Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

Dünya Kız Çocukları Günü: Eğitimde 'Cam Tavanı' kıran kızlar

Dünya Kız Çocukları Günü: Eğitimde 'Cam Tavanı' kıran kızlar
Telif hakkı
AFP / ADEM ALTAN
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

11 Ekim Dünya Kız Çocukları günü gelip çatmışken, Türkiye'de kız çocuklarının dünü, bugünü ve geleceklerinin şekillenmesinde en önemli ve halen en sorunlu araç "eğitim". Zira kız çocukların okullulaşması konusunda bölgesel düzeyde cinsiyet eşitsizlikleri devam ediyor.

Ancak, cinsiyetlere atfedilen rollerde ülke genelinde “cam tavanı” kıran ve bilim, sanat gibi farklı alanlarda kendilerine bir gelecek kurgulamak için öncelikle okul hayatına dört elle sarılan kız çocukların öyküleri ülkedeki tüm çocuklar için örnek oluşturuyor.

Geleneksel kalıplar ve ekonomik zorluklar sebebiyle özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerde kız çocukların okullulaşmasında karamsar bir tablo hakimken, İstanbul’da bulunan özel bir okula Türkiye’nin farklı kentlerinden okumaya gelen ve euronews Türkçe’ye konuşan kız çocuklarının yaşam öyküleri ilham verici.

16 yaşında Konya doğumlu Deniz Taşdemir (Koç Okulu), çok küçük yaşlardan itibaren İstanbul’da okuma hayali ile uykuya dalan, ailesi ve ortaokuldaki öğretmenlerinin de desteği ve yol göstermesiyle hayalini gerçekleştirmiş bir genç kız.

"Herşeye rağmen ben yaparım diyen kızlar benim bu hayattaki ilhamım oluyor.”
Deniz Taşdemir
Koç Okulları, öğrenci

Toplumsal eşitsizliğe karşı farkındalık oluşturmak amacıyla kurulan kulüplerde etkin rol alıyor; akranlarının işaret dili öğrenmesi için bir proje geliştirip öncülük ediyor.

“Toplumdaki cinsiyet ayrımcılığına rağmen “bir kız olarak” başardıklarım kendimi güçlü hissetmemi sağlıyor ve her kızın bir şeyler başarma hissini tadıp benimle aynı şekilde hissedebilmesini çok istiyorum. Toplumda sürekli olarak kızların hayalleri doğrultusunda desteklenmemesi durumu ile karşı karşıya kalıyoruz ve bu durum onların fikirlerini özgürce ifade edememesine, belki de becerilerini keşfedememesine yol açıyor. Bu baskıya rağmen her kızın çok güçlü olduğunu, sadece desteğe ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum,” diyor euronews Türkçe’ye konuşan Taşdemir.

Taşdemir, kendisine dayatılan şeylere karşı dimdik durmayı seçenleri, boyun eğmeyenleri örnek alıyor:

“Bu kimi zaman psikolojik baskı olarak görülebiliyor kimi zaman da fiziksel bir engel. Tüm bunlara rağmen ben yaparım diyen kızlar benim bu hayattaki ilhamım oluyor,” diyor.

Büyüdüğünde yazılım mühendisi olmak istediğini söylediğinde “erkek mesleği” denerek yadırgandığını, yazılım dilleri öğrenmeye başladığında bu durumun garipsendiğini söyleyen Taşdemir, cinsiyet eşitsizliğine dair kalıpların onu motive ettiğini, çünkü “her yapamazsın dediklerinde daha çok yapmak istediğini” söylüyor.

Bir yandan da amatör düzeyde çello çalan Taşdemir, kız çocuklarının okula gitmesinin kendilerini keşfetmesinin ilk yolu olduğunu ve hayatın da onlara böylelikle yeni kapılar açtığını söylüyor:

“Okula giden kız yaşam mücadelesine bir sıfır önde başlar. Elinden geleni ardına koymadığında bir kızın başaramayacağı hiçbir iş, aşamayacağı hiçbir zorluk yoktur. Okul kavramı herkes içindir, okuldur sadece. Cinsiyet sormaz, kız erkek ayırmaz. Okul öğrenciyi alır, eğitim verir ve bireyin hayatını şekillendirir.”

"Kızların üstünde toplumun uyguladığı onu küçültmeye yönelik bir psikolojik baskı var ve kız çocukları sonuç olarak yaşam savaşlarına daha geriden ve daha umutsuz başlıyorlar.”
Hayat Karabulut
Koç Okulu, öğrenci

Lüleburgaz doğumlu Hayat Karabulut ise (Koç Okulu), görsel sanatlar, matematik ve bilişim derslerini yakından takip eden, gelecekte kendisini sanat ve bilim alanlarıyla uğraşırken hayal eden, hayatı sorgulamayı seven bir kız çocuğu.

Euronews Türkçe’ye konuşan Karabulut, “Doğduğum yerin kız çocuklarına karşı bakış açısı benim şanslı olduğum bir kısımdı. Cinsiyet ayrımcılığı ilin genelinde eşitlikçi bir anlayış hakim olduğu için çok rastlanılmaz ancak buna rağmen ailelerin düşünce yapısı birçok hemcinsime, kendilerini geliştirmek istedikleri sporlarda ve bilim dallarında ilerlemelerine sorun çıkartabiliyor,” diyor ve ekliyor:

“Okullarda da ister istemez bir ataerkil bir düzen hakim olduğu için kız çocuklarına yönelik daha kişisel yönlendirmelerden çok daha “erkeksi”, daha tek yönlü bir yönlendirme vardı ve bu yüzden istediğim motivasyonu fark etmesem de alamıyordum ve sanırım bu beni içgüdüsel olarak daha çok çalışmaya itti.”

Karabulut’a göre; rol modellerini özellikle kız ve erkek olarak ayırmamak gerekiyor, çünkü insan başarısını cinsiyetiyle değil alın teriyle elde ediyor; ancak kadınların genellikle erkeklere göre daha çok çaba göstermek zorunda kalması yüzünden kadınların daha çok ilhama ihtiyaçları olduğunu düşünüyor:

“Çünkü kızların üstünde toplumun uyguladığı onu küçültmeye yönelik bir psikolojik baskı var ve kız çocukları sonuç olarak yaşam savaşlarına daha geriden ve daha umutsuz başlıyorlar.”

“Yazılım konusunda eğitim almak için yatılı okuduğum İstanbul’dan Kırklareli’ne düzenli olarak dönmem gerekiyor ve bunu çoğu kişi kız başıma yapamayacağımı, yapabilsem de kaldıramayacağımı söyledi,” diyen Karabulut, “Bu hayatta zor ya da imkânsız diye bir şey yoktur. Sonuna kadar çalışmayı, sonuna kadar kendin olmayı sürdürdüğün sürece amaç edindiğin şeyler ayağının önüne diziliverir,” diye vurguluyor.

Karabulut’a göre; “Bir kızın okula gitmesi değil, asıl bir kızın okula gitmemesi üstünde durulmalı çünkü normal olmayan ikinci durum. Eğer bir kız çocuğu okula gidemiyorsa o bir nevi içten içe solduruluyor, öldürülüyordur. Kıza hayatı zorlaştırmakla kalmaz, aynı zamanda topluma kazandırılmış, bilinçli bir birey de aslında kaybedilmiş olur ve bu temelde fazlasıyla gerici bir düşünce yapısının göstergesidir.”

Karabulut, “Kızlar birer bilim insanı, birer mühendis, birer siyasetçi olmaya gayet layıktır ve korkusuzca ve kolaylıkla amaçlarına ulaşmaları bir lüks değil, bir haktır,” diye ekliyor.

Aslen Artvinli olan Şeniz Ayça Fırtına ise (Koç Okulu), çok erken yaşlardan itibaren uzayla ilgili araştırmalar yapmaya başlamış ve son olarak lise çağında astrofizik alanına yönelmiş ve bu alanda başarılı olduğunu hissetmiş, birincilik kazandıkları bir projeye dair konferansa katılmak için Amerika’ya giderek NASA’yı ziyaret etmiş.

“NASA gibi prestijli bir kurumda birçok kadın çalışan olması dikkatimi çekmişti. Üniversitelerde de kız ve erkek öğrenciler hep beraber çalışıyor ve üretiyorlardı. Peki neden bizim ülkemizde de böyle olmasın?” diyerek okulunda arkadaşlarıyla birlikte bir sosyal yardım projesi başlatmış.

Böylelikle, 16 farklı köy okulunda kız çocukların eğitimi desteklemek için onlara kırtasiye, kıyafet ve kitap desteğinde bulunmuşlar.

"Kadın-erkek eşitsizliği, eğitimdeki kız çocuklarının desteklenmemesinden kaynaklanıyor. Her kız çocuğu bir hayat demektir."
Sinem Bilge Güler
Koç Okulu, öğrenci

Aydın’dan lise okumak için İstanbul’a dek varan yolculuğunda ise, Sinem Bilge Güler (Koç Okulu), “sen kız çocuğusun tek başına nasıl idare edeceksin” sorularına karşın okullulaşma sürecini sürdürenlerden biri.

Sinem (en solda)

Euronews Türkçe’ye konuşan Güler, “Benim şehrimde son zamanlarda kadınların iş hayatında yer alma oranları artsa da tek vazifesi “ev işleri ve çocuk büyütmek” olarak görülen, ekonomik bağımlılığı olan birçok kadının yanı sıra şiddet gören kadınlar da var ve içlerinde bulundukları durumu, maddi ve manevi açıdan güvenceye sahip olmamalarından dolayı dile getiremiyorlar," diyor.

“Kadın-erkek eşitsizliği, kadına şiddet gibi konuların gündemde bulunması kadınların kendi haklarından haberdar olmayışı ve dolayısıyla eğitimdeki kız çocuklarının desteklenmemesinden kaynaklanıyor,” diye ekliyor Güler.

Kendi akrabaları arasında kız çocuğuna yapılan eğitim yatırımlarını “gereksiz” nitelendirenlerin olduğunu söyleyen Güler, “Yaşadığım şehrin kırsal kesimlerinde erkek çocuğunun okuması için çabalanırken, okula gitmeye kardeşinden daha fazla istekli olan kız çocuklarından çamaşır yıkama, yemek pişirme konusunda annesine yardım etmesi bekleniyordu,” diye anlatıyor.

Güler, bu farkındalık ışığında geçtiğimiz yıl Aydın’ın maddi olarak dezavantajlı bir ilkokuluna yardımda bulunmuş ve o bölgede ortaokul çağına gelen kızların evlendirildiğini gözlemlemiş.

Türkiye’de ortaöğretim aşamasıyla birlikte kız ve erkek çocukların okullaşma eğiliminde bir gerileme gözlemleniyor.

“Doğduğum yerde kadın olmanın yükünü ve sorumluluklarını yerine getirmek okula gitmekten daha önemliydi. Annemin okumasına dayıları ve amcaları tarafından şiddetle “namus” adı altında karşı çıkılması, büyük annemlerin ilkokuldan aileleri tarafından eğitime devam ettirilmemeleri ve bulundukları yerde okul olmaması, benim ve kız kardeşimin eğitim açısından en iyi olanaklara sahip olmama neden oldu,” diye anlatıyor Güler.

Güler, kız çocuklarının okullaşmasını “her kız çocuğu bir hayat demektir” diye ifade ediyor: “Kadın üretkendir, doğurgandır. Eğitimle bir kız çocuğunun üstünde güneş doğar; böylece dünya aydınlanmaya başlar. Bir kız çocuğuyla mı olacak bu işler deyip geçmemek lazım. İnci bir kum tanesi değil midir, aslında her kız çocuğu değerlidir.”

Geçtiğimiz günlerde Muğla'da bir çiftçi, toprak yol bozuk olduğu için servis aracı evlerinin bulunduğu yere giremeyince, okula gitmekte güçlük yaşayan 6 yaşındaki kızı için borç alarak 4 kilometrelik yolu yaptırmıştı.

“Bu ve bunun gibi olaylar toplumda tetikleyicidir. Biz de asla bir taneden ne olur demememiz lazım. O bir tane örneklerden biri olmamız lazım,” diyor Güler gözlerinin içi umutla parlayarak.