yaşanan bu başarısızlığa bir çözüm bulmak için tüm kaynakları seferber etmesi gerekir. Ancak, maalesef böyle bir çabadan söz etmek mümkün değildir.

Eğitimde yaşanan bu başarısızlığın sonucu istihdam verilere yansımaktadır.

İŞKUR verilerinde işsizler

Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından aylık olarak açıklanan verilerin detayı bize Türkiye’nin içinde bulunduğu işsizlik sorunu ile eğitim arasındaki ilişkiyi açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

İŞKUR tarafından yayınlanan haziran verilerine göre Türkiye’de 4 milyon 418 bin kişi işsiz oldukları için İŞKUR’a kayıt yaptırmış ve iş aramaktadır. Bu sayı 2019 yılı başından beri artmaktadır ve en hızlı artış mayıstan haziran ayına geçilirken yaşanmış. Bu durumun TÜİK tarafından yayınlanan işsizlik verilerine nasıl etki ettiğini mayıs ve haziran işsizlik sayıları açıklandığında göreceğiz.

Kayıtlı işsizlerin eğitim durumunu aşağıdaki grafikte görebilirsiniz

Kayıtlı işsizlerin yarıya yakını (yüzde 49) ilköğretim ve altı eğitime sahip. Lise ve altı olarak genişlettiğimiz zaman bu oran yüzde 75’e yükseliyor. Üniversite mezunu olan kayıtlı işsiz sayısı ise 665 bin. Yüksek lisansını tamamlamış yaklaşık 21 bin kişi de işsizler ordusunda. Bu verilerde ilginç bir detay ise 899 doktoralı insanın iş bulmak için İŞKUR’a kayıt yaptırmış olmasıdır. İlgili alanda alınabilecek en ileri eğitim derecesi olan doktora unvanını almış olmasına rağmen bugün ülkede yaklaşık 900 kişi iş bulma ümidini İŞKUR’a bağlamış durumda.

Yine İŞKUR verilerine göre 2019 yılı ocak ayı başından haziran ayına kadar toplam 688 bin kişi işe yerleştirilmiş. İşe yerleştirenlerin yetkinliklerine baktığımız zaman bunların 241 bini “nitelik gerektirmeyen meslekler” olarak sınıflandırılan grupta olduğunu görüyoruz. Nitelik gerektirmeyen! Nasıl çarpıcı bir tanımlama. İşe yerleşenlerin yüzde 35’i herhangi bir yetkinlik gerektirmeyen işlere yerleştirilmiştir. Bu kişilerin nasıl bir üretim sürecine dahil oldukları konusunu tartışmak gerekir.

Yukarıdaki tablodan da görüldüğü üzere işe yerleştirilenlerden 217,5 bin kişinin yetkinlikleri de ileri düzeyde değildir. “Diğer meslek grupları” olarak adlandırılan alanlarda işe yerleşen sayısı ise 106 bindir. Verilerden de açıkça görüldüğü gibi son altı ayda işe yerleştirilen elemanların yetkinlikleri oldukça sınırlıdır.

Ekonomik krizin belirgin bir şekilde devam ettiği Türkiye’de, sınırlı da olsa yaratılan istihdam olanaklarının gerektirdiği nitelik koşulları ülke ekonomisinin önümüzdeki yıllarda rekabet gücü açısından pek fazla umut var olmamıza maalesef imkan vermiyor.

Bu durum yukarıda bahsettiğimiz üniversite giriş sınav sonuçları ile ilişkilendirildiği zaman ülkedeki eğitim sisteminin başarısızlığının işgücüne doğrudan yansıdığı rahatlıkla söylenebilir. Türkiye eğitim sistemindeki sorunları çözmediği sürece hızla değişen üretim süreçlerinde görev alacak kadroları yetiştiremeyecektir.

İhracat rakamları bize ne söylüyor?

Ocak-Mayıs 2019 dönemi ihracat rakamları dışarıya satılan malların teknoloji yoğunluğu konusunda Türkiye’nin oldukça geri kaldığını gösteriyor.

İhraç edilen imalat sanayi mallarının sadece yüzde 3,5’i yüksek teknolojik ürünlerden oluşmaktadır. Yüzde 33’ü düşük, yüzde 63,5’i ise orta seviyede ya da altında teknolojik ürünlerden oluşmaktadır.

Bu sonucu üniversite giriş sınav sonuçları ve İŞKUR’un işe yerleştirme istatistikleriyle birlikte değerlendirdiğimizde, Türkiye’nin gelecek yıllarda yüksek katma değer yaratan, yüksek teknoloji gerektiren ürünleri üretme olanağının da sınırlı olduğunu göstermektedir.

Bu nedenle işe eğitim sisteminde köklü reformlar ile başlamak gerekiyor. Ancak, temel eğitim veren kurumların önemli bir kısmının din ağırlıklı eğitim veren kurumlara (imam-hatip) dönüştürülmeye devam edilmesi Türkiye’nin nitelikli işgücü ve buna bağlı olarak yüksek katma değerli ürünler üretme ihtimalini daha da zora sokmaktadır.

*Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.