Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

İnsan hakları ihlallerine karşı mücadeleyle geçen bir ömür: Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun hikayesi

İnsan hakları ihlallerine karşı mücadeleyle geçen bir ömür: Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun hikayesi
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye’nin en sorunlu insan hakları meseleleri ile ilgili mücadele verdi. Yıllarca her kimliğe ve mağduriyete eşit mesafede durarak verdiği bu mücadele nedeniyle ayrıştırıldı, yadırgandı ve sonunda hakkında linç kampanyaları başlatıldı.

Ama doğru bildiklerinden vazgeçmedi.

Türkiye onu özellikle son üç yıldır KHK ihlallerine yönelik verdiği mücadele ile daha yakından tanıdı.

İnsan hakları savunucularının içinden geçtiği şu zor günlerde, Ömer Faruk Gergerlioğlu ile RÖP programı için Ankara’da bir araya geldik.

Biraz kimliğinden, biraz seçtiği yoldan biraz da memleket meselelerinden konuştuk.

Akşama kadar yoruldum, muayenehaneye bayağı insan geliyor. Günün sonunda dedim ki arkadaşa; ‘Bu köyde çok hasta var herhalde, niye böyle insanlar akın akın geliyor? Çevre köylerden falan da gelmişlerdi. Oradaki görevli arkadaş dedi ki; ‘Ya hocam sen iki, üç gün sonra tası tarağı toplayıp gitmeyecek misin? Bu insanlar böyle düşündüğü için iki üç günlüğüne bir doktor gelmiş, gidip muayene olalım diye akın akın geliyor’ demişti

Türkiye’nin yakından tanıdığı bir diğer insan hakları aktivisti Veli Saçılık’ın kafesinde çay eşliğinde başlıyoruz sohbetimize, çocukluk yıllarına gidiyor HDP Kocaeli milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu.

Bu mücadelenin kodlarını aslında biraz babasından aldığını anlatıyor.

Milli Görüş hareketi içerisinde mücadelesini sürdüren ailesinden ve özellikle de babasından etkileniyor Gergerlioğlu.

İslami mücadelenin içinde büyüyen Gergerlioğlu’nun kimliği üniversite yıllarında daha da belirginleşiyor.

Eğitimi nedeniyle gittiği illerde Kürt meselesi, düşünce özgürlüğü meselesi, din ve vicdan özgürlüğü meselesi ile daha yakından tanışan Gergerlioğlu, hayatı sürekli sorgulayan bir genç olmaya başladığını söylüyor.

Ama belki de ilk ısrarı ve mücadelesi, doktor olarak gittiği Iğdır’dan zorlu koşullara rağmen dönmemesi oluyor.

Mecburi hizmet olarak gittiği bu ilin koşulları çoğu meslektaşına geri adım attırıyor ancak o kalmayı ve insanlara dokunmayı tercih ediyor.

Gergerlioğlu o günlere dair şöyle bir anısını paylaşıyor:

"Akşama kadar yoruldum, muayenehaneye bayağı insan geliyor. Günün sonunda dedim ki arkadaşa; ‘Bu köyde çok hasta var herhalde, niye böyle insanlar akın akın geliyor? Çevre köylerden falan da gelmişlerdi. Oradaki görevli arkadaş dedi ki; ‘Ya hocam sen iki, üç gün sonra tası tarağı toplayıp gitmeyecek misin? Bu insanlar böyle düşündüğü için iki üç günlüğüne bir doktor gelmiş, gidip muayene olalım diye akın akın geliyor’ demişti"

Sıradan bir doktor olmayı tercih etmediğini söyleyen Gergerlioğlu, sonraki yıllarda başörtü meselesini gündemine alıyor.

'Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildik'

Kocaeli’nde bu konuyla ilgili her hafta yapılan eylemlerin öncülüğünü yapıyor. Bir sivil toplum hareketi başlatıyor.

"2005 yıllarında başörtüsü meselesi çok tartışmalı bir meseleydi. Mazlum Der Kocaeli şube başkanı olarak her hafta bir barışçıl basın açıklamasıyla bu haksızlığı kabul etmediğimizi göstermeye çalıştık. Dört, beş yıl sürdü. Bu açıklamalarda bir insan hakları perspektifi ile hareket ettik. Özgürlük, adalet ve insan hakları perspektifinden hareket ettik. Başörtüsü bir haksa, başını açmak da bir haktır. Dışlayıcı, ötekileştirici değil bir araya getirici şekilde hareket ettik. Sloganımız ‘herkes için adalet, başörtüsüne özgürlük’tü. Başörtüsü eylemlerinde aynı zamanda her meseleye giriyorduk. Kürt meselesindeki adalet ve insan haklarına değiniyorduk, Hrant Dink öldürüldüğünde Ermeni meselesine giriyorduk. Baskıcı uygulamalar karşısında onları eleştiriyorduk. Düşünce özgürlüğüyle ilgili kampanyaları orada yapıyorduk."

Ama bazı kesimler, özellikle de İslami kesim Gergerlioğlu’nun bu tutumundan rahatsız olmaya başlıyor. Seküler olmakla suçlanıyor artık.

"Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildik" diyerek sitemini dile getiriyor biraz.

Bir süre sonra ise çalışmalarına Mazlum Der Genel Başkanı olarak devam eden Gergerlioğlu, çözüm süreci için de mücadele veren isimlerden oluyor.

"‘Çözüm süreci’ başladığında çok sevinçliydim. Yıllardır çözmeye çalıştığımız Kürt meselesi konusunda devletin bir adımı vardı ve bizim yanımıza gelmişti adeta çözüm noktasında. Kocaeli’nde ‘akil insanlar’ın toplantılarını organize ediyordum. Kocaeli barış platformu diye bir yapı kurduk. Birileri barışı bıraksa bile biz devam edelim dedik. ‘Çözüm süreci’ bitmişti ve artık biz şeytanlaştırılmaya başlandık."

O çözüm demişken neden HDP diye sorarak araya giriyorum, yanıtı net oluyor:

"İlla Müslüman olan adam falanca partiye gider, olmayanlar da falanca partiye diye bir kaide yok. Oradan belki bir tepki oldu HDP’de milletvekilliğime. Ben dedim ki çok farklı bir yöneliş değil bu; zaten Kürt meselesine de duyarlı bir insanım. Türk'üm ama her meselede Türkiye’de bir çözümün olması gerektiğini düşündüğüm için bu konulara çok duyarlıyım. Ermeni de değilim, ama Ermeni meselesiyle çok uğraştım. Alevi de değilim, ama Alevi meselesinin çözümü için de çok kişiyle konuştum. Bunun erdemine de inandım."

Yıllarca başkalarının yaşadığı sorunları, mağduriyetleri dile getiren Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun ilk mağduriyeti ise 15 Temmuz sonrası geliyor.

KHK ile ihraç

6 Ocak 2017’de KHK ile mesleğinden ihraç ediliyor. İşsiz kalıyor. "OHAL rüzgarı bizi de vurdu" diyor.

"Sen bir teröristsin, şusun busun dediler... Daha sonra 6 Ocak 2017’de ihraç edildim ve baktım ‘terörist’ olmuşuz bir gecede. Altı ay kadar iş bulamadım. Özel hastaneler bizi almayı tercih etmediler, çünkü biz ‘vebalı’ ilan edilmiştik. Sen KHK’lısın deyip almıyorlardı. Sonra Batman’da bir hastane aldı bizi."

Peki işsiz kalması, ‘vebalı’ ilan edilmesi onu durdurabildi mi?

Hayır. Mücadele alanlarına bir yenisi daha eklendi.

"Son üç yılda da KHK'lılara yönelik ihlallerle ilgili çok yoğun bir uğraşa girdim. Bu toplumda herkes, her kesim acılar yaşadı. Dindar muhafazakar camia bu OHAL döneminde bunu daha çok yaşadı. Yoğun bir ötekileştirme ile statükonun halini, devletin ne olduğunu tanıdılar, ağır bir tokat yediler ve önemli bir özeleştiri yaptılar."

15 Temmuz sonrasında ise Türkiye’nin antidemokratik uygulamalarla daha kötü bir noktaya götürüldüğünü söyleyen Gergerlioğlu; "Darbeler kabul edilecek hadiseler değil. Ama darbeler bahane edilerek yeni darbeler oluşturulmuş durumda" diyor.

Sohbetimizin sonuna doğru belki güzel bir şey duyma umuduyla; umut var mı diye soruyorum.

Gergerlioğlu tebessüm ederek yanıtlıyor sorumu.

"Her zaman, ben asla umutsuz olmadım. Halkın gücü, zorbalığı yenecek."